TOMMY: Evin Sessiz Şifacısı Ebru ŞALLI ile Söyleşi

TOMMY: Evin Sessiz Şifacısı Ebru ŞALLI ile Söyleşi

Şefkat, sezgi ve iyileşmeyle kurulan bağ üzerine...

Ebru Şallı denince çoğu insanın aklına önce zarafet, disiplin, pilates, sağlıklı yaşam ve yıllardır koruduğu kendine özgü duruş gelir. Türkiye’de uzun yıllardır ekranların, dergilerin, sağlıklı yaşam dünyasının içinde olan ama aynı zamanda bütün bu görünürlüğün arkasında çok daha sade, çok daha kırılgan ve çok daha gerçek bir tarafı olan bir kadın Ebru Şallı.

Bu röportajda karşımda sadece herkesin tanıdığı Ebru Şallı yoktu. Karşımda çocukluğundan beri hayvanlarla büyümüş, hayatının farklı dönemlerinde kedilerle, köpeklerle aynı sokağı, aynı bahçeyi, aynı şehir duygusunu paylaşmış biri vardı. Ve elbette Tommy vardı. Evin patronu, ailenin sessiz ama çok güçlü üyesi Tommy.

Söze en basit yerden başladık aslında. Hayvanlarla arası nasıldı? Hayatında hep varlar mıydı?

Ebru Şallı, İstanbul’da doğup büyümüş bir kız çocuğu olarak kedilerin ve köpeklerin hayatın doğal bir parçası olduğu bir kuşaktan geldiğini anlattı. Sokakta oynanan oyunlardan, ip atlamalardan, seksekten, arkadaşlarla yenilen meyvelerden söz ederken, o eski İstanbul çocukluğunun içinde hayvanların zaten hep var olduğunu söyledi. Kediler ve köpekler dışarıda, bahçede, sokakta, apartman aralarında, hayatın tam ortasındaydı. Yani bugünkü gibi ayrıca “hayvan sevgisi” diye anlatılması gereken bir şey değil, hayatın kendisiydi.

“Biz zaten onların içinde büyüdük” derken sesi çok netti. Ama sonra cümle derinleşti. Yaş ilerledikçe onların sevgisinin ne kadar eşsiz, ne kadar kıymetli ve ne kadar gerçek olduğunu daha iyi anladığını söyledi. Hatta insanlardan daha gerçek bulduğunu da ekledi. Bu cümle, röportajın aslında nereye gideceğini baştan belli etti.

Çünkü Ebru Şallı’nın kedilerle ilişkisi sadece “hayvanları seviyorum” düzeyinde değil. Daha içerden, daha sezgisel, daha yaşanmış bir yerden geliyor.

Türkiye’nin dünyada “kedilerin ülkesi” olarak tanınmasına da çok özel bir yerden bakıyor. Yurt dışında biriyle tanıştığında Türkiye için “kedilerin ülkesi” denmesini gururla anlatıyor. Hatta insanların Türkiye’yi “kediler ve Kapadokya” ile hatırladığını söylüyor. Ona göre bu, bizim en pozitif temsil alanlarımızdan biri. Çünkü sokak kedisine bakmak, yemeğini paylaşmak, bir canı kapının önünde aç bırakmamak bu ülkenin kültüründe hala yaşayan çok değerli bir damar.

“Türkiye’de yaşıyorsan yemeğini kedilerle paylaşman gerekiyor” derken bunu bir slogan gibi değil, hayatın doğal kuralı gibi söylüyor. Çünkü sokaktaki hayvanların dışarıda gerçekten bir hayatta kalma mücadelesi verdiğini düşünüyor. Onları “survivor” diye tarif ediyor. Bu tarif hem çok basit hem çok doğru. Sokaktaki kedi gerçekten her gün hayatta kalmaya çalışıyor.

Ebru Şallı, kar yağdığında dışarı çıkıp kedi köpek beslediğini de anlattı. Ama bunu özellikle vurgulamak istedi: Bunların çoğunu sosyal medyada paylaşmıyor. Çünkü onun için mesele göstermek değil, yapmak. Bu ayrım önemli. Bugün hayvan sevgisi bile bazen gösteriye dönüşebiliyor. Oysa gerçek merhamet çoğu zaman kamerasız yaşanıyor.

Sohbet kedilere gelince Ebru Şallı’nın sesi daha da değişiyor. Kedilerin diğer hayvanlardan farklı olduğunu düşünüyor. Bütün hayvanları sevdiğini ama kedilerin ayrı bir yeri olduğunu söylüyor. Bunun sadece karakterle, güzellikle ya da sevimlilikle açıklanamayacağını, kedilerin insanda başka bir alan açtığını anlatıyor.

Ona göre kediler hissediyor. İnsanın moralini, yorgunluğunu, kırgınlığını, bedenindeki ağrıyı, ruhundaki sıkışmayı fark ediyorlar. Ve bazen hiçbir şey söylemeden, sadece gelip yanına oturarak ya da bedeninin bir yerine yerleşerek insanı rahatlatıyorlar.

Tommy üzerinden anlattığı bu bağ çok güçlü.

Tommy, yaklaşık 13 yıldır Ebru Şallı’nın hayatında. Evde bir kedi değil sadece. Ailenin bir parçası. Hatta Ebru Şallı’nın ifadesiyle evin patronu. Çünkü bir kediyle yaşamak, hele Tommy gibi karakterli bir kediyle yaşamak, insana şunu öğretiyor: Her şeyi siz belirleyemezsiniz.

“Bir kediye istemediği hiçbir şeyi yaptıramazsınız” derken gülüyor ama çok ciddi söylüyor. Gerçekten de kedilerle yaşayan herkes bu cümleyi bilir. Kediyle ilişkinin özü budur. Zorlayamazsınız. Komut veremezsiniz. İzin ister gibi seversiniz. O gelirse gelir. Kalırsa kalır. Giderse gider. Ve tuhaf biçimde bu özgürlük, bağın gücünü azaltmaz; tam tersine artırır.

Tommy de böyle bir kedi. Her zaman kucağa gelen, kendini herkese sevdiren, minnoş bir kedi değil. Biraz “wild” tarafı olduğunu söylüyor Ebru Şallı. Kendi halinde, kendi kararlarını veren, bazen yaklaşan, bazen mesafesini koruyan bir karakter. Ama Ebru Şallı ile baş başa kaldığında bambaşka bir Tommy çıkıyor ortaya.

Ebru Şallı eve geldiğinde Tommy’nin kapıda karşılaması ona çok iyi geliyor. Yoğun bir günün, insanların enerjisinin, kalabalığın, yorgunluğun ardından kapıyı açtığında bir kedinin orada olması bambaşka bir duygu. Bunu “eve koşarak geliyorum” diye anlatıyor. Dışarıdan gelen yorgunluğun, insan kalabalığının bıraktığı ağırlığın Tommy ile çok kısa sürede dağıldığını söylüyor.

Tommy’nin özellikle Ebru Şallı yalnızken, morali bozukken ya da ağladığında yanına gelmesi onu çok etkiliyor. Çünkü bunu tesadüf olarak görmüyor. Hissediyor. Seziyor. Ve geliyor.

Röportajın en duygulu yerlerinden biri de burasıydı.

Pars’tan söz açıldığında Ebru Şallı’nın sesi değişti. O an kelimeler biraz daha yavaşladı. Bazı cümleler boğazında kaldı. Anne olarak yaşadığı büyük kaybın ağırlığı, odanın içine sessizce yayıldı. Böyle anlarda röportaj yapan kişi olarak insanın çok dikkatli olması gerekiyor. Çünkü karşınızda bir “hikaye” yoktur artık; karşınızda gerçek bir acı vardır.

Ebru Şallı, Tommy’nin Pars’ın hastalık sürecinde de onlarla birlikte olduğunu söyledi. Her şeyi anladığını, evdeki o ağır havayı, üzüntüyü, gözyaşını hissettiğini anlattı. Ağladığında Tommy’nin hemen geldiğini, onu rahatlatmaya çalıştığını söyledi. Bu cümleleri kurarken ağladı. Ve belki de röportajın en gerçek anı buydu.

Çünkü bazen bir kedi, bir evin içinde sadece kedi değildir. Sessiz bir tanıktır. Hastalığa tanıktır. Acıya tanıktır. Annenin gözyaşına, çocuğun yokluğuna, evde değişen enerjiye tanıktır. Ve hiçbir şey yapmıyor gibi görünürken, aslında oradadır. Bazı yaraların üzerine patisini koyar. Bazı gecelerde yanınıza kıvrılır. Bazı acılarda sadece varlığıyla insanı ayakta tutar.

Ebru Şallı’nın Tommy için “evlat gibi” demesi boşuna değil. Hatta bu duygunun oluşmasında oğlu Bero’nun da payı var. Küçükken ona Tommy için “O senin karnından çıktı, haberin olsun. O senin çocuğun” demiş. Ebru Şallı bunu gülerek anlatıyor ama belli ki bu cümle onun içinde bir yere yerleşmiş. Bugün hala Tommy’den söz ederken onu ailedeki çocuklardan biri gibi anlatıyor. Bero da Tommy için “kardeşim” diyor. Evdeki dil bile buna göre şekillenmiş.

Bu çok kıymetli bir ayrıntı. Çünkü bir kediyle kurulan bağ, dışarıdan bakıldığında abartılı sanılabilir. Ama kediciler bilir; o bağın dili evin içinde kendiliğinden oluşur. “Kedim” dersiniz ama bir süre sonra o kelime yetmez. “Çocuğum” dersiniz. “Evladım” dersiniz. “Kardeşin” dersiniz. Çünkü o canlı artık ailenin duygusal haritasına dahil olmuştur.

Tommy’nin Ebru Şallı’nın uyku ritüelindeki yeri de çok güzel. Ebru Şallı uyumadan önce bacaklarını yukarı kaldırıp bir süre dinlendirdiğini, bunun kendi akşam rutini olduğunu anlattı. Tommy de çoğu zaman tam bu sırada geliyor, başına masaj yapıyor.

Ebru Şallı buna masaj diyor ama sonra bunun klasik bir “yoğurma” hareketinden daha fazlası olduğunu söylüyor. Kedilerin o patileriyle yaptığı hareketin sadece hamur yoğurma gibi tarif edilmesini eksik buluyor. Çünkü ona göre orada başka bir şey var. Bir şifa hali, bir enerji aktarımı, bir rahatlatma hali.

Tommy o sırada motorunu çalıştırıyor. Gırlamaya başlıyor. Ebru Şallı bu sesi sadece sevimli bir kedi sesi olarak değil, bedene iyi gelen bir titreşim olarak yaşıyor. Bütün günün ağrısının, yorgunluğunun, üstünde biriken negatif yükün boşaldığını söylüyor. “Direkt beni şifalandırıyor” diyor.

Bu noktada bazıları bunu fazla spiritüel bulabilir. Ebru Şallı da bunun farkında. Zaten kendisi de “İsteyen deli desin ama ben buna inanıyorum” diyor. Ama kedilerle yaşayan insanlar onun ne demek istediğini çok iyi anlar. 

Çünkü bazı şeyleri anlatmak zordur. Bilim bir tarafını açıklar, deneyim diğer tarafını. Gırlamanın frekansı, temasın sakinleştirici etkisi, ritmik sesin sinir sistemi üzerindeki etkisi, insan-hayvan bağının psikolojik iyileştirici gücü elbette konuşulur. Ama bir de insanın bizzat yaşadığı taraf vardır. O da küçümsenemez.

Ebru Şallı’nın Tommy ile ilişkisi biraz da bu iki alanın birleştiği yerde duruyor. Bir yanda sağlıklı yaşamı, bedeni, nefesi, kası, eklemi bilen bir kadın var. Diğer yanda bütün bunların ötesinde bir kedinin insana temas ettiğinde ruhu da gevşettiğini hisseden bir anne var.

Kedilerin insana ne kattığını sorduğumda verdiği cevap aslında çok netti: Hayatı güzelleştiriyor, enerjiyi yükseltiyor ve insana çok şey öğretiyor.

Özellikle kedilerin duruşundan çok etkilendiğini söyledi. Kimseye eyvallahı olmayan, kendi alanını koruyan, istemediği şeyi yapmayan, gerektiğinde gelen, gerektiğinde uzak duran o kedi tavrı ona göre öğretici. Bir kediyle aynı evde yaşamak, hele baş başa yaşamak, sığ bir durum değil. Onun deyimiyle derya gibi bir şey.

Bu cümle çok değerli.

Çünkü kediyle yaşamayı sadece mama, kum, veteriner hekim kontrolleri, tüy dökme gibi başlıklara indirgersek asıl meseleyi kaçırırız. Bir kediyle yaşamak insanı değiştirir. Daha dikkatli, daha sakin, daha sabırlı, daha sezgisel yapar. Her şeyi kontrol edemeyeceğini öğretir. Sevginin her zaman gösterişli olmadığını anlatır. Bazen bir bakışın, bazen yanınıza kıvrılıp yatmanın, bazen de hiç dokunmadan aynı odada durmanın bile sevgi olduğunu öğretir.

Ebru Şallı’nın anlattığı bir başka hikaye de kedilerin insanı seçtiği meselesini çok güzel özetliyor. Ablasının yaşadığı olay gerçekten çarpıcı. 

Yağmurlu bir gün, apartmana giren bir kedi, ablasının peşinden asansöre biniyor. Kapıya kadar geliyor. Ablası karnı aç sanıp içeri alıyor. Tam mama hazırlayacakken kedi doğurmaya başlıyor. Gece boyunca beş yavru dünyaya geliyor. Bir anne, beş yavru; altı can.

Ablasında alerjik astım olmasına rağmen o gece sabaha kadar başlarında bekliyor. Battaniyeler, temizlik, mama, bakım…

Sonra yavrular için sahiplendirme süreci, anne kedinin kısırlaştırılması derken bir hayat değil, altı hayat kurtuluyor.

Ebru Şallı bu hikayeyi anlatırken çok net söylüyor: “Evet, kedi seçer.”

Buna romantik bir masal gibi bakmıyor. Gerçekten o kedinin o evi bulduğuna inanıyor. Ben buna kendi adıma “yıldırım aşkı” diyorum. Bazen bir kedi gelir ve bütün planı değiştirir. Hazır olup olmamanız çok da önemli değildir. O sizi seçmiştir.

Çocukların hayvanlarla büyümesi konusuna geldiğimizde Ebru Şallı’nın sesi yine netleşiyor. Ona göre çocuklar kesinlikle hayvanlarla büyümeli. Çünkü hayvan sevgisi çocuğa merhameti öğretiyor. Bugünün dünyasında bunun her zamankinden daha önemli olduğunu düşünüyor. Sosyal medyanın, sert içeriklerin, şiddeti normalleştiren dizilerin, oyunların çocukları zorbalığa ittiğini; buna karşılık bir kediyle, bir köpekle büyüyen çocuğun kalbinde başka bir yer açıldığını söylüyor.

Bu çok doğru bir tespit. Merhamet sonradan anlatılarak öğretilen bir şey değil sadece. Yaşayarak öğreniliyor. Bir canlının acıktığını görmek, susadığını fark etmek, korktuğunda saklandığını anlamak, hasta olduğunda yanında durmak, çocuğun kalbinde başka bir kası çalıştırıyor. O kasın adı vicdan.

Ebru Şallı, erkek kardeşinden de örnek verdi. Kedilerle çok arası olmayan kardeşinin Amerika’da beş kedili bir evde yaşamak zorunda kaldıktan sonra tamamen değiştiğini, kedici olduğunu ve sakinleştiğini anlattı. Kedilerin insana iyi geldiğini, insanın enerjisini yumuşattığını düşünüyor.

Sohbetin sonunda Tommy konuşsa ne derdi diye sordum.

Hiç düşünmeden cevap verdi.

“Seni seviyorum. İyi ki varsın. Sen çok iyi bir annesin.”

Bu cevap, Tommy’nin Ebru Şallı’nın hayatındaki yerini tek başına anlatmaya yetiyor. Çünkü burada bir kediye yüklenen insan anlamından çok daha fazlası var. Bir annenin, bir kaybın, bir evin, bir aile dilinin, bir iyileşme çabasının içinde Tommy’nin sessiz varlığı var.

Ebru Şallı insanlara kedilerle ilgili tek bir şey söyleyecek olsa, “Alın, bu nimetten siz de yararlanın” diyor. Ama bu cümleyi doğru anlamak lazım. Bu, düşünmeden bir hayvan alın çağrısı değil. Bir kediyle yaşamaya kalbinizi açın çağrısı. Çünkü kedi, doğanın insana verdiği en zarif armağanlardan biri. Estetiğiyle, sessizliğiyle, özgürlüğüyle, şifasıyla ve insana tuttuğu aynayla olağanüstü bir canlı.

Ebru Şallı’nın pilatesçi tarafı da burada devreye giriyor. Kedilerin esnemesine hayran. Hatta pilatesteki bazı hareketlere “Tommy yapalım” dediklerini anlatıyor. “Bir pilatesçi olarak kıskanıyorum, yıllarımı verdim o kadar esnek olamadım” derken gülüyor. 

Ama aslında bu bile kedinin insan üzerindeki etkisini gösteriyor. Bir kedi sadece sevilmez, izlenir. Ondan beden dili öğrenilir. Gevşeme öğrenilir. Esneme öğrenilir. Duruş öğrenilir. Sınır koyma öğrenilir.

Röportaj bittiğinde bende kalan duygu şuydu: Ebru Şallı’nın Tommy ile ilişkisi sadece sevimli bir ünlü-kedi hikayesi değil. İçinde çocukluk var, İstanbul var, merhamet var, annelik var, büyük bir kayıp var, iyileşme var, şifa var. Tommy bu hikayenin dekoru değil. Tam merkezinde duran sessiz bir karakter.

Bazı kediler eve gelmez, hayatın içine gelir.

Tommy de öyle gelmiş.

Ve belli ki Ebru Şallı’nın hayatında sadece bir kedi olarak değil, ailenin sessiz şifacısı olarak kalmış.


Röportaj: Dr. Tarkan ÖZÇETİN

Veteriner Hekim

22/07/2026

Keditörün Önerisi

Kediler Alemi

UMUT 12 YAŞINDA!

03.06.2026

Cat Hospital’ın uzun süredir sağlık takibini sürdürdüğü Umut, 12 yaşına girdi. Ön ...

KARA KEDİ KAHVE KEDİ

10.09.2023

Bazı siyah kedileri gördüğünüzde hafif kahverengi ve paslı bir görünüme sahip ...

Evcil Dostunuz Güvende Mi?

06.01.2021

Kediler bizim küçük dostlarımız ailemizin bir üyesi gibi.. Ülkemizde her yıl birçok ...

Kedilerde İştahsızlık

06.10.2023

Kedilerde iştahsızlık; yaygın görülen, genellikle kendiliğinden geçen, uzun sürdüğü ...

Ünlü Kediler

31.12.2021

Onlar tarih, bilim ve edebiyat dünyasına yön vermiş kediler... Ancak bu, hiç de umurlarında ...

Damdaki Kedi - Müjde Dural

29.12.2022

Tam yılını hatırlamıyorum ama 80’lerin ortaları ya da sonları filan. O zamanlar Üsküdar, ...

KEDİCİ AŞKINA ARA

EN YENİLER

TÜRKİYE'NİN KEDİ HASTANESİ