Latte İle Karlı Bir Sabah - Emek Ekşi

Latte İle Karlı Bir Sabah - Emek Ekşi

Latte, en sevdiğim kahvelerden biridir. Sütü bol, acılık katan ama yine de kendini hissettiren az kahvesi ile… Benim tombik, sarman kedime bu isimden daha iyisi uyamazdı. Açık sarı renkli uzun tüyleri yüzünün ortasına kadar gelir sonra aniden, süt dolu bir kaseye düşmüşçesine geniş bir beyazlık kaplar çenesini. Latte ile 5 yılı geride bıraktık ve birbirimizin alışkanlıklarını artık çok iyi biliyoruz. Ya da biz mi öyle sanıyorduk?

Yoğun iş tempomun bir anda pandemiyle birlikte eve taşınmasının ardından, sanıyorum ki birbirimizi gerçek anlamda tanımaya başladık. Sonuçta ben sabah 8’de çıkan ve eve ancak hava çok karanlık olduğunda geri dönen, epeyce yorgun ev arkadaşıydım onun. Birlikte geçirdiğimiz vaktin aslında ne kadar az olduğunu fark ettiğimde elimde bir kitap vardı. Anton Çehov’un birkaç öyküsüne dalmış, anlattığı insan tiplemelerinin gerçekliğiyle büyüleniyordum. Ta ki Latte bir anda yanıma sıçrayana ve pencereye hipnotize olmuş şekilde bakana kadar. Onu bu kadar heyecanlandıran şeyin ne olduğunu anlamaya çalışarak baktığı yöne döndüm. Eğer bizi bir izleyen olsaydı, gözlerimi Latte kadar hayranlıkla pencereye diktiğime ve kediyle beni ayırt edemediğine yemin edebilirdi. Latte yüz mimiği yapamıyor olabilir fakat iki patisini kaldırarak cama usul usul çarpan kar tanelerine dokunmaya çalışırken sevinçle gülümsediğini iddia edebilirim.

Ben karlı bir havanın nasıl olduğunu bilirim. Fakat İstanbul’da kar görmeyeli kim bilir ne kadar zaman geçti! Böyle kocaman kocaman dökülen sessiz beyazlığı görünce nutkum tutuldu. Ama Latte’nin heyecanı benimkinden fazlaydı. Kısacık ömründe karla hiç tanışmamıştı. Yağmurun içinde çözünmüş olanları saymıyoruz elbette. Hiçbir şey gökten olağanüstü bir ağır çekimle inen ve birkaç dakikada aşağısıyla yukarısını aynı renge boyayan bir tipinin yerini alamaz.

Latte’ye dönüp “Latte çabuk balkona çıkalım!” dedim ve bir koşu içeriden yumuşacık bir battaniyeyle geri döndüm. Kızılderili kabile reisi gibi üzerime büyük kahverengi battaniyeyi atarak Latte’yi kucağıma aldım, onu da battaniyenin içine sokuşturdum ve minik balkonumuza çıktık.

Dışarısı tam hatırladığım gibi aynı sahneye bürünmüştü. Ağaçlar kıpırtısız durmaya özen göstererek üzerlerinin örtülmesine müsaade ediyor ve usul usul beyaz tablonun içinde sınırlarını kaybediyorlardı. Kuşlar bile sohbetlerine ara vermiş, kafalarını sağa sola yatırarak etraflarının bir anda gömüldüğü sessizliği anlamaya çalışıyorlardı. Evlerin pencerelerini gördüm. Perdeler bir kenara itilmiş, odaların karanlığı içerisinde şaşkın ve mutlu yüzler camlarda buğular yapıyordu. “Latte, görüyor musun, bak herkesin penceresi nasıl da birbirinin aynısı. Çeşit çeşit perdelerin gerisinde meğer ortak bir şeyler varmış…” Latte, onaylar şekilde derinden bir mırlama ile cevapladı beni. Minik pembe burnunu yukarı kaldırarak burnunun üzerine düşen bu garip soğuk maddeyi kokladı, gözleri burnunun ucunu görmeye çalışırken hafif şaşılaştı. Patilerini battaniyenin altından çıkararak havaya uzandı ve üzerimize düşen toza benzeyen bu şeyleri yakalamaya çalıştı.

Küçük sokağımızdaki yamuk yumuk, acayip desenli binalarda ve etrafındaki ağaçların üzerinde, meraklı kargaların bakışlarında düz beyaz bir çizgi yükseliyordu. Asfaltın siyahı yavaş yavaş kaybolurken ve Latte hapşırmaya başladığı sıra artık içeri girmemiz gerektiğine karar verdim. Fakat aniden bu sessizliği bozan bir ciyaklama Latte ile ikimizi gördüğümüz düşten uyandırdı. Hızla başımı aşağıya, sesin geldiği yöne çevirdim ve o sırada onu gördüm. Bu beyazlığın içinde aykırı sınırlar yaratan minicik siyah bir kedi yavrusu! Latte’ye dönerek “Latte, sanırım Espresso adında bir arkadaşın olacak. İsmi biraz uzun fakat idare ederiz, değil mi?” dedim ve Latte’nin bana vermiş olduğu dostane bir mırlamayla içeri girdik.

05/01/2022

Keditörün Önerisi

Kediler Alemi

KEDİCİ AŞKINA ARA

EN YENİLER

TÜRKİYE'NİN KEDİ HASTANESİ

KEDİCİ FACEBOOK

KEDİCİ TWITTER