YENİLER >

Radyo D’nin Sarı Şeker’i ve Canlı Dostları Mikrofon Başında

Radyo D’nin, “CANLI DOSTLARIMIZ” adlı programına beş yıldır hayat veren isim, “Sarı Şeker Sema” adıyla da dinleyenlerine ulaşan Sema Eryiğit, bizi bu kez yayın koltuğunda ve mikrofonuyla değil, evinde kedileri ve küçük oğlu ile karşıladı. Haftasonları RadyoD’de , veteriner Ayhan Yılmaz ile birlikte “Canlı Dostlarımız” adlı bir bir program sunuyorsunuz. Bu güzel fikir nereden çıktı ve nasıl gelişti? Program beşinci yılında. Ben hamileyken bir süre ara verdim ama program devam etti. Şimdi yine Cumartesi günleri saat 14:00’da Ayhan Bey’le birlikte hem canlı dostu olan dinleyicilerimizin sorularına cevap vermeye hem de sokak hayvanlarının sorunlarını ve sesini duyurmaya çalışıyoruz. Bizim radyo genelde hayvan sever. Radyoda kadrolu bir köpeğimiz bile var, ismi Topie. Doğan Radyo Grup Başkanımız Sezgin Onat başta olmak üzere, program sunucularımız Hakan Gündüz, Melon Şapka, Hakan Eren, ben ve ofiste çalışan birçok arkadaşımızın evde kedisi var.

Aslında fikir Sezgin Hanım’dan çıktı. Programı yapma görevini bana verdi ve ben de seve seve bu programı Ayhan Bey’le beraber yapıyorum. Kısa bir süre önce anne oldunuz ve bebeğinizi kedilerinizle beraber büyütüyorsunuz. Toplumda çok yanlış bilinen “kedi ve bebek aynı ortamda yetişirse tehlikeli olur” endişesi için, bir anne olarak siz neler söyleyeceksiniz? Maalesef cehaletin olduğu yerde korku da oluyor. Hayvanlarla ilgili yanlış bilinenler yüzünden bir çok kedi, evin hanımı hamile kaldığı anda evden uzaklaştırılıyor. Biz programda her zaman bu konuyu işliyoruz. Ben kedilerimle beraber çok sağlıklı bir hamilelik geçirdim. Oğlum Işık ta çok sağlıklı ve onlarla çok mutlu bir şekilde büyüyor. Hamile kalmadan önce doktoruma gidip “toksoplazma” testi yaptırmak istediğimi söyledim.Bu test hamilelere zaten yapılıyor ama ben önceden yaptırdım. Doktorum “Keşke herkes senin kadar bilinçli olsa” dedi. Test sonucunda doktorum bana “Toksoplazma geçirmemişsin, bağışıklığın da yok. Zaten geçirmiş olsan da tekrar eden bir enfeksiyon olabilir. Ancak evde kedi beslemekle, kediyi sevmek ve okşamakla toksoplazma geçmez. Senin kedilerin düzenli olarak aşı oluyor ve kontrollü mama yiyorlar. Sadece kumlarını sen temizleme” dedi. Gördüğünüz gibi çok bilinçli bir doktor. Çünkü ben direkt olarak “hamilesin, kedilerden uzak dur” diyen ve hiç açıklama yapmayan doktorlar duydum. Açıkçası doktorum Burçak Hanım da bu tarz yaklaşımda bulunsaydı, doktorumu değiştirirdim.

Doğumdan sonra da oğlumuzu eve getirince yavaş yavaş kedileri evde yeni bir bireyin varlığına alıştırdık. Şimdi herkes çok mutlu.Üstelik bir yaşına kadar evcil hayvanlarla büyüyen çocuklarda alerjik hastalıkların daha az görüldüğünü belirten araştırmalar var. Kediler ve Işık birbirlerine nasıl alıştı? İlk başta çok şaşırdılar. Ben hamileliğimde veteriner hekim Ayhan Yılmaz’a sürekli soruyordum,"Işık doğunca kediler ne tepki verebilirler?" diye. Çünkü özellikle Peynir çocukları pek sevmez ve eve çocuklu misafir geldiğinde saklandığı yerden çıkmazdı. Fakat Ayhan Bey eve gelen bebekte benim kokum olacağı için çabuk alışacaklarını söyledi. Doğumdan önce iki kedimiz de gece yanımızda yatardı. Tabii ilk günler alışkın olmadıkları için onları odaya almadık. İlk günler Işık da henüz uyku düzeni oturmadığı için pek uyumuyordu, sabaha kadar kediler kapıda Işık içeride ağladı. Gündüz biz varken bebeğin yanına yaklaşmalarına izin veriyordum. Gelip kokluyorlardı. Kısa zamanda kabullendiler. Ben de sürekli gündüzleri Işık’ı yanlarına yatırdım ve alışmalarına yardımcı oldum. Ancak Messi evin küçüğü olduğu için biraz kıskandı. Peynir yaşı yüzünden biraz daha ağır abidir. Ama Messi tam bir oyuncu ve şu an Işık’la oynamaya bayılıyor. Kedici: Peynir, Messi ve Jingle hayatınıza nasıl girdi? İlk olarak Peynir girdi hayatıma. Çocukken evde bir canlı dostum olmadı, kendi evim olunca alacağım diyordum. Üniversiteden sonra kardeşimle beraber yaşadığımız
eve kedi alma fikri doğdu, ama beni esas tetikleyen o dönem okuduğum Zülfü Livaneli ‘nin kitabı “Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm” oldu. Herkese tavsiye ederim bu kitabı. Oradaki mağrur tavırlı kediyi öyle çok sevdim ki bu yönde girişimlerimi hızlandırdım. Benim çocukken bembeyaz oyuncak bir kedim vardı, adı da Mercan idi. O zamandan mı içimde kalmış nedir “bembeyaz bir kedi istiyorum” diyordum.

Belirli bir cins olsun diye takıntım yoktu ama beyaz olmasını çok istiyordum. Kedigen isimli siteye ilan bıraktım. İlanıma gelen cevaplar içinde Florya’da bir evde kedileri doğum yapan bir aile vardı, ben de onların yavrularından birisine evimi açtım. Böylece Peynir hayatımıza girmiş oldu. Ben evlenince de çeyizim olarak benimle geldi. Radyo D’den önce çalıştığım radyoya bir kedi almak istedik. Bana bir mail gelmişti ve henüz bir yaşında bile olmayan bir siyam kedisini sahibi başka birine vermek istiyordu, ben bu maili paylaşınca “alalım” dedik. Gittim sahibinden alıp radyoya getirdim. Radyoya uygun bir isim olsun diye ismini “Jingle” koyduk. Bir süre orada bizimle yaşadı. Sonra işle ilgili bazı gelişmeler oldu ve ben Radyo D’ye transfer oldum. Bu dönemde Jingle’ı kimseye bırakmaya gönlüm razı olmadı. Eve götürdüm ve Peynir ile zamanla güzel anlaşmaya başladılar. Radyo D binamız daha kurumsal bir yapı içinde olduğu için hemen kedimizi getiremedik. Birtakım birimlerden izin almak gerekiyordu. Bir süre sonra Jingle
da bizimle Radyo D’de yaşamaya başladı. Sonra bir dönem radyo binasında tadilat oldu, geçici bir süre bahçede yapılan bir mekandan yayınımızı sürdürdük. Bu esnada Jingle’ın kaçabileceğini düşünerek yine eve götürdüm. Tadilat yaklaşık iki ay sürdü, bu esnada Peynir’le birbirlerine çok alıştılar. Ayrıca bahçede baktığımız köpeğimiz radyonun içine girip çıkmaya alıştı. Ben de Jingle’ı bir daha radyoya götürmedim. O dönem henüz evli değildim ve kardeşimle yaşıyordum. Jingle kardeşim Engin’e hayran ve onun yanında ayrılmıyordu. Bu yüzden bence vlenince Peynir’i yanıma aldım ama Jingle da Engin’de kaldı...

2011 yılının Haziran ayında binamızın bahçesinde yavru bir sarman bulduk, ben de eve bir kedi daha almak istiyordum. Tahminen 1-1,5 aylıktı onu bulduğumuzda, eve getirdim ve adını Messi koyduk. “Sarışeker” lakabınızı da düşünürsek, Sema Hanım kesinlikle sarman bir kedi olurdu bizce... Aslında biliyor musunuz annem
hep “Peynir’in huyları aynı sana benziyor”der. Sanırım kediler sahiplerine benziyorlar gerçekten. Messi ilk geldiğinde gözleri maviydi, evet ben mavi gözlü bir sarman da olabilirmişim. Tipim nasıl olurdu bilmem ama kedi olacağım kesin. Ben kedilerdeki o mağrur duruşa hayranım. Dünya benim etrafımda dönüyor, evin patronu benim havalarında dolaşmalarının hastasıyım. Sadece kendileri isterse sevebileceğinizi biliyorsunuz ya, bayılıyorum bu tavırlarına. Kedici okurları ve kediler için mesajınız var mı? “Bir canlıyla birlikte yaşamaya karar vermeden önce çok iyi düşünün” diyorum herkese. Ortalama yaşam sürelerini göz önünde bulundurarak, hastalıkta sağlıkta her durumda beraber yaşamayı göze alıyorlarsa evlerini bir kediyle ya da başka hayvanla paylaşsınlar. Geçici bir hevesle kedi alıp sonra onu sokağa, başka bir eve ya da barınağa bırakacaklarsa baştan hiç almasınlar. Kediler mekanlarına sadıktır. Çok zor alışırlar, alışınca kolay vazgeçemezler. Onların da bir can taşıdığını unutmamak gerekir.

Bu yüzden ben; kedi, köpek kelimeleri yerine “canlı dost” tabirini kullanıyorum. Bu dünyayı paylaştığımız canlı dostlarımızın yaşam hakkına saygı duyalım. Teşekkürler...