YENİLER >

Piknik Bulma Oyunu - Tarhan Gürhan

Piknik adında bir kedi aramızda dolanıyor ve insan kılığında bir başka kedi de onu çiziyor. Kediler ve kediciler için karikatür vakti.. Küçücük detayları küçücük çocuklar ve minik kediyle kocaman anlatan bir mizahçı Piyale Madra. Onu hepiniz tanıyorsunuz. Bant karikatürler çiziyor. Bize dört ya da beş karede, hikayeler anlatmayı başarıyor. Hem de evrensel hikayeler. Bu başlı başına ustalık isteyen bir sanat. Bakın kabaca neler yapmış bugüne kadar.

Piyale Madra Ankara’da doğdu. Ortaöğretimini bu kentte tamamladı. 1974’te Fransa’ya giderek eğitimini Grenoble’daki Ecole des Beaux Arts’da sürdürdü. 1977’de D.G.S.A Uygulamalı Endüstri Sanatları Yüksekokulu Grafik Bölümü’nü bitirdi. Grafik çalışmalarını 1981’de Stockholm’da sürdürdü. Madra önce Piknik bantlarıyla tanındı. Piknik 1982’de Milliyet’te başladı. Ardından yaklaşık 10 yıl boyunca Cumhuriyet'te yayınlandı. 1992›de ise Türkçe ve İngilizce olarak kitaplaştı. Piyale Madra “Ademler ve Havvalar”ına ise 1994’te Yeni Yüzyıl Gazetesi’nde başladı. Gazetenin 1998’de yayın yaşamına son vermesi ile Radikal’e geçen “Ademler ve Havvalar”ın ilk kitabı aynı yıl çıktı. “Piknik”ler de “Ademler ve Havvalar” da çizgi film oldular. “Piknik”ler TRT1’de, “Ademler ve Havvalar” NTV’de yayınlandı. Piknik yurtdışına da açıldı. Şimdi bu bant karikatürlere adını veren “körpe” kediye gelelim.
İncecik boyunlu, topaç kuyruklu,
sivri kulaklı, düğme burunlu, sakin mizaçlı, sevimli kediye. Piknik sadece “çizme” bir kedi değil. Evlerimizde ki birçok kediden izler taşıyor. “Benim hakkımda bir şeyler yaz.”, diyor. Ben de ona tercüman olmaya çalışıyorum. Bücür mü bücür bir
kedi geziniyor bacaklarımın arasında. Aslan kesilmeyen, dayılanmayan bir kedi. “Hayat bizim üzerimize gelmez. Siz insanlar bizim üstümüze gelirsiniz.”, diyen bir kedi.

Bazı kediler çok ücradır, ulaşamazsınız, Piknik bizim hemşerimiz gibi. Piknikdaş sayılırız biz onu tanıyanlar. Adı kapağa çıkan meşhur bir karikatür kedisi o. Kediler pek kedilerden esinlenmezler. İnsanlar kediden esinleniyor. Özellikle sanatçılar. Topraktan girmiş gibi rahat konuşuyorum bu konuda, nedense!? Piknik bana gülüşünden tanıdık, bundan olabilir mi? Piknik’e ilham olan bir kedi, mutlaka vardır Piyale Madra’nın hayatında diye düşünüyorum. Belki kendisi bile sonradan fark etmiştir çizdiğinin o olduğunu. Belki Piknik’in etrafında örgütlenen hayat, bizden de izler taşıdığı için yakın geliyor hepimize. Kim bilir? Piknik adındaki bu minik kedicik, sanki bahçe demirinden atlayıp önüme geliyor. Oturup sağ patisini kaldırıyor. Sonra onu indirip sol patisini kaldırıyor. Ödül bekleyen köpekler gibi bakıyor. Gözlerini hiç ayırmıyor gözlerimden. Daha önce aynı ısrarla sonuç aldığı kesin. Bu yüzde uzun bir merhaba evresi yaşıyoruz karşılıklı. Çizince çok şirin oluyor da, yazarken aynı sempatiyi yakalayamayabiliyorsunuz. Adındaki neşeyle, içindeki şakayı size anlatmaya çalışayım. Bu iki çağrışım, “neşe ve şaka”, bizi mutlu etmeye yetecek zaten.

Piknik, bomba uzmanı köpek ya da dedektör köpeği değil yani, bildiğin kedi, sivil kedi. Bir lokmacık şirinlik muskası o. Bazı kedisiz insanlara inanamıyorum, kendime de... Unutmadan söylemeliyim, kediden korkanlar ya da herhangi bir bayat sebepten dolayı uzak duranlar, kedi sevmeye Piknik’ten başlayabilirler. Hatta bu yazıyı okuyarak başladılar bile. Kedi sevmenin birinci basamağı diyebilirim Piknik için. Piknik insanları seyrediyor genelde. Müdahil olmuyor pek. Şaşırıyor, ürküyor, kaçmak istiyor bazen, tanık oluyor, seviyor, Barış’ı, hepsini seviyor. Kaçmıyor. Onlardan biri. Müjgan, Zeynep, Hikmet, Serap, Barış kendi aralarında takılıyorlar, Piknik de onlar la takılıyor. Konuşkan bir kedi değil, “Miyav, miyk” bile demiyor. Varla yok arası kediler vardır. Piknik onlardan, ama olmadığı bantlarda eksikliği hemen hissediliyor. İşte o minicik şeyin büyüsü de burada. “Yokluğu hissedilenler”den olmasında. Daha ne olsun!? Sadece biz kedilere bakmayız, onlar da bize bakarlar. Hem de hızlı, keskin ve zekice bakarlar. “Ben bilmem kedim bilir”, diyen Candan Erçetin boşa söylemiyor yani. Piknik de onlardan biri. Uyumludur. Zeki ve uyumlu. Sorun çıkarmaz,
ki kediler sorun çıkarırlar genelde. Uyumlu oldukları da nadirdir, Piknik tam kırmızı kurdelelik kedi. Karikatür bantlarının içindeki stratejik yer- ini alır ve ses etmez. Orada yaşar. gider. Farkındadır olan bitenin, ama insanoğluna bulaşmaz. Belki de tüm zekası burada gizlidir!? Piyale Madra’nın kendi hâli de muziptir belki, “kedi gülüşü” denen o meşhur muammayı yakalamanın başka yolu yok sanırım. Madra’nın belki kedilere değil ama, kalemine sözü geçiyor. Kadınlar kedilerini daha çok ve daha güzel anlatıyorlar. Kedileri seyre daldıkça, bütün detayları zaman içinde yakalayıp bizimle paylaşıyorlar. Madra’nın dört karede kurduğu dünya çok sofistike. Karikatürün dili de çok hızlı elbette. Müthiş bir imkan, müthiş bir dil... Bütün bunlar birleşince ortaya çıkan yapı, kolaylıkla duygu ve duyarlılıkları aktarıyor. Karikatürlerin içinde yaşayan karakterler, bize içinde yaşadığımız dünyanın bir benzerini yansıtıyorlar. Kendimize gülmemizi sağlıyorlar. Yalnız olmadığımızı gösteriyorlar. Gülümseyen bir kedi o. Kendine has bir gülüşü var, Piknik gülüşü. Meraklı gözlerle bütün kareleri teker teker inceliyor. Merak, en çok gözdedir bana göre. Piknik’te de öyle. Onun da diğer kediler gibi başı sonu merak. Diğer kedilerden altta kalır yanı yok, ama bulaşmıyor. Daha 
çok gözlemci bir merak. Genelde Zeynep’in kucağında ama, bütün aksiyona tanık.

Piknik, insanları seyrediyor. Sürekli bize bakıyor ve sanki empati kuruyor. Genelde pasif kalıyor yaşananlara ama, o karelerde olmasa “Nerede bu?”, diye merak ediyorsunuz. Diğer sayfalarda hemen onu aramaya çalışıyorsunuz. Böylece karikatür albümlerinin önemi bir kez daha çıkıyor karşımıza. Tek tek bant karikatürlerin dışında, bütün öyküye ya da bütün dünyaya da diyebiliriz, aynı anda bakabiliyoruz. Kedi muhabbeti bitmez bilirsiniz, yıllardır konuşuyoruz, yazıyoruz bitmiyor. Bu yazdıklarımın hepsini ben Piknik’ten çıkardım. Çünkü kendisi konuşmuyor, ben onun yerine bir vantrilok gibi anlatıyorum. Genelde kucaktan izliyor hadiseleri demiştim, acaba Piknik neden bu kadar suskun? Bizim kadar konuşkan, hatta boş konuşkan bir toplumda, akıllı kediler laf cambazı olmaya kalkmazlar. Belki de bundandır suskunluğu. Bir de ortalığı velveleye vermezler. Oysa Garfield, hem tuzakçı, hem hain, hem midesine düşkün, hem gevezedir mesela. Piknik onun tam tersi. Tek bir karede bir şey yediğini göremezsiniz. Lakin ikisi de trafikten rahatsız! İşte modern hayatımızın iki bambaşka kedisinin ortak noktası. Çocukken hayvanlarla ilgili ilk şunu fark etmiştim. Köpekten korkuluyor, kediden korkulmuyor. Fakat tutmak için ellerime almaya kalktığımda kedi tırmalıyor, köpek yalıyor. Bu yüzden çocuklar, genelde köpekçi.

Bugün bunu şöyle özetliyorum; korkak kedi yoktur, saldırgan insan vardır. Niye bunu yazdım? Piknik korkak değil de ondan, ya da korkak olduğu için susmuyor. Kediler sorun istemedikleri için kaçarlar. Köpeklerle girdikleri arbededen galip çıkan çok
kedi vardır. Bizim Piknik
tanıdığım en barışçıl kedi
elbette. Tanısalar Nobel
Barış Ödülü’nü verirler.
O denli yani... Kedi size akıl vermez,
oyun verir. Hem de herkese aynı davranırlar, Türk’e, Rus’a, İngiliz’e... Çifte standart yok yani. Folyodan top yapıp atarsın, hepsi oynamaya başlar. Kedilerle oynayabilenler, bu oyunun kaybedeni ya
da kazananı olmadığını
bilirler. Oyunculuk kedinin en
belirgin özelliği olduğuna göre, bu genleri Piknik de taşıyor olmalı. Sonunda kedilere baka baka, resimlere, fotoğraflara, karikatürlerdeki kedilere baka baka, “Piknik Bulma Oyununu” uydurdum. Kedilerimizle Piknik arasındaki benzerlikleri bulma oyunu diyebiliriz buna. Çok zevkli, tavsiye ederim. Kediler arasındaki benzerlikler, kedicileri hep birleştiriyor. Çünkü hepsinin içinde bir Piknik var. Çünkü aynı zamanda o piknik, bu Piknik değil. Kedi kendi tembelliğinin peşindedir. Tembelliğinin peşindeyken başka şeyler de bulur. Ulaştığım birçok sonuçtan biri, “Kedi güneşi bulur.”, oldu. Bulamazsa kendisini güneşlenirken çizecek birini bulur. Vardığım sonuçlardan bir başkası da, “Kedilerin ruhlarındaki kıvraklığın, bedenlerinde de mevcut olması.” Bu kıvraklık her gün gördüğümüz kedilerin sıradan hâlleridir aslında. Örneğin, insanın her hâli kendisi değildir her zaman, ama kediler hep kendi hâllerindedirler. Hâllerincedirler. İşte bu durum da bizi onlara hayran bırakır. Bir de Ademler ve Havvalar’daki kedili karikatürler var ki adeta tadından yenmezler. Onlara da değinmezsem bu yazı eksik kalır. Madra, kedi gözü edinmiş, usta bir sanatçı.

Ademler ve Havvalar’da insanlar konuşurlarken sehpanın dibinde de bir kedi uyur. Madra, kediyi çerçevenin içinden eksik etmez. Kadın erkek ilişkileri, çocuklar, aşk, gündelik hayat, gençler,
bin bir türlü insan hikâyesi, sade bir şekilde yansıtılır. Aramızda kalsın, belki kedi olmadığım için Ademler ve Havvalar’a gönlüm kayıyor ara sıra. Kedi sevmek insanın kendisine sunduğu bir fırsattır. Her kediyle müstesna yaşanan bir fırsat. Herkes ele geçiremez. Evet bu böyle!.. Kedisizler, isterseniz bir daha düşünün. Madra o fırsatı, hem kendine hem bize sunuyor. Kedileri sevmek, sevmemekten her zaman iyidir. Eğer çizmeseydi, Pikniksiz biz kediciler eksik kalırdık. Ne de olsa tek kişi gidilmez Piknik’e, hadi hep beraber... Teşekkürler Piyale Madra. Senin hayatında illâ ki Piknikler olmuştur ve sen onlara dokunmuşsundur. Üstelik biz Piknik’i dokunmadan seviyoruz, ona göre... Son çıkan kapatsın!..