YENİLER >

Kediye Hayran Bir Yaşam: Deniz Türkali - Mehmet Kadir

Sevdiğim insanlar var, sevmediğim insanlar var ama sevmediğim kedi yok. Ben bütün hayvanları severim. Korktuğum canlılar vardı mesela, böcekler gibi, fakat çok tuhaf bir şey oldu, kedilerle birlikte o korkum da kayboldu.

Kedi sevgisiyle beraber kedi hayranlığını da yaşıyor Türkali. Kediler onun için de, sadece evinde beslediği, güzellikleriyle sevilen, şirinlikleriyle eğlenilen sıradan canlılar değil. Doğumlarıyla, ölümleriyle, yaramazlıkları, kaprisleri ve hatta aşklarıyla kedilerini yaşamına katmasını bilmiş ve kedilerle soluk almanın yaşamdaki baskın etkisini hissetmiş bir güzel insan Türkali. Kediler, evlerin bir köşesinde beslenen veya beslenebilen canlılar değildir. Onların hayatlarına girilir ve onlar da sizin hayatınıza girerler. Yer edinirler, zaten edinemediklerinde giderler ve sorun kedilerde değil, sizdedir. Deniz Türkali için bir tanıtıcı biyografi yazısı yazmak ne kadar gerekli bilmiyorum. Vedat Türkali’nin kızı, Zeynep Casalini’nin annesi, Atıf Yılmaz’ın çok değerli, sevgili eşi. Tiyatro eğitimine Türkiye’de başlayıp Londra’da devam etmiş. Bir süre Milliyet Yayınları’nın yayın danışmanlığını yapmıştır.

Oyunculuk, radyo programcılığı, ses sanatçılığı, televizyonda program sunuculuğu, film senaryosu yazarlığı, film müzikleri seslendirmesi sanat yaşamına sığdırmayı başardığı yetenekleridir. Şu sıralarda Tiyatro Kedi’de,“Çalıkuşu” ve “Pazar Günkü Cinayet” oyunlarında sahne almaktadır.

Peki, Türkali’nin kedileri, hayatına kedileri nasıl girmişti?

Şimdi, ben insan hariç dünyadaki bütün canlıları çok severim. Hımmm, İşte buradan yakaladık bir ortak nokta, evet, hadi buradan devam edelim. Tabii ki, bunun biraz latife yanı var; insan sevgisi denen şeyin simgelediği şeyi sevmiyorum. Sevdiğim insanlar var, sevmediğim insanlar var ama sevmediğim kedi yok. Yıldırım’ın kedileri vardı, Yıldırım Türker’in, arkadaşım, onun anormal kedi sevgisine hafifçe de gıcık olurdum. Gördüğü her kediye sokakta saldırır, kedi gördüğü zaman çıldırır falan, ben de severim ama düşkün değildim. Ama severdim, bütün hayvanları severim. Fakat çok tuhaf bir şey

oldu, korktuğum canlılar vardı mesela, böcekler gibi, kedilerle birlikte o korkum da kayboldu. Yıldırım’ın rahmetli kedisine zaman zaman gidip bakıyordum. Leyla. O da melek oldu. Sonra Zeynep evden ayrıldı, Manchester’a gitti. Zeynep’in hamileliği sürecinde ben de bir kedimiz olsa diye Yılmaz’a söylüyordum. Bu bir kişiyle olacak şey değil, o da “olur, niye olmasın” dedi. O da severdi ama bir düşkünlüğü yoktu. Zeynep’in Ceren’i doğurduğunu haber aldığım gün ben de artık melek olan Fıstık’ımı aldım. Manastır vardı İstanbul Sanat Merkezi’nde, orada yeni doğurmuş bir kedi; yeni dediğim herhalde üç aylık falandı Fıstık. Fıstık böyle geldi eteğime dolandı, oynadı falan, sonra annesi getirdi Fıstık’ı bana verdi açıkçası. Gitti emzirdi, yaladı, temizledi getirdi önüme koydu. Ve işte Fıstık’la başladı. Sonra Fıstık anne oldu. Fıstığın bebeklerinden biri, Murathan’ın yine melek olan Pişo’su. Çok üzüldüm, Murathan zaten perişan oldu. Maalesef aynı süreç içinde yaşamıyoruz, daha erken gidiyorlar ve insan çok üzülüyor. Ama ben, benden önce gidecek diye kedi almaktan vazgeçmiyorum, çünkü hayatımızda bir sürü acı var. Sevdiklerimiz de gidiyorlar. Birlikte olduğumuz sürece sevgimizi paylaşmaktan kaçınmak doğru değil. Her şeyleriyle kabul etmişsiniz, gidişleriyle de… Ben... ölüyorum onlar için, çok seviyorum. Onlarsız ev düşünemiyorum.

Şimdi kaç tane var evde?

 Dört tane. Domates, Bulut, Sarışın, bir tane de erkek kedimiz var, ilk defa bir erkek kedimiz oldu. Zeynep’indi işte, bana verdi, onun adı Zeytin. Siyah bir kedi fakat Zeytin deyince bakmıyor, oğlum deyince bakıyor. Oğlum, oğluşum deyince bakıyor. Zeytin ismini galiba sevmedi. Fakat çok tuhaf, erkek kedi diye bir şey var, benim on sekiz yıldır kedim var, erkek kedi hakikaten erkek kedi yani. Horluyor. Tipik erkek… Erkeğin kedisi insanı fark etmiyor. Çok eğlendiriyor da beni zaman zaman. Horluyor, hapşırıyor, yatakta geliyor beni öbür tarafa itiyor. Kız kedilerim hiçbir zaman öyle olmadı. Gelir, sarılır, sarıldığı zaman da gelip kolunu şöyle bir atar. Ne oluyor canım, nedir bu samimiyet diyorum. Erkek milleti işte. Erkekler hakikaten çok farklı. Zeynep’in de iki kedisi vardı, onları bana getirdi, yani fait accompli.  Bir gün baktım ki, evde iki kedi daha var. Sonra eski kedilerle yeni kediler arasında bir anlaşmazlık oldu, Zeynep de kedilerinden bir tanesini geri aldı. Benim maalesef gözbebeğim olan kediciğim Fıstık, melek oldu, ilk kedimdi o, şimdi dört kediyle yaşıyorum. İşte böyle, dört kedim var. Yılmaz’ın rahatsızlığı sırasında Sarışın, Yılmaz’ın yatağından çıkmadı. Sokaktan gelmişti, başka bir evden kaçmış bir kedi Sarışın. Eve geldi gitti, sokağa gitti tekrar, bir arkadaşımda kaldı, çünkü öbür cadılar ona tavır aldılar. Ama Bulut,

Domatesin kızı; araları hiç bozulmadı. Anne kız hâlâ sarmaş dolaş uyuyorlar. Domates çok asil bir kedi. Hiç şımarıklığı yok, mesafeyi korur. Arada bir ben ona “kızım İngiltere Sarayı’ndan mı geldi” derim. Şimdi birazcık büyüdü de karakteri biraz değişti. Bana çok düşkün oldu. Leonardo da Vinci ne demiş biliyorsunuz değil mi? Dünyadaki tek mükemmel canlı demiş kedi için. Doğru… Bence de doğru. Tuhaflar. Kaldı ki “Ben kedilerden çok korkarım” diyenlere şöyle diyorum: “Kedilerden korkmayan, euzubillah kâfir olur.” O kadar tuhaflar ki, bu kadar olur mu canım? Kediler, evcilleştirilmemiş, evcilleştirilemez ve evcilleştirilmemesi gereken hayvanlar. Ben mesela bir köpek ile hiç yaşayamam, yüzüm çok yumuşak, o köpekler benim gözümün içine baktığı an, buyur… üzerimden geçerler, ezerler mahvederler beni. Kedi öyle değil ki; hepsinin de ayrı karakteri var, kedi diye bir tür yok, teker teker kediler var, hepsinin ayrı karakteri oluyor. Benim o ilk kedim, ilk defa anne oldu, doğum yapmak için Yılmaz’ın tişörtlerinin üstünü beğendi, gitti dolaba, kapıyı katiyen açtırmadı. Git buradan diyor, benim işime karışmayın diyor. Başını okşayayım, yardım edeyim, yok öyle. Hakikaten, doğum bitti, dört kediyi doğurdu, topladı çocuklarını, bir

damla leke yok, bir kalıntı yok, pırıl pırıldı o tişörtler. İnanılmaz.

 Kıskançlık var mı kediler arasında?

 Sizi kıskanıyorlar mı? Kıskançlık galiba benim hayatımda olmadığı için onlarda da yok. Kıskançlık dağıtılırken bana uğramamış. Fıstık’ta biraz vardı ama diğerlerinde yok. Fıstık biraz pozesifti. Diğer kedilerden değil de daha çok insanlardan kıskanırdı beni, biraz gıcık olurdu.

Aralarında lider var mı? Kavgaları oluyor mu?

 Yok, bazen merak ediyorum, onlar mı beni etkiliyor, ben mi onları etkiliyorum. Kıskançlık yok, öyle bir liderlik yok. Sarışın’a karşı bir tavrı var Domates’le Bulut’un. Hiçbir zaman onu benimsemediler, kabullenmediler. Ama mesela mama yeniyorsa biri diğerine hiçbir zaman “sen çekil” demiyor. Dört tane kapları var, her birinin kabı var, sırayla yiyorlar.  Bir tek Domates avucumdan yemeyi seviyor. Kedi sevmeyen insanlarla ilişkileriniz nasıl? Tanımıyorum desem... Korkuyu anlarım, fobileri empati kurarak anlarım. Ne var korkacak diyemezsin insana. Sen de kendi korkularınla yüzleşmek zorundasın.  Zaten insan merkezli bir dünya çok delirten bir şey. Dünya bir canlı ve hepimiz bu canlının bir parçasıyız.

Onlardan öğrendikleriniz var mı?

 Çoook. Bütün hayvanları canlıları sevmek gibi bir durumun dışında, birebir ilişki içinde olduğunuzda bütün bakış açınız değişiyor. Dediğim gibi, herşeyden önce korktuğum diğer bazı hayvanlardan korkmamayı öğrendim. Böceklerden irkilirdim, şimdi korkmamayı öğrendim. Ben hayır demeyi öğrendim. Kedi, sizi ne kadar çok sevse de her zaman kendine yaklaştırmıyor eğer istemiyorsa. Bir “stop” noktası koyuyor ve bunu çok iyi kullanıyor. Doğru. Ama onların yaşadığı hayat ile

bizim yaşadığımız hayat çok farklı. Yani, hayır demeyi öğrenmek bizim kodlarımıza göre, insan kodlarına göre çok başka. Hayır dediğim bir sürü şey var, istememe rağmen hayır diyemediğim bir sürü şey de var. Özellikle de özele indirgediğimizde. Genelde hayır dediğiniz şeyler bellidir, hayattaki duruşunuzla bellidir. Ama özelde bunu başarmak daha zor. Hayal dünyalarımız, varoluş tarzlarımız farklı. Kolaylaştırıyor muyuz onların dünyalarını? Benimle yaşamayı seçiyorlarsa,

demek ki onlara iyi geliyorum. Çünkü dışarıda yaşayan bir kediyi içeri sokamıyorsunuz. Atar kendini, camdan atlar. Sarışın’da yaşadım ben bunu. Sarışın için, “ben feminist ideolojiyle kedi büyütemem” diyordum, hayır, evde oturacak diyordum. Sarışın için mümkün değildi bu. Sarışın gitti, geldi, sokakta yaşadı, tekrar geldi, arada gitti, arada geldi, şimdi artık benimle yaşamayı tercih ediyor. İşte o “hayır” demiş. Evet, işte bu çok güzel bir şey. Zorlamamayı öğrendim. Ama hayatta başka şeyleri insanlara zorluyor muyum, onu bilmiyorum. Onu arkadaşlarıma sormak lazım.

Kısır kedileriz, değil mi?

 Evet, Sarışın zaten ameliyatlı geldi, Domates anne oldu, ondan sonra kısırlaştırdım. Bulut’u da. Bulut bir kaza geçirdi, biraz ‘salak’ bir kedidir açıkçası. Mum yakarsın ya, kuyruğu tüte tüte dolaşır, dünyadan bihaber bir kedidir. Ama öyle kediler de çok tatlı, şeker olurlar… hamur gibidir onlar, bayılırlar yoğrulmaya. Tabii ki çok tatlı, aynen öyle. İnanılmaz bir şey, sev beni sev beni der hep. Mesela Domates öyle değildir, Fıstık hayatta öyle değildi. Fıstık dünyada bir tek beni sevdi. Çocuklarını da dört ay sevdi. Dört aydan sonra onları da bıraktı. Domates’in o Fıstık’tan çektiğini anlatamam. Onun bir Greta Garbo oturuşu vardı zaten, gördüğü an başlardı hırlamaya. Zavallı Domates’in kuyruğu, kulakları düşerdi. Fakat çok matrak bir şey oldu; şimdi başladı bu böyle Domates’e kötü davranmaya, iki kedi evde o zaman, hatta arkadaşım Gül Dirican, Domates’i almak istedi, çok seviyordu Domates’i, ben de ayrılmaya kıyamıyorum, ama baktım ki yazık günah, cadı Fıstık hayatı zindan ediyor. Tam Gül’e vermeye niyetlendim, baktım birbirlerini yalıyorlar ve o gün de Domates’in doğum günü; yani Domates’i doğurduğunun birinci yılı. Ve her yıl aynı dönemde, Eylül ayında, bütün bir yıl nefret ettiği Domates, bir ay boyunca canı ciğeri. Anlayamadım, hakikaten buna akıl sır erdiremedim. Onu diyorduk hep, Eylül geliyor, Domates’le Fıstık’ın arası düzelir, yıllarca böyle oldu. İlginç yani, bir yıl nefret ediyor bir ay çok iyi, bir ay bitince yine eskisi gibi. Onların düş gücü mü, hayalleri mi, neyse bilemiyorum. Deniz Hanım, isimleri nasıl geliyor? Domates, Fıstık, Bulut, Zeytin... Zeytin’i ben koymadım, Zeynep koydu. Şimdi Domates’in nasıl geldiğini bilmiyorum, çünkü tekir beyaz bir kedi. Domates nasıl Domates oldu bilmiyorum. Fıstık’ın isim babası Yılmaz zaten. Bulut’a Ceren isim koydu. Sarışın’ı da ben koydum, çok müthiş güzel bir şey. Hiç kedi doğurttunuz mu? Evet Domates’i, o müthiş bir hikâye. Yatağa geldi ve benim gözümün önünde başladı doğurmaya. Hamilelik süresince de Fıstık inanılmaz iyi davrandı Domates’e. Belki doğumda da birşey yapmaz dedim, Domates’in ilk çığlık atmasıyla Fıstık fırladı Domates’in gırtlağına. Fıstık’ı yakaladım, o sırada Domates’in ilk bebeği yarı çıkmıştı. Oraya doğurdu ve kaçtı Domates, içinde başka bebekler var. Çok travmatik oldu. Fıstık’ı kapattık bir yere, Domates’i aldım okşaya okşaya, yine yatağa geldi, bütün doğumda plasentaları ben çıkardım, bayağı ebelik yaptım. Çok hoştu. Şimdi ben yatakta yatıyorum gece, bebekler de orada, yaladı maladı iki tur attı geldi yine. Yatağımın hemen yanına lohusa yatağı hazırladım oraya koysun diye, gece uyuyorum, bir uyandım bebekleri benim koynuma getirmiş. En emniyetli yer diye bana getirmiş. Ama orada kalırsa ben üç ay yataktan çıkamam, ağlaya ağlaya, okşaya okşaya, Domates’e göstere göstere ayırdım yanımdan.

 Yavruların ilk sesi?

 Ne cırlak, ne cırlak, kıyamet kopuyor. Anlamıyorsunuz karnı mı aç, canı mı acıyor? Fıstık’tan sonra öğrendim onu.

Yavrularına isimler takmıştı, birini miyav diye çağırıyordu, diğerini movv diye çağırıyordu, onları diziyordu böyle, onlarla uzun uzun konuşuyordu. Teker teker yalıyordu, yalanmayı öğretiyordu, bunlara tanık olmak çok güzeldir.

En acıklı bölümü aslında burası, ama bunu da bir kediciyle konuşmak lazım, son nefeslerini verişlerine hiç tanık oldunuz mu?

 Ahhh! Son nefesinde bir çekimim vardı, ama Fıstık’ı biliyordum zaten, gitmek zorundaydım çekime, öptüm, öptüm, öptüm,  yanımdaydı. Hiç öyle bir yerlere köşelere falan gitmek istemedi, divandaydı, orada durmak istedi. Hâlâ burnunum direği sızlar… gittim çekime, bir arkadaşıma, Aysen’e rica ettim bakar mısın diye. Çekimin sonundaydı, Aysen telefon etti, gitti dedi. Hiç dokunma dedim, orada kalsın. Zaten biliyorsunuz, ölümü görüyor onlar, Yılmaz’ın da son gününe kadar Sarışın yataktaydı, son gün yatağı terk etti. Yılmaz gidiyor dedim. Yani inanılmazlar,  görüyorlar ölümü. Sonra eve gittim, Fıstık’ı öptüm öptüm, güzel bi şeye koyduk, sonra bir arkadaşın evinin bahçesinde vedalaştık.

Çok zor, peki biraz değiştirip final yapalım, aşkları nasıldı kedilerinizin?

 Aman aman neler çektim... Fıstık’ın aşkı çok komikti. Gümüşsuyu’nda oturuyorduk. Kapıcımız vardı, Kazım Efendi, dünyanın en tatlı insanlarından biridir. Dört katlı apartmandı ama bahçesi de vardı o evin. Kazım Efendi bahçedeki çiçeklere baktı, ağaçlara baktı, çok hoş bir insandı. Ben Fıstık’ı alınca bizim Kazım Efendi de kendine bir kedi aldı, Mıstık adını koydu. Ne

zaman eve gelsem bakıyorum bu Mıstık bizim kapının önünde. Daha bebekler ama, beş altı aylık. Bunlar kapı arasında aşk yaşıyorlar. Ben Mıstık’ı içeri almıyorum, çünkü sokakta dolaşıyor, Fıstık’ı da kapının önünden alamıyorum, Allah rahmet eylesin o Mıstık dünyanın en çirkin kedisiydi. Bir arkadaşım geldi baktı Mıstık’a, “yahu bu Kenan Evren’e benziyor” dedi. Daha beter nefret ettim kediden. Benimle herkes dalga geçmeye başladı. Yıldırım diyordu ki “her şeyi ters yapıyorsun, kızına sonsuz bir özgürlük verdin, kedini rahibe yaptın.” Bir türlü yakıştıramadım kedime. Olmadı mı bir şey? Olmaz olur mu? Baktım ki çaresi yok, Mıstık alındı, veterinere götürüldü, aşıları yapıldı, ütülendi, kolalandı, geldi damat eve. Aşk bu, yapılacak birşey yok. İşte ilk bebekleri Fıstık’ın; babaları da Mıstık. Büyük bir aşktı. Sonra, Fıstık bir kere daha anne oldu, o ikinci anneliğin yavrusu bu Domates. Arkadaşım Ferda üst katta oturuyordu buradaki evdeyken, onun da bir kedisi vardı: Kuçi. Fıstık’a çok aşık oldu ama Fıstık mantık evliliği yaptı bence. Ona o kadar aşık değildi. Kuçi yukarıdan, camlardan sarkıyordu aşkından ama Fıstık’la Mıstık gibisi olmadı. Mıstık’ın çekiciliği başkaymış… Valla ne çekiciliği vardı bilmiyorum, ama çok çirkin bir kediydi.

 Deniz Hanım çok teşekkür ediyorum.

 Rica ederim, ben teşekkür ediyorum.