YENİLER >

Pencere Önün Kedi, Seninki Benden Kedi - Çağla Ayhan

Pencere Önün Kedi, Seninki Benden Kedi - Çağla Ayhan

Pencere önü; kapı ardı, yatak altı veya çekmece köşesinden farklı olarak, göz önünde olmasınların değil, bilakis sahibinin gözü önünde olsunların dizile-geldiği sahibine keyifli bir mekandır. Haneye dair içerden dışarı ipucu taşır, çocukluktan bilmedik zillere basa basa, hani kaça kaçmaya geçemeyenlere.

“Keyif, ipucu ve gözönü” demiş bulunmuş artık yazan, belli ki bahis yine dönüp dolaşıp kediye gelecek. Bu kez pencere önünden...

Pencere önünde kedi olmak, camın ardından canlı yayın yapmak yani, ciddi bir takip işidir. Pek bizim alışa geldiğimiz takiplere de benzemez. Bir defa sabit bir noktaya uzun uzadıya ve başka hiçbirşeyi, burun dibi dahil, umursamadan bakakalmayı gerektirir. Bu, gözün şans eseri bir objeye takılıp kalmasından ziyade –bizde gözün dalması olarak bilinip, gözün bu durumda çıkışta bir misafiri de elinden tutup getireceği yaygın beklentisi ile karşılanan durumun aksine– evrenin şans eseri kediye takılması olarak ifade edilse yerinde olur. Kediler memnun kalır, anlamında. Yoksa insan dediğin okuldan aç, pazardan doymuş, alışveriş merkezinden olmuş, gezdiği yerden hediyelik eşyayla, daldığı yerden de misafirle dönen, kendi kendine memnuniyet hissi körpe ve sınıfta kalmış bir canlıdır.

Nerede kalmıştık, kusursuz odaklanma... Kusursuz, etraftaki başka herhangi birşeye temkinsiz odaklanılan bu canlı hareket ettiğinde, görüş alanını yeniden konumlar kedi, gidenin peşinden yan odanın penceresine, oradan bir yandaki odaya, her odada yeniden, pencere önünde, görmecesine delicesine koşarak. Derken evin odaları biter, giden artık pencerelerden kaybolur. Kedi durumu kabullenip, “yine gözden kaçırdık, neyse bir dahaki sefere artık” diyerek boynunu büküp penceresine geri döner sanıyorsanız, aldanırsınız. Aksine pencere önü kedisi, artık pencereden göremediği anda gideni, dönüp arkasında arar. Öyle ya, peşisıra o pencere senin bu pencere benim takip ettiği şey artık görünmüyorsa evin bu son penceresinden de, nereye gidecek, olsa olsa gelip ardına saklanmıştır. Görüş alanından çıkan herşey için dönüp ilkin arkasına bakar, yanıbaşındaki gölgesine. Sobe !

Köyün en son çitinde dünyanın bittiğine inanan Ünzile’yi evin son penceresinden buyur eder anlayacağınız. Gözden kaybetmeyi göze alamadığından, mümkünse suçu üstüne alır. Yoksa, kilometrelerce uzağa da bırakılsa, gerisin geri usul usul yürünen o eve dönüş yolu, narsistik yaralanmanın öfkesiyle değil, nasıl gözden kaybederim sorumluluğuyla, sahibinin gönlünü almak üzere alınan bir yoldur. Kalıbına göre sadece gözü değil, gönlü de büyüktür de; gelmiş geçmiş tüm kayıplarını biriktirdiği gölgesi küçücüktür, güneşe sevdasından...

Sen Güneş’in en tepede olduğu saatlerde, gölgeler kısa ve sana en yakınken ne güzel, sereserpe uzanırken gölgenle sarmaş dolaş; insan o saatlerde sokağa çıkmaz Kedi.. Tercihi gölgesinin dalga geçilebilir büyüklükte olup nihayetinde bir oyun olmasıdır, gerçeğe kayıt düşmesi değil.

Üstelik, ruhuyla göremediği yetmezmiş gibi, insan bir de bedeninin gözünden hastalanır Kedi. Görme alanı daralır, kimi zaman etraftan, kimi zaman merkezden. Etraftan daralan hasta, dünyaya tünelden bakar gibi bakar, gezip dolaşamaz elini kolunu sallayarak eskisi gibi, ama ömrünün sonuna dek rahatça kitap okuyabilir. Merkezden daralansa rahat okuyamaz artık, ama dilerse ömrünün geri kalanını avare dolaşarak geçirebilir.

O yüzden “Çok okuyan mı bilir, çok gezen mi ha!?” sorusu, ilkokul sıralarında dünyadaki tek ve en mühim soru edasıyla konur insanın önüne. Hani olur da taraf olacağı yerde, “Neyi bilir mi yahu!” diye soran çıkarsa, erkenden müdahale edilebilsin çocuğa, etraflıca, görme alanından...

İşte bu “soruya soruyla yanıt veren” yahucu’ların kedilerin görüş alanına girmesi o günlerden başlar. O yüzden sen insana bakma Kedi, o sora sora senin baktığın yönde olsun...

Aslında bakma, insan da kendinden memnun başlar hayata Kedi, aynaya bakıp, kendini ve hem de memnuniyetle farkedişi ömrünün ilk 6 ayını doldurduğu günlere denk gelir. Sonra unutur kendine kendi gözünden bakmayı. Öyle ya başkasının gözünde ne olduğu daha mühimdir artık. Başkası memnunsa memnun olur kendinden ve bir başkası olur, gün be gün, memnun memnun...

Derken, raf ömrünün sonlarına doğru, kendinden memnuniyete dair o ilk anıyı anımsar gibi olur, anımsadığı nice şeyin arasında. Lakin, aynanın karşısına geçirse de kendini, yakın görüşü bozuktur artık. Seçemez salt kendini, kerameti kendinden menkul birikmiş onca şeyden. Ve usul usul pencere önüne yönelir, tül perdeler çekilmez olur. Bilirsin, anneannelerin perdeleri hep açıktır Kedi.

Oysa senin Kedi, aynada gördüğün hiçbir zaman kendin değilsindir. Her seferinde, karşılaşmaktan pek te memnun kalmayacağın belli, başka bir kedidir. Yakın görüşün bozuksa da, yüksek ihtimal bu, uzakları yakın etmeyi bildiğindendir, ayna hayalin bile pek sevdiğin yalnızlığına tehdittir.

Demem o ki Kedi, insan hayatının pencere önünde geçen kısmı, bebekliğine ve yaşlılığına denk gelir, sırasıyla “henüz” ve “artık” iyi göremediği bu iki dönemde “pencere önü” ev yapımı ilaçtır. Ömrünün arada kalan kısmı, farkedince iş işten geçmiş olmak üzere, pencere değil göz önünde olmaya adanmıştır.

Kendi başını, sonunu, olmadı bir kediyi es geçmesin diye insana pencerelerini sunan sokak, hayatın ta kendi değilse nedir? Gideceksen, güneşli bir günde olanı kabulümdür Kedi, bilirsin o vakit ben de sokaktayım...

Lacan’ın dediği gibi, sende olmayan birşeyi, bunu senden istemeyen birine vermeye çalışmaksa aşk; kedi gölgesine, insan gölgesinde kaldığı kedisine aşık değilse nedir? Döneceksen, yağmurlu bir günde olanı kabulümdür Kedi, bilirsin bizim evde, pencereler açıktır...

“Önce aynalar farkedecek yokluğumu, sonra elbiselerim, sonra pencere, sonra yatak, sen farkına vardığın zaman, iş işten geçmiş olacak” demiş ya Şair. Bilirsin işte Kedi, gölgen gözden kaybolmadan gidebildiğim tek yerdir...

KEDİCİ AŞKINA ARA

EN YENİLER

TÜRKİYE'NİN KEDİ HASTANESİ

KEDİCİ FACEBOOK

KEDİCİ TWITTER