YENİLER >

On dördüncü Kattan Atlayanlar El Kaldırsın! - Yeşim Özcan

On dördüncü Kattan Atlayanlar El Kaldırsın! - Yeşim Özcan

Selam benim adım Kartopu. Güzel bir ismim var değil mi? Kartopu.. Bakmayın böyle beyazı çağrıştırdığına.. Süt içerken burnuma bulaşan minik süt damlasının dışında hiç beyaz tüyüm yok benim aslında! Evet ben siyah, üzüm siyahı bir ‘kartopuyum’

Doğduğumda bir tek annem ve en az benim kadar yaramaz kardeşlerimle tanıştım, babamı hiç görmedim. Çocukluğumun ilk haftalarını Ankara’da Kale’de çok keyifli bir galeride geçirdim. Bahar anne ve Taylan amcanın, sonra her sabah gelip “yine buraları karıştırmışsın” diyen Hasan abinin kollarında büyüdüm…

Kalabalığı çoktu bizim galerinin.. Gelenler, gidenler, kahve içmeye uğrayanlar! Sonra bir gün bir adam ile minicik kırmızı saçlı bir kadın uğradı.. Kahve içtiler, kadın hep bir şeyler anlatıyordu.. Çok konuşuyordu. Serbest yazar mıymış neymiş.. Hep yolculukları, gittiği yerleri bir de acayip ismini hiç duymadığım şimdiye kadar hiç koklamadığım yemekleri anlatıyordu.. Ben mi? Ben çoktaaaan adamın kucağına kurulmuş, tatlı tatlı yalanıyordum. Aradan epey zaman geçmiş, ben uyumuşum adamın kucağında.. Gözümü aralayıp bir batım ki kırmızı saçlı kadın hala konuşuyor ben hala adamın kucağındayım.

Aradan aylar geçti… O gün başlayan kucakta uyuma serüvenim beni almalarıyla, onlarla beraber yaşamaya başlamamla devam etti.. Biz birlikte bir sonbahar, bir kış, bir ilkbahar gördük… Şimdi yazın en sıcak günlerini yaşıyoruz.. Ben artık kırmızı saçlı kadın ile kucağında hiç inmediğim adamlayım.. Onların Kartopu’suyum.

Yeni evime taşındığım ilk günler şaşkın şaşkın dolaşıp durdum ortalıkta.. Sonradan gelenden gidenden dinlediğim kadarıyla bizim adam fotoğrafçıymış. Evin her yeri makina, objektif, film dolu.. Tüm makinalar, objektifler, çantaları benim gibi kartopu rengindeler! En güzel öğle şekerlemelerimi Nikon marka fotoğraf makinalarının arasında yapıyorum. Sabah mahmurluğumu atmak içinse Canon fotoğraf makinasına koşuyorum…

Tıpkı Kale’deki galeri gibi bu evin de geleni gideni hiç eksik olmuyor.. Çantasına girip saklanmayı sevdiğim Zeynel Amca, ödüllü yönetmen Namık, güzeller güzeli tek aşkım Çiğdem Abla, benimle aikido yapan Özgür Abi, şimdi Amerika’da yaşayan minik yaramaz kız Ekin… Saymakla bitmez!

Tüm arkadaşlarım, akrabalarım lafın kısası tüm kediler gibi ben de meraklıyım hem de ne merak! Evet efendim her şeyi merak ediyorum: Buzdolabının içini, çamaşırların arasına konan minik keseleri (off kokularını hiç sevmedim) sonra geleni, gideni…Her şeyi koklamak, patilemek, eğer mümkünse yemek istiyorum…

Bizim kırmızı saçlı, benim merakımı görüp hep söylenirdi; “ Ey Kartopu, kediyi merak öldürür ona göre” diye! Son günlerde yeni merakım balkonumuza gelip durmadan beni izleyen bir de fotoğrafçı “pşşşşttt ppşşştt” dediğinde kanatlarını açıp, bir anda ortadan kaybolan kuşlardı… İçimden bir ses “tut onları, yakala Kartopu, hadi yapabilirsin” deyip duruyordu. Hoş içimdeki o ses şu an bile aynı şeyi söylüyor…

Hep dikkat ederlerdi, aman balkon kapısını açık bırakmayalım bu merakla bir gün kuşlarla birlikte uçmaya kalkar diye.. İşte bir gün unuttular, balkon kapısı açık kaldı. Beni delirten, hadi yakalasana, yakalayamazsın diyen kuşlar balkona kadar gelmiş, beni bekliyordu.

Fotoğrafçı içeride bilgisayarında bir şeyler bakıyordu. Kırmızı saçlı kadınsa “arkadaşlarımla azıcık laflamaya gidiyorum” deyip gitmişti. İşte şimdi balkona çıkabilir, o yaramaz kuşlara günlerini gösterebilirdim! Sessizce tüydüm fotoğrafçının yanında sanki mama yiyecekmiş ya da su içecekmişim edasıyla.. İşte ne olduysa ondan sonra olmuş. Kuşları yakalayamadım hem de bir tanesini bile. Üstelik onlar gibi kanatlarımı açıp uçamadım da. Düştüm sadece.

Gözümü açtığımda başımda mavi elbiseli adamlar vardı. Birisi bana zorla ağzıma dayadığı su kabı gibi bir şeyden nefes aldırmaya çalışıyordu. İşte fotoğrafçı ve kırmızı saçlı kadın da tepemde bana bakıyorlardı. O an tek bildiğim “canım yanıyor”du. Hem de çok..

Hidayet Abi, Tarkan Bey (aslında ona da amca demek istiyorum ama burada herkes ona Tarkan Bey diyor) sonra biraz düzelip eve taburcu olurken göreceğim danışmadaki güzel yüzlü, güzel sesli kız ve diğerleri.. Hepsi de günlerce, haftalarca uğraşıp durdular beni yeniden Kartopu yapabilmek için. Günlerce onların yanında o hastanede kaldım. Beni hiç yalnız bırakmadılar. Her yerim ağrıyordu, hiç yemek yiyemiyordum, su içemiyordum.. Günler günleri kovaladı, tıpkı benim balkonda kuşları kovaladığım gibi.. Ve sıra ameliyatıma geldi. Ekip beni alıp bir güzel ameliyat etti. Şimdi sol arka bacağım sargıda, evde kırk günlük süremin dolmasını bekliyorum.. Beni yeniden hayata döndüren tüm doktor ağabeylerime de buradan tekrar teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız!

İlk günlere göre daha iyiyim, kırmızı saçlı kadın dün beni görmeye gelen misafirlerine “gözünü açtı” dedi. Anlamadım ne demek istedi? Gözüm hep açık oysa ki…

Uzun lafın kısası uçamadım, kuşları da yakalayamadım. Bu güzelim yaz günlerinde şöyle güneşte yatıp güzel güzel yalanmaya başlayamadım.. Bir bacak sargıda öyle ağır ağır yürüyorum.. Tamamen iyileşmeyi bekliyorum.

Bir şeyi çok merak ediyorum; Aranızda ondördüncü kattan atlayan var mı? Varsa el kaldırsın!

Sahiplerinizle güneş altında keyif edeceğiniz nice güzel günler..

Kartopu Bey

KEDİCİ AŞKINA ARA

EN YENİLER

TÜRKİYE'NİN KEDİ HASTANESİ

KEDİCİ FACEBOOK

KEDİCİ TWITTER