YENİLER >

İslam Tarihinde Kedilerin Yeri - Cem Nizamoğlu

İslam Tarihinde Kedilerin Yeri - Cem Nizamoğlu

Kediler insanlık tarihi boyunca ya tanrılar gibi tapılan ya da şeytan olarak görülüp eziyet edilen varlıklar olurlar. Özellikle Ortaçağ Avrupasında kedilerin ve kadınların şeytanla aynı saflarda yer aldıklarına inanılırdı; sonuç olarak yakıldılar, işkence gördüler ve akıl almaz şekillerde öldürüldüler; zira insanlar böyle yaparak kötülükleri ve hastalıkları durdurabileceklerini zannettiler. Örneğin kara ölüm olarak adlandırılan veba salgınında binlerce sayıda kedi katledildi; ama sonrasında bu vebanın daha da yayılmasına sebep oldu.

Diğer yandan, unutulmuş bir zaman dilimine ait başka bir resim daha da vardı ki; orada kedilere saygı duyuluyor, sevgi besleniyor ve itinayla muamele ediliyordu. İslam tarihine baktığımızda sahabelerden Ebu Hureyre(Kediler Babası) lakabından, Osmanlı’ya ait bir yüzük tutacağındaki kedi figürüne kadar kedilere dair sayısız kaynağa rastlayabiliriz; ancak günümüzde bunların çoğu göz ardı edilmiş ya da kaybolmuş durumdadır. Bu yazıda İslam tarihinde kedilerin yerinden ve onlara nasıl muamele edildiğinden bahsedip örnekler göstererek bu saygının özüne inmeye çalışacağız.

Sufiler üzerine birçok yazısı olan Annemarie Schimmel, Lorraine Chittock’un “ Kahire’nin Kedileri” adlı kitabının giriş kısmında bulunan yazısında enterasan bir olaya değiniyor: İngiliz Doğa Bilimci E.W.Lane 1830’larda Kahire’de yaşarken, bir sürü kedinin her öğle vakti mahkemenin bahçesinde toplandığını ve insanların onlara sepetler dolusu yemek getirdiğini görünce hayrete düşmüştü. Ona kadı’nın bunu yapmakla, Memluk sultanı El Zahir Baybars ‘ın 13. Yüzyıla kadar dayanan emirlerini yerine getirdiği söylenmişti. Kedileri çok seven bir hükümdar; Kahire’de ki kedilerin ihtiyaç duydukları ve sevdikleri şeyleri bulabilecekleri bir kedi bahçesi vakfetmişti. Bu bahçe zaman içerisinde satılıp el değiştirmiş, değiştirilip yeniden inşa edilmiş olmasına rağmen, hükümdarın bağışı hürmet görmeye devam etmiştir…”

Bu gelenek halen daha devam etmektedir. Bugüne kadar İslam Dünyası’nda bulunmuş ülkeleri ziyaret edenler; Kahire, İstanbul, Şam ve diğer bir çok şehrin sokaklarında ki sayısız kedinin varlığından haberdardırlar. Kedileri camilerde sıklıkla görebilmenin mümkün olması ve orada serbestçe dolaşmalarının tek sebebi fareleri uzak tutuyor oluşları değildir.

Diğer uygarlıkların tersine, kediler bir çok müslümanın dostuydu. Ev hanımlarından büyük alimlere kadar, sadece güzellikleri ve zerafetleri için değil, Pratik kullanım amaçları için de birçok kişi tarafından sevildiler. Örneğin Müslüman alimler kedileri için şiirler yazdılar zira onlar , kıymetli kitapları fare gibi hayvanların saldırılarından koruyorlardı.

Evleri akrep gibi öldürücü haşerelerden ve zararlı hayvanlardan korudukları için ailenin üyeleri ya da evlerin koruyucularıymış gibi saygı görüyorlardı. Daha da önemlisi, sadece arkadaş veya evcil hayvan olarak bakılmıyorlardı, aynı zamanda İbn Babşad’ın hikayesindeki gibi, kendilerini Allah’a adamış Müslümanlar için de birer ibret ya da örnek teşkil ediyorlardı:”Dil bilgisi uzmanı İbn Babşad, Kahire’deki bir caminin terasında arkadaşlarıyla oturmuş yemek yiyordu. Yanlarından geçen bir kediye birkaç lokma yemek verdiler; kedi parçaları alıp kaçtı, ve her seferinde yanlarına gelip yemeklerinden parçalar alıp gitti. Alimler merak edip, kediyi takip ettiler. Sonra caminin bitişiğindeki evin çatısına kedinin, verdikleri lokmaları kör bir kediye götürdüğüne tanık oldular. Kedi lokmaları dikkatlice kör kedinin önüne doğru koyuyordu. İbn Babşad, Allah’ın o kör kediye bahşetmiş olduğu rızkı görünce öyle imana gelmişti ki, bütün malını mülkünü yoksula dağıtıp 1067 yılına vefat edene kadar hayatının geri kalanını Allah’a tamamen teslim olarak, o kör kedi gibi yoksul ama arkadaşlarının yardımıyla huzur içinde geçirdi.”(Sözlü olarak 14.yüzyılın sonlarına doğru 1405 doğumlu Mısırlı ilahiyatçı ve hayvan bilimci Damiri’nin ağzından kaydedilmiştir.)

Bununla beraber yüzlerce sufi hikayesinde kedilere yer verilmiştir. Örneğin Şeyh Eşraf’ın okulunda disiplin getirmesinde yardımcı oluşundan ve kendini öğrenciler uğruna feda etmiş medresenin kedisi ya da 10.yüzyılda yaşamış Iraklı sufi Şibli’nin rüyasında bir kedi yavrusunun hayatını kurtardığı için bütün günahlarından arındığını görmesi gibi kedilerle ilgili bir çok güzel hikaye vardır. Hatta siyah kedi batı dünyasında uğursuzluk olarak görülürken, sufilerin dünyasında aksine uğurlu olarak kabul edilmiştir.

Bu hikayeler önemli mesajlar ve dersler vermektedirler. Sufiler sadece din adamı değildiler; onlar aynı zamanda dönemlerinde varolan tüm bilim dallarını inceleyen öğretmen, matematiki, astronom, doktor, psikolog, danışman gibi bilim adamıydılar da. Hikayelerinde astronomiden ve moleküllerden bahsederlerdi ki kedilerin mırıltıları eski hastanelerde hastaları iyileştirme amacıyla kullanılan sufilerin ritmik ilahilerine yani zikirlerine ilham olmuştur. Yüzyıllar sonra modern tıp, kedilerin mırlamalarında ki iyileştirici özelliği daha yeni keşfetmektedir. Bu konuyla ilgilenen Elizabeth Von Muggenthhaler konudan şöyle bahsetmiştir: “Kemik uyarımındaki en uygun frekansı tam olarak 25 ile 50 hertz olarak arasında seyretmektedir: bu kemiklerin gelişmesi ve kırıkların iyileşmesi aşamasındaki en ideal frekanstır..” Kemiklere iyi geldiği için bazı yerlerde, özellikle yaşlıların dizlerinin üstlerine kediler verilmeye başlanmıştır. Konuyla ne kadar bağlantılıdır bilemiyoruz ama Peygamber Efendimiz(SAV)’in sohbetlerinde kucağında bir kedi olduğuna dair günümüze gelen rivayetlerle bu kedilerin belki de bilmediğimiz nice yararları olduğu ihtimalini akla getirmiyor değil.

Kediler İslam sanatında da oldukça önemliydiler. Müslüman ressamlar ve de özellikle hattatlar, tercihen özellikle bu iş için yetiştirilmiş, kuyruklarında uzun tüyler olan kedilerden elde edilen kıllardan yapılan fırçalar kullanırlardı ki, bu fırçalar şeffaf olmayan, mücevherimsi ve fevkalade renk tonları ortaya çıkarırlardı. Belki bu fırçalardan çıkan bir kedi minyatürü örneğini de aşağıda verelim: Kediler Müslümanlara her açıdan ilham olmuşlardır bu yüzden kedi figürleri kullanılan birçok İslam sanatı eseri vardır.

Selçuklular’dan kalma bronz tütsü yakacağı. Cafer ibn Muhammed ‘Ali Korasan tarafından yapılan, 1181-1182’den kalma bir kedi figürü. Tütsünün içeriye sokulabilmesi için kedinin başı çıkartılabiliyor. İşlemeli gerdanlık kısmı, kokunun dışarıya yayılabilmesi için birkaç yerinden deliklerle bezenmiştir. Sırt boyun ve göğüs kısmı da yine kokunun dışarıya yayılabilmesi için deliklerle donatılmış. Kedinin göğüs kısmına, Kufi Arapçasında “yiğitlik, güç ve zafer” anlamına gelen harflerle işlemeler yapılmıştır.

Kedilere duyulan sevgi ve saygı sadece sanata değil, efsanelere de konu olmuştur. Bu efsaneler bazıları tarafından “hurafe” olarak adlandırılsa da mitlerin bilimsel olarak eski insanların günlük yaşamları hakkında ipuçları verdikleri ortadadır. Mesela Samuel M.Zwemer’ın “İslam’da Doğacılık Etkileri:Popüler batıl inançların sebepleri kitaplarında şu notlar vardır. İyi ruh anlamına gelen Karina’nın çok eskiden kedi gibi evcil bir hayvanın şekline büründüğüne inanılırmış. Bir diğer batıl inanış da karinanın özellikle akşam vakitlerinde bir kedi silüetine büründüğüdür ki, zamanında ne kıptiler ne de müslümanlar hava karardıktan sonra kedilere kötü davranmaktan korkarlarmış. Bir çok hikayeye göre kedilere kötü davrananların başlarına kötü işler geldiğine inanılırmış. Bu hikayeler eğitimli kişiler tarafından dahi inanılıp aktarılmışlardır.

Şah İsmail Safavi’nin efsanesinde, İsmail’e kutsal ilhamını veren vesile, mucizevi bir kedidir.: Onun yanında her zaman bir kedi vardır ve her kim ki o kediye zarar getirirse ona yazıklar olsun. İsmail’in tıpkı dünya gibi yuvarlak olan 365 ya da 366 adet girişi bulunan ve her sabah, kapıdan bir kedi geçmedikçe açılmayan bir çadırı vardır.. Öyle söylenir ki, bu kedi de bir çok mucize ortaya koyan ve İsmail’e öğütler verip rehber görevi gören bir ruh vardır.. (Ortaçağ Hristiyanlığında ki İslamiyet algıları, makaleler kitabı, John Victor Tolan, Londra/New York: Routledge,2000).

Evet, kediler islamiyet tarihinde sanattan edebiyata, giysilerden madeni paralara, aksesuarlardan halılara, hikayelerden efsanelere kadar müslümanların hayatlarının bir çok yerinde rol almaktadırlar. Hatta islam medeniyetlerinin bilim tarihinde de örneklere rastlamak mümkündür. Mesela 9.yy’da yazılmış “Kitab Al Hayavan(Hayvanlar Kitabı)” isimli ilmi bir kitaba konu olmuştur. Mehmet Bayraktar kitabın öneminden şöyle bahseder: “Hayvanlar Kitabı bir çok çalışmaya konu olmuş, sonra ki müslüman bilim adamlarında büyük etkiler yaratmış, ve onlar üzerinden de birçok Avrupalı düşünürü ( özellikle Lamarck ve Darwin’i) etkilemiştir.Ayrıca çok sonraları hayvan bilimi üzerine yazılacak olan bir çok kitaba da kaynaklık etmiştir. El- Cazıh’ın birçok cümlesi İhvan el Safa ve İbn Miskeveyh tarafından alıntılanmış, kitaplarının bir çok parçası Zekeriya el Kazvini (1203-1282)’nin Acaibul Mahlukat” adllı kitabında, Mustaufi el Kazvini’nin (1281-?) “Nezhetü’l Kulub” adlı kitabında ve el Damiri’nin Hayat Al-hayavan” adlı kitabında kaynak olarak gösterilmiştir.”

Bir aslan inek leşinin bağırsaklarını yerken. Aslanları kedi familyasından gören bu yazım sadece çizimi tasvir etmekle kalmıyor aynı zamanda enteresan bir tavsiye de de bulunmaktan sakınmıyor: “ ve kedilerin, av canavarına olan benzerlikleri öyle karlı bir iştir ki, savaş anında fillerle başa çıkabilmenin en iyi yolu bir torba dolusu kediyi serbest bırakıvermektir.( el- cahız, Hayvanlar kitabı, kahire, 7 cilt, 1323-1324).

Hala da günümüz bilim adamlarını etkilemeye devam etmektedir. Örneğin, Profesör Dr. R. Kruk “ bir kedinin haritası” sunuş açılış konuşmasında, Kitab al Hayavan-ı da içeren bilimsel referanslardan ve islami metinlerde ilham almıştır. Bu kitaplar aynı zamanda modern bilimin zooloji, biyoloji, evrim teorileri, tıp, veterinerlik, anatomi ve benzeri dallarında yapılan araştırmalarında da kültürel geçit görevi görmüşlerdir.

Bununla birlikte, islam tarihinde hayvanları korumak amacıyla açılmış bir çok kuruluş, dispanser ve yardım derneğinin kaydına rastlamak da mümkündür, bunların arasında kedilere sahip çıkan kedi evleri de vardır.

Şunu eklemek gerekir ki Batı, Doğu’dan sadece bilim, sanat ve çeşitli mallar getirmekle kalmamış, aynı zamanda İslamiyet’in başladığı topraklardan o zamanlar refah süren kediler de getirmişlerdir. Örneğin önceleri Birleşik Krallık’ta saf vahşi kedi cinslerine sadece bir tanesine İskoçya’da rastlanırken, günümüzde tüm birleşik Krallık’ta milyonlarca kedi yaşamaktadır.

Kedilerin islam tarihindeki yerini bu gibi kısa yazıyla anlatmak neredeyse imkansız. Peki müslümanların tarihe yansımış olan kedilere saygısı ve sevgisi nereden gelmekteydi?

İslam dünyasında kedilerin saygı görmesi ve korunması tabii ki peygamberimiz Hz.Muhammed tarafından sevilmeleriydi. Kaynaklarda, Hz. Muhammed ile kedileri içeren sayısız kayıtlar vardır. Peygamberimizin kedilere gösterdiği tutum sayesinde kediler Müslümanlar arasında da kabul görmüştür.

Hz. Muhammed insanlara, evcil hayvanlarına özellikle kedilere ailelerinin birer üyesiymişler gibi davranmalarını tavsiye ederdi ve bununla onlara iyi bakmalarını kastediyordu. O, sadece sözleriyle değil, davranışlarıyla da etrafındakilere oldukça iyi bir örnek bir insandı. Bu örnek davranışlar öyle popüler oldular ki, zamanla destanlaşan birer hikayeye dönüştüler. Bunlardan en meşhur olanı Hz. Muhammed’in en sevdiği kedisi olan Müezza ile ilgilidir. Hz. Muhammed ezan sesini duyunca üzerine hırkasını giymeye gider ve kedisinin hırkanın kollarından birinin üzerinde uyuduğunu görür. Kedisini uyandırıp rahatsız etmemek için hırkasının kolunu keser ve onun uykusuna devam etmesini sağlar. Geri döndüğünde Müezza uykusundan uyanır ve Hz. Muhammed’in önünde saygıyla eğilir. Peygamberimiz de onu üç kez okşar. Hz. Muhammed’in evinde yakınlarına vaaz verirken Müezza’yı kucağında tuttuğuna dair inanış da yaygındır.

Hem peygamberi izleyenler, hem de peygamberin kendisi, kedilerin varlığından çok hoşnutturlar. Örneğin 7. Yüzyılın başlarında peygamberin yakın arkadaşı ve en önemli hadis hadis aktaranlardan biri olan sahabeden Abdurrahman b. Sahr(ra), peygamber tarafından Ebu Hureyre (kelime anlamıyla yavru kedilerin babası) lakabını almıştı. Hatta bu lakap adının önüne geçmiştir ve gerçek ismi bugün bile kaynaklarda net olarak geçmemektedir.

İngilizce dilinde “cat” yani “kedi” kelimesi Arapça “kit” kelimesinden gelmektedir, ancak küçük erkek kedilere hureyre denilmektedir.

Bunun yanında peygamberi ölümcül bir yılandan koruyarak onun hayatını kurtaran kediyle ilgili de bir efsane de anlatılmaktadır. Hikaye Annemarie Schimmel tarafından şöyle aktarılmaktadır: “ Ebu Hureyre’nin her zaman çantasında taşıdığı kedisinin peygamberi ölümcül bir yılandan nasıl koruduğuna dair anlatılan hikayenin çeşitli versiyonları bulunmakta. Hz. Muhammed ou sevip okşadığı içindir ki, parmaklarının izleri şimdilerde bile birçok kedinin alnında dört adet koyu renkli çizgi şeklinde belirtmektedir. Ve peygamberin elleri onun sırtını sevip okşadığındandır ki, kediler asla yere sırt üstü düşmeyeceklerdir.”

Kediler, Müslümanların günlük hayatlarının bir parçası idiler: Eski zamanlardan beri Araplar kedileri evcil hayvan olarak beslediler. Kediler o dönem ki Arapların hayatına o kadar girmişlerdi ki, deyimlerinde bile yer almıştı, yoksa Hz. Ayşe anamızın peygamberimizin ölümünden sonra yalnızlığını niyaz etmek için kediler bile beni yalnız bıraktı sözüne anlam veremezdik.

Fıkıh kitaplarında bile kedilere rastlayabilirsiniz. Kediler öyle temiz hayvanlardır ki, muteber anlatımlara göre, namaz kılacak kişi kedinin içtiği sudan abdest alabilir. Ancak günümüzde bazı insanların peygamberin tavsiye ve geleneklerine karşı gelerek, bir takım batıl inançlarla kedilere işkence ettikleri ve onları zehirledikleri bilinmektedir. İslam dininde bu tür davranışların ahiretteki akıbetinin ağır olduğunu belirtmekteydi. Islamiyet kedileri sevilecek ve güzel görülecek canlılar olarak çok özel bir yerde tutar ve onlara zulmetmek en büyük günahlardan biridir.El- Buhari bir hadis-I şerifte, kedisini kilitleyip aç bırakan ve serbest bırakmayıp kendi kendisini beslemesini engelleyen bir kadının, Hz. Muhammed tarafından cehennem azabıyla uyarıldığını aktarır.

Peygamberin kedilere olan sevgisi ve onlarla olan dostluğu hakkında birçok kayıt vardır. Halk arasında bilinen ‘kedi sevgisi imanın bir parçasıdır’ hadisi ne kadar sahih olmasa da, peygamberimizin kedilere olan düşkünlüğünün avama nasıl yansıdığını çok güzel tanımlamaktadır. İslamiyette sadece kediler için değil; at, deve, arı, karınca, hatta sinekler için bile kaynaklar bulunduğunu da belirtmeliyiz.

İslam dininde kedilerin ve diğer hayvanların esas yerini anlamak temel olarak Hz. Muhammed’in hayatı olan Kur’an-ı Kerim’in kendisini anlamaya dayalıdır. Kur’an-ı Kerim’de hayvanlarla ilgili ayetler vardır ve buna bağlı olarak insanların sorumluluklarıyla ilgili denge, adalet, merhamet göstermek, islam ahlakının esaslarından biri olduğu apaçık ortadadır diyebiliriz. Yazdıklarımız kısıtlı olsa da peygamberimiz, Allah’ın yarattığı tüm canlılara merhameti öğretir ki bu sadece peygamberimizle başlayan dönemle kısıtlı değildir. Kur’an-ı Kerim’in mesajı ve özü, Allah’ın göndermiş olduğu tüm peygamberlerle çağlarla yansıtıldığını da merhamet inananların karakterine yansıtılmıştır ve bu yüzden okuyucular Kuran-ı Kerim’de ne anlatıldığını bir bütün olarak algılamalıdırlar, zira İslam sadece sözlük anlamında ki gibi “Hz.Muhammed’in yaydığı din” demek değildir. İslam aynı zamanda “ Tüm alemleri yaratan Allah’a giden doğru yol” anlamınada gelir ki bu işlediğimiz konu sadece Peygamber efendimizden günümüze kadar olan tarihi değil, tüm dünya tarihini ve ötesini de kapsamaktadır.

Lakin bu yazı, sadece islam dünyasının çeşitli dönemlerinde yaşamış olan halkların kedilerle ilgili ilan bazı kayıtlı kaynakları verebilmektedir. Bu dönem, Allah’ın elçisi Hz. Muhammed’in peygamber oluşuyla başlayıp sonra onun yolundan gitmiş olan insanlarla birlikte devam edecektir.

KEDİCİ AŞKINA ARA

EN YENİLER

TÜRKİYE'NİN KEDİ HASTANESİ

KEDİCİ FACEBOOK

KEDİCİ TWITTER