YENİLER >

Kedimle Karantina Günleri - Emek Ekşi

Kedimle Karantina Günleri - Emek Ekşi

Kedim Gırgır, yoğun çalışma temposuna sahip aile bireylerine pek fazla karışmazdı. Telaşlı insanların ne kadar sıkıcı olduğunu bildiğinden, onlar çatık kaşlarıyla ağızlarına kahvaltılarını acele acele sokuştururken sessizce ve umursamaz bir tavırla koltuğun köşesine kıvrılır, gözleri yarı kapalı olup biteni dinlerdi. Sonra evdekiler teker teker yollara düşer ve en sonunda Gırgır evde sessiz yalnızlıkla baş başa kalırdı. Gırgır, ailesiyle tanıştığı günden beri bu yaşam biçimi benimsenmişti ve yıllar geçse de durumda pek bir değişiklik olmamıştı. Ardından şu herkesi evlere tıkan korkunç virüs çıktı ve Gırgır için hayat değişmeye başladı. Aynı zamanda evdekiler için de…

Ailenin evde geçirdiği zamanın arttığını fark eden Gırgır, onları daha yakından inceleme fırsatı elde etmişti. Ben, onun bu merakını ilk fark edenlerden biri oldum. Hani derler ya hep, “Kediler öyle umursamazdır ki aç olsan, ağlasan, üzülsen hiç fark etmezler, onlara edilen iyiliklerin hiç farkına varmazlar” Nankördür kediler, derler ya… İşte ben ve Gırgır, birbirimizi uzun uzun izleme fırsatı elde ettik şu karantina günlerinde… Ve neredeyse bir yıllık bu sübjektif araştırma en nihayetinde sona erdiğinde, ikimizde büyük keşifler elde etmiştik. O, zamanını geçirdiği bu garip türün bireylerini iyice tanımış ve onların komik dillerini az buçuk çözmeye başlamıştı. Evin insanları da bu küçük tüylü, akrobatik dostlarının haklarında çıkan dedikoduları haksız çıkaracak bilgileri elde etmeyi başarmıştı.

Gırgır ilk önce bana geldi. Ondan kat ve kat büyük bedenimde her nasılsa gözlerimi bulup onlara, kendininkinin eşsiz parlaklığını dikip iki üç kere ısrarlı bir “miyav” çekti. Dışarısı soğuktu. Marketler kapalıydı, kimsenin dışarıya adımını atmaya izni yoktu. Evde odalardan odalara geçip, duvarlar üzerindeki çiziklere, lekelere dair farkındalığım artmıştı, bundan başka da yapacak iş çıkmıyordu. İşte o an Gırgır geldi, miyavladı. Gözlerini, gözlerime dikmesi bunca zamandır fark etmediğim bir olaydı. Duvarların lekelerinden ya da üçüncü kezdir denediğim mayalı ekmekten çok daha ilginç geldi bana. Bunca zaman, aynı evi paylaştığım bir tanecik dostuma, onu anlamak için neden daha fazla zaman ayırmadığıma şaşırmıştım. Gırgır’ın da gözlerinde birlikte olmanın verdiği mutluluk vardı. Burada sık sık onunla bir arada olmamdan duyduğu bir huzur…

Beni davetkâr bir sesle peşinden çağırdı. Kedi oltasına sürünüp bana onunla oynatmam için kendi dilinde bir işaret verdi. Bir süre oyuncağıyla oynadıktan sonra yorgunlukla soğuk taşa uzandı ve beni, yattığı yerden gözlerini kırpıştırarak takip etti. Ben gündelik işlerimi yapıyordum fakat onun hareketlerini, aynen onun beni izlediği gibi ben de takip ediyordum. Dışarıda hafif bir kar serpiştiriyordu, havada taklalar atan minik kar taneleri cama çarptıkça Gırgır heyecanlanıyor ve tülün arkasında hareket eden bu küçük “böcekleri” yakalamaya çalışıyordu. Hemen koşup tülü onun için kenara çektim. Yüzüme dikkatlice baktı, onun isteğini anlamış olmamdan ve tülü çekiştirip durmasına kızmamamdan dolayı bana teşekkür eder gibi gözlerini birkaç kez kısıp açtı ardından kaloriferin üzerine çıkıp kar manzarasının keyfini çıkarmaya başladı. “İyice izle Gırgır! Çok nadiren geliyor kar buralara, bu keyfi sonuna kadar sürdür, tatlı kızım benim.”

Günler günleri kovaladı. Gırgır ile olan dostluğumuz her geçen gün güçlenmeye ve daha anlamlı hale gelmeye başlamıştı. Öyle ki beş yıldır ailemizde olan bu tekir kediyi hiç tanımadığımı fark etmiştim. İsteklerinin yaramazlık olmadığını, sadece benim onu, doğasıyla kabul etmediğimi anlamıştım. Aynı zamanda o asla umursamaz, vurdumduymaz bir kedi değildi. Hiçbir kedi öyle değildi! Canım yandığında asla oyun teklif etmiyor ve hiç etrafta koşuşturmuyordu. Benimle birlikte kederin ince sızısını hissediyor ve bana iyileşmem için gereken zamanı nazikçe hoş görüyordu. Ve mutlu anlarımda; keyfi yerinde olmasa dahi bana katılmak için bütün gücünü harcıyordu.

Bu özellikler, asla insanlarda göremediklerimiz değiller mi? Ve aynı zamanda tam tersi suçlamaların tümü kedilere atfedilmemiş mi? Sonra düşündüm durdum. En yakın biricik dostumun ne kadar yanlış anlaşıldığını, tüm insanlığın aynı yanlışlıkla nasıl ön yargılar inşa ettiğini… Oysaki insan, biraz daha iyi duymalıydı, görmeliydi… Bütün eksiklik insanın duyularındaydı. Karşısındaki bu anlayışlı canlıya hiç yakından bakmamıştı.

Şimdi bunların değişme zamanıdır tam da… Bir kedinin minicik yüreği size eşsiz bir dostluk sunar hayatı boyunca… İş görebilmekte ve anlayabilmekte… İnsanlara verilen bu derin sessizlik ve yalnızlık, evdeki biricik dostunun doğasını daha iyi çözümleyip anlayabilmesi için verilen bir mola hayata.

Sevgili dostlarımızın anlayış dolu bir sevgiyle kucaklandığı, sağlıklı yarınlara…

KEDİCİ AŞKINA ARA

EN YENİLER

TÜRKİYE'NİN KEDİ HASTANESİ

KEDİCİ FACEBOOK

KEDİCİ TWITTER