YENİLER >

Mutfağımdaki Kaplanlar - Müjde Dural

Mutfağımdaki Kaplanlar - Müjde Dural

İlkokuldaydım. Kendimi bildim bileli kedici ve hayvan severdim. Yalan olmasın çok korktuğum yılan, timsah, köpek balığı, akrep vs. gibi hayvanlar hariç. Kütüphanedeki kitaplar arasında bol fotoğraflı bir “Hayvanlar Ansiklopedisi” vardı. Roman okur gibi baştan sona okurdum. Yaşanmış hikayeler de vardı. Bu hikayelerin bir tanesi sonradan filmi de çekilen ünlü 'Hür Doğanlar' (Born Free) ve diğeri 'Mutfağımdaki Kaplanlar' isimli bir hikayeydi.

Hür Doğanlar, Elsa isimli bebekken alınıp, büyütülen aslan yavrusunun öyküsüydü. Okumaya doyamazdım. Mutfağımdaki Kaplanlar’ı da okumayı çok severdim. Aklımda kaldığıyla anlatıyorum: Olay ABD’de geçiyordu. Kocası hayvanat bahçesinde çalışan bir kadının ağzından anlatılıyordu. Bir gün eşi eve üç minik kaplan yavrusuyla geliyor. Anneleri ölmüştü ya da bakmayı reddediyordu. O kadarını anımsamıyorum. Kadın bu yavrularla geçen günlerini anlatmıştı. Üçünü de biberonlarla besliyor, üçü de afacan. Sürekli oynuyorlar, banyodan havluları alıp yerlerde sürüklüyorlar, mutfağa da geliyorlar, onu bunu kırıyorlar. İkisi kadının önüne geçip maskaralıklar yapıp onu oyalarken, üçüncü pusu kurup aniden arkasından atlıyor! Ben okudukça “Ah” ediyorum. Nasıl imreniyorum. Kadın artık mutfakta rahat bıraksınlar diye camlı bir kapı var ve o camlı kapıyı kapatıyor. Bu seferde üç yaramaz, camlı kapıya yan yana dizilip, ağlıyorlar. “Bizi içeri al!” diye. Bir tanesinin ismi galiba Dakar’ dı. Diğer ikisi de Bengal ve Delhi ya da benzer isimlerdi. Bunlar kaçınılmaz şekilde büyüyorlar ve mecburen tekrar hayvanat bahçesine geri gönderiliyorlar. Çünkü yetkililer evde üç kocaman kaplana bakmalarını yasaklıyor. Kadıncağız çok üzülüyor hayvanat bahçesinde bakıcılık işi buluyor. Onları bol bol görmek için. Yetkililer kadına “Ne olur, ne olmaz artık kafesi temizlerken kapıyı kapatın. Belki size zarar verir.” diyorlar. Kadın bir gün kapıyı kapatmayı unutuyor. Arkasını dönünce, artık 3 yaşına gelmiş, kocaman Dakar’ın yüzüyle burun buruna geliyor. Ve Dakar sevinçle yere yatıp yuvarlanıyor, kadının yüzünü yalıyor. O hikayeyle büyüdüm. Ve hep “Ah, benim de mutfağımda yan yana dizilip üç kaplan ağlasa. Hatta birine de razıyım” derdim. Tabii hayal.

İlkokulda okuduğum ve çok imrendiğim bu hikaye 52 yaşımda gerçek oldu. Prenses isimli çok sevdiğim kedi kızımı 18 yaşında toprağa vermiştim. Artık başka kedi almam, çok üzülüyor insan. Ayrıca bakacak ömrüm olmayabilir diyordum ki, sokağımızda minicik bir kedi yavrusu buldum. Yemyeşil gözleri, gözlerinin yanındaki ve kolundaki kaplan çizgileriyle, artık benim de mutfağımda minik bir kaplan vardı. Üstelik evde beslenmesi yasak da değildi. Aynı o kadının kaplanları gibi biberonla büyüttüm. Her gün bir şeyler kırdı, hiç kızmadım, ondan kıymetli mi? Aynı o kadının kaplanları gibi buzdolabının üstüne, dolapların üstüne hatta kombinin üstüne bile çıkıyordu. Onlar gibi nevresimleri filan alıp yerlere atıyordu. Çekmecelerin içinden kazaklarımı çıkartıyor, içine kendisi giriyordu. Masanın altına gizlenip, pusu kurup tıpkı o kaplanlar gibi aniden önüme çıkıp atlıyordu. Kapı kapatırsam aynı o kaplanlar gibi ağlıyordu. Bücürük ismini verdiğim küçük kaplanım şimdi 10 yaşında. Resmi bu. Bakın bakalım minik bir kaplan mı, değil mi? Galiba bütün tekirler minik birer kaplanlar. Sarmanlar da minik birer aslanlar.

Zaten Francois Joseph Meyer ne demiş? “Tanrı, kaplanı sevebilmemiz için kediyi yarattı.”

KEDİCİ AŞKINA ARA

EN YENİLER

TÜRKİYE'NİN KEDİ HASTANESİ

KEDİCİ FACEBOOK

KEDİCİ TWITTER