YENİLER >

KASPAR DÜNYA'NIN EN TALİHLİ KARA KEDİSİ

Londra’nın ünlü Savoy Oteli, 1889’daki açılışından beri inceliğin ve lüks yaşam biçiminin timsali olmuştur. Konuklarının her an her ihtiyacını karşılamayı görev bilmiştir. İşte bu yüzden 1898 olayları bunca sinir bozucudur. Bir gece, Woolf Joel adlı Güney Afrikalı bir işadamı on dört kişilik yemek rezervasyonu yaptırmıştır. Ama son dakikada bir konuk gelmekten vazgeçince, yemeğe katılacakların sayısı hiç de hoş olmayan on üçe indi. Joel elbette böyle talihsiz bir sofradan ilk kalkanın başına bir bela geleceği efsanesini çok iyi biliyordu. Bu tehlikeye gülüp geçmeyi tercih etti. Müthiş bir cesaret gösterisiyle masadan ilk kalkarak durumun olası sonuçlarına razı oldu.

 

Gerçekten cesurca bir hareketti; ama belki biraz budalacaydı. Güney Afiraka’ya döner dönmez Joel bürosunda bir cinayete kurban gitti.

 

O gece Savoy’daki yemekle bir ilgisi var mıydı bu felaketin? Otel yönetimi işi şansa bırakmamaya karar verdi. Sonraki yıllarda otel çalışanlarından biri on üç kişilik gruplara on dördüncü olarak katıldı, yemeğin parasını otel ödedi. Ancak, yabancı biriyle aynı sofraya oturmak, sohbeti tatsızlaştırıyordu;

kalıcı bir çözüm yolu arandı.

 

1927’de mimar Basi Ionides’e aşağı yukarı bir metre boyunda ahşaptan bir kara kedi heykeli ısmarlandı. Art Deco üslubundaki heykele Kapsar adı verildi ve on üç kişilik talihsiz öğle ya da akşam yemeği gruplarında sayıyı tamamlamak üzere kullanıldı.

 

O gün bu gündür Kaspar bir Savoy ünlüsüdür. Gruplar on üç kişi olmasalar da isterler onu. Bütün diğer yemek davetlileri gibi dilsiz kedinin de önüne tabak, çatal bıçak konur. Garsonlar boynuna zarif bir peçete bağlar.

 

Kaspar yıllarca birçok ünlünün lokmasını paylaşmıştır. Kedi, Winston Churchill’in Savoy’da kurduğu Öteki Kulüp adlı akşam yemeği meclisinin gözdesiydi. Bir keresinde Kraliyet Hava Kuvvetleri’nden bazı subaylar şaka olsun diye Kaspar’ı kaçırmışlardı; savaş döneminin bu ünlü başbakanı Kaspar’ın imdadına koşarak serbest bırakılmasını sağladı. Churchill’in Kaspar’ı bunca sevmesinin nedeni, sofrada konuşulanları asla, ama asla başkalarına anlatmamasıydı belki de.