Mesele Sadece Bir Kedi ya da Köpek Değildir. Mesele, Birlikte Yaşamayı Ne Kadar Becerebildiğimizdir.

Mesele Sadece Bir Kedi ya da Köpek Değildir. 
Mesele, Birlikte Yaşamayı Ne Kadar Becerebildiğimizdir.

Bazen bir toplumun vicdanı, çıkardığı büyük yasalardan değil; kapısına astığı küçük tabelalardan anlaşılır.

Kapıda "Evcil hayvan giremez." yazıyorsa mesele sadece bir kedi ya da köpek değildir.

Mesele, birlikte yaşamayı ne kadar becerebildiğimizdir.

Şimdi gündemde olan yasa taslağına göre, gıda tüketilen alanların tamamında; sadece kapalı mekânlarda değil, açık teraslarda ve bahçelerde bile evcil hayvanların bulunması yasaklanabilecek.

Eğer bu düzenleme bu haliyle yasalaşırsa, yıllardır "pet friendly" anlayışıyla hizmet veren işletmelerin kendi inisiyatifi de ortadan kalkacak.

Bana göre asıl sorun tam da burada başlıyor.

Çünkü devletin görevi bütün işletmeleri aynı kalıba sokmak değil, bilimsel kuralları belirleyip denetlemektir.

Bugün dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde hijyen kuralları son derece sıkıdır. Buna rağmen binlerce kafe ve restoran belirli şartları sağlayarak evcil hayvan kabul edebilmektedir.

Demek ki sorun hayvanlar değil.

Sorun, kuralların doğru uygulanıp uygulanmamasıdır.

Hijyen elbette tartışılmaz.

Ancak hijyen; bir canlının varlığıyla değil, işletmenin temizliğiyle sağlanır.

İyi yönetilen bir işletmede, tasmalı, kontrol altında bulunan, masaya çıkmayan bir köpek ya da taşıma çantasındaki bir kedinin oluşturduğu risk; denetlenmeyen onlarca başka hijyen probleminden çok daha düşük olabilir.

Kaldı ki bugün sokakta, parkta, toplu taşımada ve hatta havaalanlarında bile insanlarla hayvanların bir arada yaşayabildiğini görüyoruz.

O halde neden açık hava bir kafenin bahçesinde bu birliktelik yasak olsun?

Daha da önemlisi...

Bu yasa sadece hayvanları dışarıda bırakmayacak.

Milyonlarca hayvanseveri de dışarıda bırakacak.

Çünkü evinde yaşlı köpeği bulunan, engelli hayvanıyla yaşayan, ayrılık kaygısı nedeniyle hayvanını yalnız bırakamayan insanlar için bu sadece bir kahve içme meselesi değildir.

Bu, sosyal hayata katılabilme hakkıdır.

İşletme sahiplerini de anlamak gerekir.

Kimi işletme evcil hayvan kabul etmek istemez; buna saygı duyulur.

Kimi işletme ise hayvan dostu olmak ister; buna da saygı duyulmalıdır.

Özgürlük tam da budur.

Tek tip yasaklar değil, seçenekler...

Bu düzenlemenin gözden kaçan bir başka boyutu ise Türkiye'nin dünyadaki imajıdır.

Dünyanın birçok ülkesinde Türkiye denildiğinde akla gelen ilk görüntülerden biri, insanlarla iç içe yaşayan kedilerimizdir. İstanbul'un kedileri hakkında çekilen belgeseller milyonlarca kişi tarafından izlendi; sosyal medyada her gün binlerce yabancı turist bu ülkenin hayvanlarla kurduğu ilişkiye hayranlığını paylaşıyor.

İnsanlar artık sadece tarihi eserleri görmek için seyahat etmiyor.

Bir ülkenin ruhunu, sokaklarını ve canlılarla kurduğu ilişkiyi de görmek istiyor.

Türkiye'nin en güçlü turizm değerlerinden biri de tam olarak budur.

Yüzyıllardır kedileriyle birlikte yaşayan şehirlerimiz...

Camilerimizin avlularındaki su kapları...

Esnafın dükkânında uyuyan kediler...

Vapur iskelelerinde yolcuları karşılayan dostlarımız...

Bunlar sadece güzel fotoğraflar değildir.

Bunlar, Türkiye'nin dünyaya anlattığı hikâyenin bir parçasıdır.

Biz yıllardır farkında olmadan çok değerli bir kültürel miras ve uluslararası marka değeri oluşturduk.

Şimdi ise bu ruhu yasak tabelalarıyla gölgelemek üzereyiz.

Beni en çok düşündüren ise şu:

Biz son yıllarda sürekli yasakları konuşuyoruz.

Oysa gelişmiş toplumlar birlikte yaşamayı konuşuyor.

Çocuklara hayvan sevgisini nasıl öğreteceğimizi, şehirleri nasıl daha yaşanabilir hâle getireceğimizi, insanların ve hayvanların ortak yaşam alanlarını nasıl artıracağımızı tartışmamız gerekirken; biz kapılara yeni yasak tabelaları asmayı tartışıyoruz.

Ben veteriner hekimim.

Otuz yılı aşkın meslek hayatım boyunca binlerce kediye, köpeğe ve onların ailelerine tanıklık ettim.

Şunu çok iyi biliyorum:

Bir toplumun merhameti, en güçsüz olana gösterdiği saygıyla ölçülür.

Kapısından sessizce geçen bir kediden ya da sahibinin ayağının dibinde usulca yatan bir köpekten korkan bir toplum değil; birlikte yaşamayı öğrenmiş bir toplum güçlüdür.

Ve unutmayalım...

Türkiye'nin dünyaya ihraç ettiği en güzel değerlerden biri sadece tarihi, mutfağı ya da denizi değildir.

Kedileriyle, köpekleriyle ve tüm canlılarla kurduğu merhamet kültürüdür.

Bu kültürü kaybetmek, sadece hayvanseverleri üzmez.

Türkiye'nin dünyadaki sıcak, vicdanlı ve misafirperver ülke imajına da zarar verir.

Belki de sormamız gereken soru şudur:

Gerçek tehdit, yanımızdaki hayvan mı?

Yoksa her sorunu yasaklarla çözmeye çalışan anlayış mı?


Dr. Tarkan Özçetin

Veteriner Hekim

23/07/2026

Keditörün Önerisi

Kediler Alemi

Kuyruklar Neler Anlatıyor?

20.06.2023

Bir kediciğin kafasının içinde neler döndüğünü Kedici’lere kim söyler? Fazla uzağa ...

Manx Kedisi - Orhan Yılmaz

11.03.2021

Manx Kedisi’nin anavatanı Man Adası’dır. Man Adası; İngiltere ile İrlanda arasındaki ...

2000 Yıllık Kedi Figürü

21.05.2021

Peru'daki Nazca bölgesinde inceleme yapan arkeologlar iki bin yıl öncesine tarihlenen bir kedi ...