YENİLER >

En Güzel İki Şey: Kedi ve Müzik - Pınar Tuncer

İstanbul’un yağmurlu bir Çengelköy akşamında müdavimlerinin çok iyi bildiği, bol kedili Çınaraltı çay bahçesinde yollarımız kesişiyor Kamil Bey ile. Aslında ikimiz de birer kediciyiz ve işte bu yüzden tüm kediciler gibi aynı yolun gönüllü yolcularıyız elbette. Ama ilk kez orada yüz yüze tanışma ve kedici okurları için sohbet etme şansı yakalamış olduk kendisi ile. Çaylarımız geliyor, hafif serin ama etraftaki kediciklerin ısıttığı güzel ve yağmurlu bir İstanbul akşamüstünde başlıyor röportajımız...

Balkan müzikleri, Türk ezgileri ve jazz müziğini sentezleyen ve hiç de alışık olmadığımız tarzda enstrumental parçalarla karşımıza çıkan bir isimsiniz. Yılların müzikal birikimini taşıyan bir bass gitar virtüözüsünüz. Birçok albümünüz, yurtiçi ve yurtdışında vermiş olduğunuz sayısız konseriniz var, fakat biz sizinle Kedi Rüyası “Cat Dreams” adlı albümünüz ve elbette kediler üzerine bir röportaj yapmak istiyoruz. Öncelikle Kamil Erdem, kedi deyince ne hissediyor?

Kamil Erdem: En sevdiğim hayvandır kedi. Bu insanın içinde olan bir şey… Ayrıca çocukluğumdan beri, annemin de kedilere çok düşkün olmasıyla gelen bir bağlılık... Ben hep onlarla büyüdüm. Kardeşim olmadığı için kardeş yerine koydum evimizde baktığımız kedileri. Yatağıma gelip benimle yatan, kimi zaman birbirimizi kıskandığımız, yemeğime bile ortak olan bir kardeş... Her şeyi paylaşıp, kardeş gibi yaşadık hep onlarla. Kısacası anlatamayacağım kadar özel bir canlı benim için...

Parçalarınızın hepsi enstrumantal, peki Kedi Rüyası için söz yazacak olsaydınız bu parça neleri anlatırdı?

K.E.: Sözleri olmazdı... Çünkü pek söz yazabildiğimi sanmıyorum. O çok başka bir yaratıcılık gerektirir diye düşünüyorum ama ben orada anlatmak istediklerimi müzikle anlattım zaten.

Kedi Rüyası… Sizin bu albüme ve parçaya bu ismi vermenize sebep olan şey nedir?

K.E.: Bu parçayı önce yaptım sonra ismi konuldu. Hayatımda önemli bir unsur olan kedilere ithaf etmek istedim. Kedi seven, kedilerle haşır neşir olan herkes bilir ki kediler de insanlar

gibi rüya görür. 16 yaşında ölen kedim Boncuk da rüyadan uyandıktan sonra koşarak yanıma gelir yüzümü yalardı. Ben de onu öper, sakinleştirirdim. Kedilerin böyle rüya görmesi beni çok etkilemiş olacak ki bu ismi verdim albüme.

Bir araya gelmiş birçok müzik aleti üzerinde huzurla uyuyan bir kedi portresi taşıyor albümünüzün kapağı. Siz müziği harmanlıyorsunuz ve bu da dinleyicide huzur veren bir etki yaratıyor. Kapakta, harmanlanmış doğu ve batı enstrumanları üzerinde huzurla uyuyan kedi gibi. Albüm kapağını böyle yorumlayabilir miyiz??

K.E.: Evet düşüncemi kapağa çok güzel yansıtmışım demek ki... Kapakla ilgili resmi yapmasını kuzenimden istemiş ve ona kafamdakileri biraz anlatmıştım. Uyuyan rüya gören bir kedi çizmesini ve enstrumanları da soyutlayarak araya serpiştirmesini söyledim. Orjinali hala bendedir o tablonun. Sanırım gerçekten güzel bir kapak ortaya çıktı ki sırf albüm kapağı bile bir gazetede konu olmuştu.

Kapağın yaratıcısı kuzenim dediniz peki kapaktaki kedinin de bir anısı var mı?

K.E.: Evet, kapak Boncuk adlı kedimin bir fotoğrafına bakılarak çizildi. Ankara’da yaşadığımız yıllarda benle 16 yılını geçiren kedim...

Bundan sonraki projeleriniz neler, yine kediler üzerine yapmayı planladığı yeni projeler var mı?

K.E.: Kedi rüyası 1997 yılında çıkan eski bir albüm. Şu an yedinci albümün hazırlıkları içindeyim ama bu ara biraz mola verdik hazırlıklara. Yıldız Teknik Üniversitesinde Müzik ve Sahne Sanatları Bölümünde eğitmenlik yapıyorum. Yurtdışına da hem eğitim hem de çeşitli sebeplerle sık sık gidip geliyorum. Temmuz’da Polonya’da bir yaz okulunda bass gitar eğitimi vereceğim. Aklımda özellikle kedilerle ilgili yeni bir parça ya da albüm fikri yok ama fotoğrafa da meraklı olduğum için vakit bulabilseydim sırf kediler üzerine bir fotoğraf çalışması yapmak isterdim.

Peki bir kedisever olarak mutlaka bizlerle paylaşabileceğiniz kedi hikayeniz vardır ya da hayatınızdan geçen, unutamadığınız bir kedi?

K.E.: Boncuk ile tanışmamız aslında başlı başına bir hikaye... Kedi sevdiğimizi bilen bir dostumuz, birgün yavru bir kedi ile geldi. Daha önce de baktığımız iki kedi, kısa süre içerisinde mahallede ortadan kaybolmuştu. Maalesef tanıdığımızın getirdiği, adını Boncuk koyduğumuz bu son yavru da aynı akıbete uğradı, gitti ve gelmedi... Bir ay kadar sonra taşınacağımız gün, bir baktık Boncuk evin önünde oturuyor. Yanımızda yemek vardı verdim hemen, bulmuş olmanın sevinciyle kaptık götürdük. Yeni taşındığımız yerde bahçemiz vardı ve gayet mutlu yaşamaya devam etti. Birkaç sene sonra Boncuk’un bize ilk geldiği günlerden kalma bir fotoğrafını buldum eşyaların arasında. Bir baktım ki kaybolan Boncuk’un bacakları beyaz, bizim bulduğumuz ve Boncuk sandığımız kedinin bacakları tekir. Meğer başka bir kediyi Boncuk diye almışız ve o bizim yeni Boncuk’umuz olmuş, iki sene sonra fark ettik bunu. O resmi bulmasaydık asla fark etmeyecektik.

Kedi ve müzik arasında benzerlik görüyor musunuz?

K.E.: En sevdiğim şeyler bunlar, hayatımı kapsıyorlar. Yaşamımda müzik var, kediler var. En güzel şeyler... Bu kadar güzel olmaları bir benzerlik.

Kedici okurları ve kediler için iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?

K.E.: Buradan herkese seslenmek isterim ki, hayvanların haklarını gerçekten koruyan bir yasa çıkmalı. Bu konuda bir çaba oluşsun istiyorum. Hayvanların yasal düzenlemelere gerçekten ihtiyaçları var. Bir hayvanın kesimi yapılırken bile düzgün yapılmalı. Hayatları bu kadar basit görülmemeli ve hiçbir koşulda eziyet edilmemeli. Tüm hayvanseverlerin ve başta Kedici dergisi okurlarının da benimle aynı görüşü paylaştığına eminim. Umarım bu birgün gerçek olur.

Teşekkürler...