YENİLER >

Kediler hakkında yazılmış yüreği çok büyük şiirler... - Pınar Tuncer

Yalvaç Ural’ı tanımayanımız yok. Yıllardır gazetecilik yapan özellikle Milliyet gazetesinde çocuklar için yazdığı yazılarla tanıdığımız ve çocuk edebiyatı alanında birçok eseri olan isim. Çocukların dünyasını çok iyi tanıdığı ve anlattığı şüphesiz. Peki ya kedilerin dünyasını ne kadar iyi gözlemlediğini ve tanıdığını biliyor muydunuz? Yalvaç Bey ile Büyüklere Kedi Şiirleri “Mırnâme” adlı kitabı hakkında sohbet ettik. İşte Kedici okurları için, Yalvaç Ural’ın gözünden kediler ve 19 yıl aynı çatı altında yaşadığı kedisi Marsık’ın Yalvaç Ural’a öğrettikleri…

Yazılarınız, kitaplarınız ve edebi kişiliğinizin haricinde bugün sizinle özellikle “Mırnâme” adlı kitabınız ve kediler üzerine konuşmak istiyoruz. Mırnâme ve kedilerin sizin için ne ifade ediyor?

Yalvaç Ural: Kedi, hayvanlar dünyasının en farklı canlılarından biri. Bence ayrıcalıklı demek daha doğru olur. Bilim adamlarına göre (okuduklarımdan yola çıkarak söylüyorum) o beş milyon yıl önce birden bire ortaya çıkmış bir canlı. Kimilerine göre de bir gelincik türü. Ya da evrim geçirmiş. Ne olursa olsun, o ayrıcalıklı, kimlik ve kişilikli, onuruna düşkün, taviz vermeyi sevmeyen bir varlık. Bu bizim kedimiz Marsık için değil tüm kediler için geçerli. Kediler ait oldukları ailenin bir yakını, bir bireyi gibidirler. Mırnâme şiirleri yalnızca bir kedi için değil kediler ailesi için yazılmıştır. Kitapta resimler Feridun Oral’ın gönlündeki kedileri yansıtır. Şiirdekiler de, benim kalbim ve usumdakileri. Her şiirde bir kedisel üzünç ve kara gülmece saklıdır.

Mırnâme’yi okuduktan sonra, kedileri çok iyi tanıdığınızı ve gözlemlediğinizi fark ettim. Nasıl oldu da onları bu kadar kusursuz şekilde keşfettiniz?

Y.U.: Bir kediyle ondokuz yıl birlikte yaşarsanız bunu öğrenmeniz kolaylaşıyor. Ama ona bir birey gibi bakıp davrandığınız zaman. Ben kedi severlerle kedi tutkularını, yalnız evcillerinin tutkunu olan insanlardan ayrı tutarım. Nazım Hikmet’in de dediği gibi : “Hayatta yalnızca kediler ve köpekleri sevdi. Ama kendininkileri…” tümcesinde olduğu gibi. Çünkü onlar çocuklara da kendi çocuklarının penceresinden bakarlar.

İmza gününüzde sizinle kısa bir sohbet imkanımız olmuştu ve 19 yaşına kadar yaşamış olan kedinizden söz etmiştiniz. Bize onunla tanışmanızı anlatır mısınız?

Y.U.: Mahallemizde kızımın bir arkadaşının, yavrulayan üç kedisinden biriydi o. Daha evimize girerken, kızımdan onun sayesinde ilk dersimi almış oldum. Marsık dişiydi. Ben ilerde evde daha çok kedi olursa ne yaparız kaygısıyla yavruların arasından erkek olanı almayı önerdim. Üstelik Marsık, adından da anlaşılacağı gibi kara bir kediydi. Ama bembeyaz bir karnı, uzun kulakları, beyazlı karalı patileri vardı. Burnunun uçunda beyaz, içinde bir kara nokta, dilinde de kırmızı bir ben vardı. Arkadaşlarım onun “mühürlü” olduğunu söyler çok severlerdi. Kızımın verdiği derse gelince,”Demek, rengi kara ve dişi olduğu içi erkek kedi alalım diyorsun. Yani benim de erkek olmamı isterdin öyle mi?” dedi ve o gün Marsık, başta kızımın sonra bizimle birlikte tüm yakınlarımızın sevgilisi oldu. Aileniz için çok güzel bir misafir ve çok da güzel bir başlangıç olmuş. Şu an kediniz var mı?

Y.U.: Var sayılır. Ama kızımın evinde yaşıyor. Adı Cambaz.

Mırnâme’de Feridun Oral’ın desenleriyle sizin kelimeleriniz birleşince, gerçekten büyüleyici bir kedi dünyası çıktı karşımıza. Feridun Bey ile böyle bir çalışmayı nasıl planladınız, bu fikir nasıl oluştu?

Y.U.: Feridun oldum olası kedi dostu. Belki de yaşamında en çok çizdiği karakter kedi. Onun Marsık’ı desen olarak çizdiği, bir şiirimi kendi el yazısıyla yazdığı seramik bir tabak çalışması var. Bizimki bir günlük, bir yıllık bir çalışma değil, yıllara dayanan, kedilerle oluşmuş bir gönül birliği buluşması.

Çocuk ve kedilerin dünyasını bu kadar iyi anlamanızın sebebi nedir, sizce çocuklar ve kediler birbirlerine benziyorlar mı?

Y.U.: Yakındırlar. Kediler televizyondan çocuklar kadar etkilenmediği için, beslenme konusunda çocuklardan daha titiz ve beceriklidirler. Bu benim okullarda çocuklara yaptığım katılımcı dramanın konusudur. İkisi de sevgiye gereksinim duyar. Biri ayaklarının üzerinde daha çabuk durur.

Peki sizin çocukluğunuzda kedilerle aranız nasıldı? Çocukluğunuzdan beri kedi sever biri misiniz?

Y.U.: Çok iyiydi. Mestan adlı bir kedimiz vardı ve onu hiç unutmam.

“Sevginin Ölümü ya da 2000’li Kedi” adlı şiiriniz şu an günümüzde sokaklarda yaşayan hayvanların içinde bulundukları durumu ve karşılaştıkları zorlukları çok güzel anlatıyor. Artık sahip olmadıkları kasap dükkanları, sokaklar, bahçeler, söğüt ağaçları, sahip olmadıkları hayat… Kısacası 2000'li kedi artık çok da mutlu değil. Sizin gözlemledikleriniz ve söylemek istedikleriniz neler günümüzde yaşam mücadelesi veren sokak hayvanları hakkında?

Y.U.: Batı toplumları gibi olmak istiyoruz ya hani… Sokaklarda, kırsal alanlarda ne dolaşan kedi ne de köpek var batı toplumlarında. Almanlar güvercinlere bile tahammül gösteremiyor mesela. Onlara uçan fareler adını takmışlar. Konacakları pencere önleri, reklam panolarının üstleri, onlar konmasın diye çivili tahtalarla donatılmış. Kiliselerin çan kuleleri onlar girmesin diye, panjurlarla örtülü. Biz de cami duvarlarına kuş evleri yapmışız… Hiç olmazsa biraz daha duyarlıyız.

Kedici okurlarına son olarak söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?

Y.U.: Bir yazar için en önemli şey fark edilmektir. İster beş kişi, ister beşbin kişi tarafından olsun… Ama benim için burada önemli olan ortak duyarlılığı paylaşan insanların, bir şiir, bir kedi aracılığıyla bir araya gelebilmeleri. Sanırım sizle ve derginizle bu işi başardık. Demek ki kitap işlevini her zaman sürdürecek.

Teşekkürler…