The Catographer Nils Jacobi : Dünyanın En Ünlü Kedi Fotoğrafçısı ile Özel Röportaj

The Catographer Nils Jacobi : Dünyanın En Ünlü Kedi Fotoğrafçısı ile Özel Röportaj

“Kediler bana, bir fotoğrafı ne kadar titizlikle planlarsanız planlayın, hafızanızda en çok yer eden karelerin çoğu zaman hiç beklemediğiniz anlarda ortaya çıktığını öğretti.”

Kediler, Nils Jacobi’nin objektifinde yalnızca birer fotoğraf karesinin öznesi değil; her biri kendine özgü karakteri, ifadesi ve hikâyesiyle öne çıkan karakterler. “The Catographer” olarak tanınan Alman fotoğrafçı, yıllardır kedilerin en doğal anlarını kendine özgü bakış açısıyla ölümsüzleştiriyor.

Endüstriyel tasarım eğitiminin ardından hobi olarak başladığı fotoğrafçılık, zamanla onu uluslararası alanda tanınan bir kedi fotoğrafçısına dönüştürdü. Bu yıl ilk kez İstanbul’u ziyaret eden Jacobi, şehrin sokak kedilerini ve onlarla aynı yaşamı paylaşan insanları da objektifine taşıdı.

Kedilerle çalışmanın inceliklerinden fotoğrafçılık anlayışına, İstanbul’un kendisinde bıraktığı izlenimlerden ilham kaynağı olan ilk kedisi Fritz’e uzanan bu söyleşide, Nils Jacobi’nin hem mesleğine hem de kedilere bakışını yakından keşfediyoruz.

“The Catographer” bugün dünyanın dört bir yanında tanınan bir isim. Peki sizi kedilere adanmış bir kariyere götüren yol nasıl başladı?

Kedi fotoğrafçılığı yolculuğum, 2011 yılında Endüstriyel Tasarım bölümünden mezun olduktan kısa bir süre sonra başladı. Fotoğrafçılığı hobi olarak keşfetmek istediğim için bir fotoğraf makinesi satın almıştım. Çok geçmeden bu alana büyük bir tutkuyla bağlandım ve aklıma gelen neredeyse her fotoğrafçılık türünü denemeye başladım. Özellikle insan portreleri çekmeyi seviyordum ve çalışmalarımı düzenli olarak Flickr’da paylaşıyordum.

O dönemde 2008 yılından beri benimle yaşayan kedim Fritz de hayatımın önemli bir parçasıydı. Onun fotoğraflarını paylaştığımda ilginç bir şey fark ettim: Fritz’in fotoğrafları, diğer çalışmalarımdan çok daha fazla ilgi görüyordu.

Zaten kedileri çok seviyor ve onları fotoğraflamaktan büyük keyif alıyordum. Bunun üzerine odağımı giderek daha fazla bu alana yöneltmeye karar verdim.

Başlangıçta tamamen kişisel bir ilgi olarak başlayan bu süreç zamanla uzmanlık alanıma dönüştü. Yıllar içinde bir fırsat diğerini getirdi ve sonunda kariyerimi tamamen kedi fotoğrafçılığı üzerine inşa etmiş oldum. Dönüp baktığımda, her şeyin yalnızca kendi kedimin daha güzel fotoğraflarını çekme isteğiyle başlamış olması bana hâlâ oldukça ilginç geliyor.

Kediler, fotoğrafçının planlarına her zaman uymayan canlılar. Bir çekimde kontrolü bırakıp kedinin sizi yönlendirmesine izin verdiğiniz anlar oluyor mu?

Kedileri ilk fotoğraflamaya başladığım yıllarda onları büyük ölçüde özgür bırakıyor, ilginç anların kendiliğinden ortaya çıkmasını bekliyordum.

Ancak zamanla bunun çoğu zaman beceriden çok şansa dayalı bir yöntem olduğunu fark ettim. Elbette spontane anlar harika kareler ortaya çıkarabiliyor, fakat her zaman en güçlü fotoğrafları vermiyor.

Deneyim kazandıkça, kedilerin dikkatini ve davranışlarını onları strese sokmadan yönlendirebilmenin yollarını öğrendim. Kediler oyun oynamaya, merak duygusuna ve bazen de ödül mamalarına doğal olarak ilgi duyar. Ben de bu içgüdülerden yararlanarak onları belirli bir noktaya yönlendiriyor, istedikleri yöne bakmalarını ya da fotoğraf için uygun olacak şekilde çevreleriyle etkileşim kurmalarını sağlıyorum.

Bugün çekimlerim çok daha planlı ilerliyor. Çoğu zaman zihnimde oluşturmak istediğim kareyi önceden tasarlıyorum ve yıllar içinde geliştirdiğim yöntemlerle kedileri doğal bir şekilde belirli pozlara ya da hareketlere teşvik edebiliyorum. Elbette kediler hâlâ bu sürecin aktif bir parçası. Ancak artık ilginç bir anın ortaya çıkmasını beklemek yerine, o anı birlikte oluşturuyoruz.

Fotoğrafçılık size kediler hakkında çok şey öğretmiş olabilir. Peki kediler size fotoğrafçılık hakkında ne öğretti?

Kediler bana, bir fotoğrafı ne kadar titizlikle planlarsanız planlayın, hafızanızda en çok yer eden karelerin çoğu zaman hiç beklemediğiniz anlarda ortaya çıktığını öğretti.

Bir fotoğrafçı olarak ışığı, kompozisyonu ve teknik detayları önceden hazırlayabilirsiniz. Ancak bir kedinin bakışını, yüz ifadesini ya da çevresine vereceği tepkiyi tamamen planlamak mümkün değildir.

Yıllar içinde en sevdiğim fotoğrafların bazılarının tamamen beklenmedik anlarda ortaya çıktığını fark ettim. Bir kedinin aniden sıra dışı bir ifade takınması, çevresindeki bir şeye beklenmedik bir tepki vermesi ya da daha önce hiç görmediğim bir davranış sergilemesi… İşte bu anlar, fotoğrafları benim için gerçekten özel ve unutulmaz kılıyor.

Bu yüzden kediler bana sürprizlere açık olmayı öğretti. Elbette hazırlık yapmak ve deneyim sahibi olmak çok önemli. Ancak fotoğrafçılık yalnızca zihninizdeki görüntüyü kusursuz şekilde hayata geçirmekten ibaret değil.

Asıl mesele, karşınıza çıkan beklenmedik anları fark edebilmek ve onları değerlendirebilmek. Bir fotoğrafı gerçekten benzersiz yapan da çoğu zaman bu sürpriz anlardır.

Yıllar boyunca sayısız kedi fotoğrafladınız. Buna rağmen hâlâ peşinden gitmek istediğiniz, henüz çekemediğinizi düşündüğünüz bir kare var mı?

Kesinlikle var. Sayısız kedi fotoğraflamış olsam da hâlâ yakalamayı hayal ettiğim pek çok an var. Aslında fotoğrafçılığı benim için hâlâ heyecan verici kılan şey de tam olarak bu. Kediler beni şaşırtmayı hiç bırakmıyor.

Daha önce de bahsettiğim gibi, en özel kareler çoğu zaman beklenmedik anlarda ortaya çıkıyor. Kediler zıplarken inanılmaz şekiller oluşturabiliyor, yüz ifadeleri ise saniyenin çok küçük bir bölümünde tamamen değişebiliyor. En sevdiğim anlardan biri de bir kedinin başını ya da tüm vücudunu silkelediği anlar. Ortaya çıkan fotoğraflar çoğu zaman hem çok komik oluyor hem de beni her seferinde gülümsetiyor.

Ancak bu anlar o kadar kısa sürüyor ki onları bilinçli olarak yakalamak neredeyse imkânsız.

Siz ne olduğunu fark edip deklanşöre basana kadar o an çoktan geçmiş oluyor. Çoğu zaman bu kareleri tamamen şans eseri yakalayabiliyorsunuz. Sanırım onları bu kadar değerli kılan da tam olarak bu.

Bu durum özellikle çalışmalarımın büyük bölümünü gerçekleştirdiğim stüdyo çekimleri için geçerli. Ancak açık havada çalışırken işin içine çok daha fazla değişken giriyor. Çevre, hava koşulları, ışık ve arka plan bazen hiç beklenmedik şekilde mükemmel bir araya gelebiliyor. Örneğin İstanbul gibi bir şehirde, gün batımında arka planda Sultanahmet Camii yükselirken tam doğru noktada duran bir kediyle karşılaşabilirsiniz. Böyle anları planlamak neredeyse imkânsızdır. Bu yüzden her zaman çekebileceğim daha iyi bir fotoğraf olduğuna inanıyorum. Sanırım beni üretmeye devam ettiren şey de bu sonsuz ihtimal duygusu.

İstanbul’da kediler ve insanlar arasında sessiz bir anlaşma varmış gibi hissediliyor; kediler özgür, insanlar ise onlara yaşam alanı açıyor. Bir fotoğrafçı olarak bu ilişkiyi nasıl gözlemlediniz ve bu durum çalışmalarınızı nasıl etkiledi?

Aslında itiraf etmeliyim ki bu yıl İstanbul’u ilk kez ziyaret ettim. Gelmemin en önemli nedeni ise uzun zamandır buranın “dünyanın kedi başkenti” olarak anıldığını duymuş olmamdı. Beklentilerim zaten oldukça yüksekti, ancak şehir buna rağmen beni şaşırtmayı başardı.

Beni en çok etkileyen şey, kedilere gösterilen ilginin günlük yaşamın doğal bir parçası hâline gelmiş olmasıydı. Gittiğim her yerde insanların kedilere mama ve su bıraktığını, onları sevdiğini ya da onlarla aynı alanı doğal bir şekilde paylaştığını gördüm. Fakat beni asıl etkileyen, kedilerin insanlara karşı sergilediği rahat tavırlardı. Bana göre hayvanların insanlara nasıl tepki verdiği, onlara nasıl davranıldığını anlamanın en iyi göstergelerinden biridir. İstanbul’daki kediler son derece sakin, kendinden emin ve insanlarla iletişim kurmaktan çekinmeyen hayvanlardı. Bu da şehirde yaşayan insanların kedilerle kurduğu güçlü bağı açıkça gösteriyordu.

Daha önce sokak kedilerinin insanlara karşı çok daha temkinli davrandığı pek çok yer gördüm. İstanbul’daki atmosfer ise gerçekten farklıydı. Bir fotoğrafçı olarak bu durum benim işimi de büyük ölçüde kolaylaştırdı. Kedileri günlük yaşamlarının doğal akışı içinde, insanlarla aynı şehri paylaşırken gözlemleme ve fotoğraflama fırsatı buldum.

Ne yazık ki ziyaretim çok kısa sürdü. Şehir hakkında ilk izlenimimi edinmek ve gerçekten anlatıldığı kadar özel olup olmadığını görmek için yalnızca üç gece kaldım. Bu kısa sürede çok sayıda fotoğraf çektim, ancak döndüğümde hâlâ keşfetmem gereken çok fazla şey olduğunu fark ettim. Hatta bu seyahat bana tek bir şeyi kesin olarak gösterdi: İstanbul’a mutlaka yeniden dönmeliyim ve bir dahaki gelişimde çok daha uzun süre kalmayı planlıyorum.

Dünyanın farklı şehirlerinde kediler fotoğrafladınız. İstanbul’u diğer şehirlerden ayıran en belirgin şey neydi?

Açıkçası kendimi dünyanın dört bir yanında sokak kedileri fotoğraflayan biri olarak tanımlamam doğru olmaz. Çalışmalarımın büyük bölümü stüdyo fotoğrafçılığı üzerine kurulu olduğu için bu konudaki bakış açım biraz farklı.

İstanbul’u benim için özel kılan yalnızca şehirde yaşayan kedi sayısı değil; kedilerin günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası hâline gelmiş olması. İnsanların onlara duyduğu sevgi her yerde hissediliyor. Şehrin dört bir yanında mama ve su istasyonları, kedi temalı dükkânlar ve hediyelik eşyalar görmek mümkün. Hatta insanların sokak kedileri için mama bağışında bulunabildiği otomatlarla bile karşılaştım. Bu da bana kedilerin yalnızca hoş görülen canlılar olmadığını, gerçekten şehrin kimliğinin bir parçası olarak benimsendiğini hissettirdi.

Bende güçlü bir izlenim bırakan bir diğer konu ise insanların sıcaklığı ve yardımseverliğiydi. Kedileri fotoğraflarken birçok kişi yanıma gelip ne yaptığımı merak etti. Otel sahipleri, restoran işletmecileri ve mahalle sakinleri benimle sohbet etti; daha fazla kedi bulabileceğim yerleri tarif etti, hatta bazıları kedileri fotoğraflayabilmem için mama getirerek bana yardımcı oldu. Bu küçük karşılaşmalar İstanbul deneyimimi çok daha samimi ve unutulmaz kıldı.

Benim için İstanbul’u farklı kılan yalnızca kediler değil, kediler ile insanlar arasında kurulmuş bu özel bağ. Şehir, sokakta yaşayan kedilere özen göstermeyi adeta kültürünün bir parçası hâline getirmiş. Sanırım İstanbul’u dünyada gerçekten eşsiz yapan da tam olarak bu.

Son olarak, bir fotoğrafçı olarak değil sadece Nils olarak cevaplayın: Kediler hayatınıza ne kattı?

Kedilerin hayatıma kattıklarını düşündüğümde aklıma ilk gelen isim Fritz oluyor. O benim ilk kedimdi, marka adım FurryFritz’e ilham veren dostumdu ve bir hayvanı ne kadar derinden sevebileceğimi bana öğreten ilk canlıydı.

Ne yazık ki Fritz’i, 17. yaş gününe yalnızca iki gün kala, Eylül 2025’te kaybettim. Artık benimle olmasa da bugün yaptığım her şeyin arkasındaki en büyük ilham kaynağı hâlâ o. Eğer Fritz hayatıma girmeseydi, büyük ihtimalle hiçbir zaman kedi fotoğrafçılığına yönelmeyecek ve bugün kariyerimin önemli bir parçası hâline gelen fotoğraflarım milyonlarca insana ulaşmayacaktı.

Yıllar içinde Kleine, Lissy ve Frederic de ailemizin bir parçası oldu. Her biri kendine özgü karakteriyle hayatıma mutluluk, ilham ve unutulmaz anılar kattı. Onlar yalnızca çalışmalarımı değil, beni ben yapan kişiyi de şekillendirdi.

Kediler hayatımı kökten değiştirdi. Bana dostluk, ilham ve her gün yeniden hissedebildiğim bir mutluluk kazandırdılar. Aynı zamanda hayatın en değerli anlarının çoğu zaman en küçük ve en sıradan görünen anlar olduğunu hatırlatıyorlar. Bugün hayatımı kediler olmadan hayal etmem gerçekten mümkün değil.

 

Işıl Aykan Atmaca

Keditör

04/08/2026

Keditörün Önerisi

Kirli Derslere Katılıyor

19.10.2021

Trabzon'un Ortahisar ilçesinde yaşayan 63 yaşındaki Hatice Özkan'ın, torununa doğum ...

Kedilerin Kusma Sebepleri

02.12.2022

Kediler, vücutları ve ruhları kadar naif ve hassas bir sindirim sistemine sahiptirler. Sık sık ...

Uykucu Kediler

20.09.2022

Evde yaşayan kediler günde ortalama 15 saat uyur, hatta bazı kediler günün yaklaşık 20 ...

Kediler Alemi

Geveze - Tuğba Sancak

08.04.2021

İlayda, babasının tayini çıktığı için başka bir okula gitmek zorunda kaldı. Eski ...

Kedilerde Hamilelik

24.03.2023

Hamilelik süresi 57 ile 67 gün arasında değişiklik gösteren kedilerin, hamile kalma yaşı ...