YENİLER >

Salih Güler Röportajı - Ali Necati Koçak

Salih Güler: “Kedi Estetiğin Simgesidir.”

Salih Güler 1959 doğumlu. 1960’dan beri Ankara’da yaşıyor. Gazi Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nden mezun oldu. Aile şirketinde üst düzey yöneticilik yaptı. 2004 yılında emekli oldu. Fotoğraf çekmeye 2002 yılında tesadüfen başladı. Yurtta ve dünyada 50’ye yakın önemli ödülü, 100’ e yakın sergilemesi var. Bir fotoğrafı National Geographic Asia tarafından 2006 yılında “The Rising Star” ödülünü kazandı. Bir başka fotoğrafı 2008 yılında 64 ülkenin katılımı ile her yıl yapılan “The Spider Award” yarışmasında binlerce fotoğraf arasından “en iyi siyah beyaz fotoğraf” seçildi. Uluslararası Fotoğraf Sanatı Federasyonu’nun AFIAP ünvanına sahip. Beril Güler ile evli. Ankara’da yaşıyor.

Bize kendinizden bahseder misiniz? Kedilerle tanışıklığınız ne zaman başladı?

Çocukluğumdan itibaren kedilerle beraber yaşayarak büyüdüm. Ailede herkes kedi sever. Kedilerimiz hep ailenin diğer fertleri olmuştur. Zeynep ablam hâlâ evinde 12 kedisiyle beraber yaşıyor. Onu kedisever bildikleri için herkes kapının önüne yenilerini koyuyor. Böyle bir ailede yetiştim ben. En büyük şanslarımdan biri, eşimin de kedi sevmesi oldu. Çevremde hayvan sevgisini ortaya çıkartmayan, bir hayvanla, özellikle bir kedi ile yaşamı paylaşmanın nasıl anlamlı olduğunu bilmeyen bir dolu akrabamıza, dostumuza bu sevgiyi aşıladık. Kedisiz, hayvansız bir hayat düşünemiyorum. Onlarda belki de kendimi buluyorum. Sanırım bundan önceki yaşantımda “kediydim” diyorum, çok mutluyum onlarla.

Kedi fotoğraflarını çekmeye nasıl başladınız?

Evlendikten sonra bir beyaz kedimiz vardı. Ankara kedisiydi, Atatürk Orman Çiftliği Hayvanat Bahçesi’nden almıştık. Eşimin ailesi istedi, İstanbul’a gönderdik. Sonra bir İran kedisi aldık. Çok kötü şartlarda Türkiye’ye getirilmiş el kadar bir yavruydu. Hastaydı ve tedavi için Ankara’da götürmediğimiz yer kalmadı. Devamlı ishal, hasta, halsiz ve zayıftı. Gözlerini açamıyordu. Veterinerlik Fakültesi’nde çok uzun süre tedavi gördü ve özenli bakımımızla yaşattık onu. Erkek zannetiğimiz için Japon çizgifilm kahramanı Tsubasa koyduk adını, sonradan dişi olduğunu anladık. Toplam sekiz tane yavrusu oldu. Yavruları, iyi bakacağına inandığımız dostlarımıza verdik. İlk yavrular doğduktan sonra onların fotoğraflarını çektim. Sene 2002-2003, dijital makineler de yeni çıkmıştı o zaman. Çektiğim fotoğraflar oldukça ilgi gördü; onları yabancı internet sitelerinde bile görmeye başladım. “Galiba yeteneğim var” deyip zamanımın çoğunu fotoğrafa ayırdım. Fotoğraf maceram kedilerle, Tsubasa’nın yavrularıyla başladı kısaca. Daha sonra Amasya’ya giderken Bartın çayı içine sokulmuş Traktör römorkunun üzerinde halı yıkayan kadınları, yüzen çocukları görüntülediğim bir kare önemli bir yarışmada birincilik kazandı. Fotoğraf çalışmalarımda kediler önümü açtı, bu yarışma derecesi de beni teşvik etti.

Fotoğraf objesi olarak kediyi nasıl görüyorsunuz?

Kedigillerin hepsini, sokak kedileri de dahil olmak üzere inanılmaz estetik buluyorum. Doğal yaşam biçimleri “estetiğin doğallığı”nı olduğu gibi yansıttığı için bana büyük keyif veriyor. Saatlerce seyretsem yine de sıkılmam görüntülerinden, hareket ve yaşam biçimlerinden. Fotoğraf ise benim için bir anlatım biçimidir. Soyutlama çalışmalarımın haricinde çoğu çalışmamda “canlı” ya da “canlı izi” kullanırım. Estetiğe, güzelliğe ve leke dağılımındaki armoniye, yani ritme önem veririm. Aslında fotoğraf çalışmalarımı ikiye ayırmakta fayda var. Sanatsal ve mikrostok çalışmalar. Leonardo da Vinci, kedi için de “doğanın başyapıtı” tanımını yapıp, “minik bir kedi yavrusu bir sanat şaheseridir” demiştir. Kadrajında sokak hayvanları ya da onlardan bir ipucu gördüğüm kareleri severim, bir de tam yerinde kullanıldıysa, çok etkilenirim gerçekten. Fotoğraf Sanatçısı Arif Aşçı’nın “İstanbul’un Sokak Kedileri” kitabındaki fotoğraflarında olduğu gibi. Benim için kediler, sanatsal anlamda “estetiğin simgesi” olmanın yanısıra, karakter yapıları, hükmedilmezlikleri ile de büyüleyicidir. Asla taviz vermemeleri, bulunduğu ortamın lideri yapar onları; bu yüzdendir ki hep yüksekleri severler, yukarıdan bakarlar etraflarına, yukarıdan bakmak isterler hep insanlara, hayvanlara. Bence de kediyi seven insan, her şeye estetik bakar. Hayatı farklı algılar ve genellikle de pozitif insanlardır. Kedi ile yaşayan insan, egosunu bir kenara bırakmıştır. Kedi ile yaşamak özveri gerektirir ve bu özveri karşılıksızdır. Karşılıksız birşey yapmak da sevginin gerçek tanımıdır. Kedi de sempatik ya da güzel gözükme kaygısı asla yoktur. Ernest Hemingway’in dediği gibi “kedinin duygusal dürüstlüğü tamdır. İnsanlar çeşitli nedenlerden duygularını saklayabilirler, ama bir kedi asla.” Ticari olarak mikrostok sektörü için çekip yurtdışına gönderdiğim fotoğrafların büyük kısmında ana obje olarak kediyi kullandım. Bazıları dergi ve kitaplara kapak bile oldu. En son Sam Stall’ın “Uygarlığı Değiştiren 100 Kedi - Tarihte En Çok Sözü Geçen Kediler” (100 Cats Who Changed Civilization ) kitabının kapak fotoğrafı olarak benim çalışmam kullanıldı.

“Kötü kedi fotoğrafı olmaz” derler, katılıyor musunuz?

Kesinlikle olmaz, gerçekten öyle. Mikrostok sektörü için çekip sattığım fotoğraflar için alıcıların istekleri farklı olabiliyor. Stüdyo ortamında kedi fotoğrafı çekmek gerçekten çok zor. Patlayan flaşların makineniz ile senkronize olması, belli enstantaneyi tutturmanız, kedinin uyumaması ya da fazla hareketli olmaması, arka zeminin temiz olması; bunları sağlamak için de en az üç kişi ile çalışmak gerekiyor. Bir defasında anneleri ile birlikte 6 tane yavru Siyam kedisi çektim. Hepsini tek kadrajda görebilmek, ancak 4 kişinin desteği ile mümkün oldu. Kedinin bulunduğu her kadraj mükemmel olduğu için, ben de teknik anlamda yeterli olan çekimlerin hepsinde güzel neticeler alıyorum.

Çektiğiniz fotoğrafları alanlar nerelerde kullanıyorlar, bilginiz var mı?

Bugün toplam 50 bin civarında kedi ve köpek fotoğrafım var. Bunlardan 2 bin tanesi Istockphoto’da sergileniyor. Bu fotoğrafları kimlerin kullandığını bilmek mümkün değil. Tesadüfen rastlarsanız bilginiz oluyor. Tabii internette aratıp bulmak da çok mümkün değil. Bir İngiliz komedi dizisi olan “It Crowd”da kullanmışlar mesela. Bir elektrik süpürgesi ambalajında, kedi mama ambalajı ve aksesuarlarında, Facebook hediye modülünde, Whiskas mama reklamında, haberlerde ve web sitelerinde sıkça kullanılıyor. Hayvan fotoğraflarının yanısıra yine aynı yerlerde sergilenen farklı çalışmalarım da var elbette; kedi köpek çekimleri ile kendimi sınırlamış değilim. Mikrostok sektöründe kedi köpek serisi çekmiş fotoğrafçılar arasında üst sıralarda olduğumu sanıyorum. Çok daha profesyonel çalışanlar var. Her türlü hayvanı beyaz fon önünde çekmiş olanlar var. Yaşadıkları şehirdeki hayvanat bahçeleri ile anlaşmaları var, çalışmaları mümkün olabiliyor. Ben de bazen Atatürk Orman Çifliği Hayvanat Bahçesi’ni gezerim; oradaki büyük kediler çok ilgimi çeker, çok da üzülürüm çok daracık yerlerde yaşamalarına. Orada gebe bir Puma vardı. Doğumunu dört gözle bekledim ve yavrular 2 aylık olduğunda fotoğraf çekmekten ziyade yakından görmek beni çok daha fazla mutlu etti. “Avatar” filmini izlediyseniz orada canlıların gözlerinden kuyruklarına, tıslamalarına kadar tamamen pumadan ve kedigillerden etkilenilmiş olduğunu fark etmişsinizdir. Kedi köpeği birlikte çalıştığım fotoğraflarım da var. Beraber çekemiyorsanız ayrı ayrı çekip beyaz zeminde birleştirmek mümkün, ama esası birlikte çekebilmek.

Hayvanları nerden buluyorsunuz, nasıl çalışıyorsunuz?

Ben her ne kadar Türkiye’deki gibi hayvan satışına çok karşı olsam da, petshop sahibi arkadaşımdan emanet alıyorum ve kompozisyonu destekleyici çeşitli malzemeler ya da kostümlerle değişik formlarda çekimler yapıyorum. Yakın bir zamanda sokak kedilerini de stüdyoma taşıyıp onları da fotoğraflayacağım.

Hayvanlarla bu kadar içli dışlı bir hayatta unutamadığınız anılarınız vardır tabii…

Olmaz mı, hem de çok var. Bunlardan önemli bir tanesini sizinle paylaşmak isterim. Bir akşamüstü Çayyolu’nun ana caddesinde otomobil ile gidiyoruz. Yolun ortasında genç bir kız ayakta hareketsiz duruyor. Yaklaştık, bir şeyi korur gibiydi. Yere baktık bir kedi, araba çarpmış ve kaçıp gitmiş, çenesi, kaburgaları dağılmış, inanılmaz kötü durumda. Kucakladığımız gibi en yakın veteriner polikliniğine götürdük. Çenesi birkaç yerden kırılmış damağı parçalanmış “buna bir şey yapamayız, uyutalım isterseniz acı çekmesin” dediler. Karşı çıktık. Birkaç gün acilde kaldı. Düzelmeyeceğini anlayıp, hemen başka bir veteriner hekim arkadaşımıza götürdük. Bir ay içerisinde 4 ameliyat oldu, düzeldi, ve yaşadı. Datça’da yaşayan emekli bir elçi varmış. Birçok kediye ev sahipliği yapıyorlarmış. İyileşince oraya gönderildi. Buna benzer zor durumda birçok sokak hayvanına yardımcı olduk, olmaya da devam ediyoruz.Yanımızda sürekli kuru mama bulundurur, sokaklardaki sahipsizleri doyurmaya çalışırız. Herkesten, özellikle yapmalarını istediğim birşey olacak. Sıcak havalarda her sokağa her balkona su kabı koymalı, onları susuz bırakmamak gerekir. Türkiye kent ve kırsal coğrafyasında yetkili ve sorumlu kurumlar tarafından çözülemeyen ve bilimsel yollarla çözülmesine ise hiç yanaşılmayan sahipsiz hayvan sorununun bir an önce çözülmesini, bilhassa yerel yönetimlerin, belediyelerin bu konuda daha hassas davranmalarını sabırsızlıkla bekliyoruz.

Çalışırken başınızdan geçen hoş şeyler oluyordur…

Bir tane yavru kara kedi gelmişti, inanılmaz hareketli ve yerinde durmayan cinsten. Still life masanın üzerine koyduk, tam çekim yapacakken aniden gaz çıkarttı. Ben hayatımda böyle kötü bir kokuya rastlamadım. Ufacık bir vücuttan o koku nasıl çıktı anlamak mümkün değil. Çalışma odamın içine yoğun olarak saldığı gaz bir insanı bayıltacak yoğunlukta idi. Koku çıkmadığı için çalışma odamın camı hâlâ açık durur.

Fotoğraf sergisi açtınız mı?

2003 yılında Devlet Opera ve Balesi fuayesinde “dance of light” isimli sergimi açtım. O zamanlar çalışma alanım olan dans fotoğraflarımı sergiledim. 2005 yılında ise AFSAD (Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği) üyesi Burak Güvenç, Hakan Görgün arkadaşlarım ile birlikte Hasanoğlan Köy Enstitüleri Kuruluşu kapsamında karma bir sergi açtık. Gerek yurtiçi gerekse yurtdışında sanırım 100 civarında karma sergide eserlerime yer verildi. Bundan başka, çeşitli şehirlerde data projeksiyon ile “sanatsal” gösteriler yaptım. Yurtiçi ve yurtdışından da birkaç workshop ve gösteri teklifi aldım, umarım zaman bulabilirim bunları yapmak için.

 

Salih Güler'in kedileri

Aliş 2006 Ankara Güzelidir. Armada AVM’de bir yarışmada birinci oldu; kazandığı ödülleri sokaklarda yaşayan kardeşlerine dağıttık. Tsubasa’nın ilk doğumunda 3 yavrusu oldu; biri gri, biri sarı, biri siyah. Çok güzel annelik yaptı. Aliş de çok iyi babaydı. İkinci doğumdaki yavrulardan biri beslenemiyordu, eve yoğun bakım ünitesi kurduk sanki, oksijen tüpleri getirdik, küvez yaptık, ağızdan besledik ama yaşattık onu. Şimdilerde bir arkadaşımızla beraber İzmir’de yaşıyor. Sevgi, şefkat ve saygıyı sadece evlerde birlikte yaşadıklarımıza değil, tüm sokak kedilerine, tüm hayvanlara göstermemiz gerekir. Ben kedisiz bir sokak hayal edemiyorum. Uzun zaman Ankara Bahçelievler’de yaşadım, orada sokak kedileri çok fazlaydı. Her sokağın kedileri kendi sınırlarını çizerdi, dışarıdan bir taciz olduğunda çatışma bağırtılarını duyar, ayırmaya çalışırdık. Mart aylarında ise farklı kedi sesleri kaplardı sokakları. Alışmıştık mahalle yaşantısında birlikte yaşamaya, üzülürdük bir kedimiz kaybolduğunda, hemen fark edilirdi çünkü. Su kapları eksik olmazdı, kasaptan aldığımız “kedi payları”nı ise hiç unutamam. Sahi kasap, manav, bakkal kaldı mı ki hayatımızda, sokak kedileri kalsın… Şimdi yaşadığımız Çayyolu semtinde ise Ankara’nın büyük bir çoğunluğunda olduğu gibi kedi göremiyoruz. Birkaç tane kulağı küpeli köpek dışında, kuş bile yok!... İstanbul’daki sokak kedilerine hayranım, orada mahalle kavramı henüz yitirilmemiş.