YENİLER >

Neslihan Önderoğlu ile Söyleşi - Ayça Erkol

Sevgili Neslihan. Hemen konuya girelim: Tomris Uyar’dan Bilge Karasu’ya, Hemingway’den Murakami’ye... Nedir bu yazarlarla kediler arasındaki aşk?

Gerçekten de kedilerle yazarlar arasında bir aşk var galiba çünkü saydığın isimlere ben de pek çok isim ekleyebilirim Stephen King, Sylvia Plath, Herman Hesse, Edgar Allan Poe, Truman Capote, Doris Lessing, Murathan Mungan aklıma bir çırpıda gelen isimler. Keşke kedilerinin isimlerini de bilseydim ama belki de isimsiz kahramanlar onlar. Bütün dünyanın hayranlıkla okuduğu eserlerin yazılışına ortak oldular, tanıklık ettiler. Hemingway, Silahlara Veda’yı yazarken ya da Plath kocasına en güzel aşk şiirlerini karalarken veya kim bilir intihar mektubunu kaleme alırken dizlerinin dibinde kedileri vardı. Şimdi gözlerimin önüne geliyor da yerde en güzel yatışlarıyla uzanmış, yazı masasının üstüne çıkmış veya kucakta…

Sebebini tam olarak bilmiyorum ama kedilerin gizemli bir tarafı var ve bu yazarlar için çekici geliyor galiba. Bir kedinin gözlerine bakmak bile ne demek istediğimi anlamaya yeter. O gözlerde dünyanın en acayip sırları gizlidir de asla bilemeyiz. Başını kucağımıza koyduğunda aklından neler geçtiğini merak ederiz. Uykudan yeni uyandığında güzelce gerinerek etrafı süzmesini izleriz. Miyavlayışında bize söylemek istediği şeyleri bulup çıkarırız. Keşfedilecek bir yanı, sevilecek bir yüzü hep vardır onların.

Senin kedilerle ilişkin nasıl başladı? Ne zaman bir kedinin insanı olmaya karar verdin?

Kedinin insanı olmak lafını sevdim. Gerçekten de işin içine kedi girdi mi genellikle kimin kime sahip olduğu belirsiz hale gelir.Benim kedilerle olan ilişkim tuhaf bir şekilde başladı. Şöyle ki ilkokul beşinci sınıfta idim sanırım. Müstakil, bahçeli bir evde yaşıyorduk. Bir sabah okula gitmek üzere uyandım. O gün beden eğitimi dersi vardı ve eşofmanlarım yattığım odadaki gardırobun içindeydi. Onları almak üzere gardırobun kapısını açtım ki bir kedi ve altı yavrusunu gördüm. Meğer kedi bahçeden her nasılsa eve girip gardırobun içinde yavrulamış. Kedinin uğurlu olduğuna inanarak Uğur ismini taktık ve o kediyle yavrular bizim evde, bizim bahçede büyüdüler.

Evli olduğum yıllarda, çocuklarım küçükken kedi istemedim. Küçük çocukların farkında olmadan, oyun oynadıklarını zannederek evdeki hayvana işkence ettiklerini çok gördüğüm için bunu özellikle tercih ettim. Daha sonra çocuklar büyüdükten sonra kedilerimiz oldu.

Kediler aynı zamanda olmadık zamanlarda ilgi istemeleriyle de bilinen canlılar. Kitap okurken kucağına çıkarlar, daktilo ya da bilgisayar başına geçtiğinde kağıtlarının ya da klavyenin üzerinde uyumaya kalkarlar. Seninkiler de böyle mi? Bu durumla nasıl baş ediyorsun?

Kedi, sen onu sevmek istediğin zaman değil, kendisi sevilmek istediği zaman ilgi talep eden bir varlık. O yüzden zamanı kendisi seçiyor ve haliyle sen o zaman çok da müsait durumda olmayabiliyorsun. Benim iki kedim var. Genellikle film izlemek üzere kanepeye uzandığımda yanıma gelir uzanırlar. Onlar da benim gibi sinefil olabilirler, şüphelenmiyor değilim. Klavyenin üstüne çıkma huyları yok neyse ki ama bazen kitap okurken dizlerimin üstündeki kitabı kıskandıkları oluyor. Benim en sevdiğim şey ise uyandığımda ve yatak odasının kapısını açtığımda kapının önünde beni bekliyor olmaları.Kedilerin yazarların dostu olmanın yanında, edebiyatın konusu olarak hak ettikleri yeri aldıklarını düşünüyor musun? Kedici okurlarına tavsiye edeceğin “kedili” metinler hangileri?
1697 yılında Charles Perrault'nun yazdığı ve hala her çocuğun keyifle okuduğu Çizmeli Kedi ile başlayalım. Yine Lewis Carroll da Alice Harikalar Diyarı'nda isimli romanında Cheshire Kedisi karakteri ile kedi edebiyatına ciddi bir katkı sağlamıştır.
Beni en çok etkileyen bir kedili roman da Mihail Bulgakov’un “Usta ile Margarita” isimli eserinde Şeytan’ın yardımcısı, votka ve sigara içen, satranç bilen ve kara olmasına karşın uğursuzluk değil şans getiren serseri kedi Behennotyor.
Yine Colette’in “Dişi Kedi” isimli romanında bir erkek, bir kadın ve dişi kedi Saha’nın öyküsü anlatılır.  Kıskançlık, özgürlük ve ilişkilere önce terk edilen fakat daha sonra çiftin hayatına girmeyi başaran kedinin üzerinden bakılır.

Kedilerle yaşamak her an bir maceraya açık olmak demek. Onlarla yaşadığın sıra dışı bir olay var mı?

Olmaz mı? İlk aklıma gelen çok üzgün olduğum bir akşam üniversiteden bir arkadaşımın evine gitmiş ve orada ağlamıştım. Vahşi bir kedisi vardı. Sevdirmeyen, insanlarla ilişkisi pek sıcak olmayan. Ben ağlayınca o vahşi kedi gelip kucağıma çıktı ve oturdu. Bunu hiç unutamam.
Bir diğeri de yakınlarda doğum yapan kedim Cezo. Normalde o da kucak kedisi değildir. Doğum yapacağı gece kucağıma geldi ve miyavlayarak beni doğum yapacağı, önceden hazırladığım karton kutunun yanına götürdü. Doğuracağını haber verip yardım istedi yani.

Senden içinde kedilerin olduğu  5 cümlelik bir mikro öykü istesek?

Beş cümlelik değil de ilk kitabım “İçeri Girmez miydiniz?” de yer alan “Düşbozumu” öyküsünün son paragrafı ile bitirelim: Kuzguncuk İskelesi’nde o kadına rastlıyorum. Kedileri besliyor. Siz ölmemiş miydiniz? Sabahlığının yakasıyla, buruşmaya yüz tutmuş gerdanını örtmeye çalıştı. Ben terziyim aslında, diyor. Günlerin kenar çizgilerini teyelleyerek dünyadaki zamanımı uzatmaya çalışıyorum. Küçümseyen bir gülüşle yüzüme baktı. Biliyor musun, hepiniz aptalsınız. Şu kediler kadar bile yaşamayı beceremiyorsunuz. Sonra başıyla iskeleyi işaret ederek, Son vapuru kaçırdın, dedi. Cebinden çıkardığı makasla vapurun arkasında bıraktığı beyaz köpüklü çizgiden denizi mavi bir saten gibi ikiye ayırdı.