YENİLER >

Pati Ülkesi - Arzu Aytan

Pati Ülkesi - Arzu Aytan

Ah yine sıkıntılı bir sabah. Duvar dibinden ağır ağır patilerimi sürüyerek yürümeye koyuldum. Günün bu saatlerini biz dört ayaklılar çok severiz. Çünkü etrafta iki ayaklı devler görünmez. Koca kamyonette henüz geçmemiş, kahverengi kapı önündeki çöp yığınlarını koklamaya başladım. Hım cezbedici bir koku var ama tırnaklarım poşeti yırtamıyor. Fakat beyaz kapının önündeki ziyafete kuyruğumu dikerek koştum. Buradan demek ki havlayan düşmanlarımız geçmiş, onların güçlü patilerine kimse karşı gelemez! Geçen gün beş kadarlardı. Onların ayak sesini duyan dostlarım hemen bahçelere, duvar üstlerine bende heyecanla ağaca tırmandım. Korkudan kuyruğum titrerken aşağıda havlamaya başladılar. Karşıdan sallanarak gelen iki ayaklıya, kulaklarını dikerek meydan okuyup ulumaya başladılar. İki ayaklı bağırarak kaçarken, ağaç tepesinde gülmekten az daha başlarının üzerine düşüverecektim. Onlar uzaklaşırken bizde saklandığımız yerden gülerek çıkmaya başladık. Sarman’ı bir görseydiniz sırtının üstünde yuvarlanıp durdu. Ancak sevgilisi Kontes’i görünce doğrulup tüylerini temizlemeye başladı.

Bulduğum kemik parçasını yalarken çok dikkatliyim. Zamanı hatırlayamadım ama bizim Kara Kuyruk boğazına kemik yapışıp dakikalarca debelenip durmuştu. Daha sonra gözleri camlaşıp vücudu kaskatı kesilmiş sokağın ortasında canını vermişti. Bizim miyavlamalarımıza çıkagelen iki ayaklı, koca bir taşı attı, taş başımı sıyırıp geçti. Korkuyla duvarların üzerinden Kara Kuyruğa bakıp durduk. Yanından geçenler başını çevirip hızla yürüyorlardı. Sonunda çöp kamyonu gelip onu götürünce arkasından son kez ağlayarak miyavladık. Arabanın altından çıkagelen Cılız yanıma yaklaştı.

-Üç gündür hiçbir şey yemedim.

-Bende bir kemik parçası yaladım işe yaramadı.

İkimizde o an başımızı karşı evin balkonundan süzülen dumana kaldırdık. Duman umurumuzda değildi, mis gibi et kokusuydu bizi heyecanlandıran. Cılız mavi gözleriyle bana döndü;

-Gidip balkonun altında miyavlayalım.

-Olmaz olmaz! Kafana bir şey yemeyi mi özledin? Gidip bekleyelim ama miyavlamak yok!

Kokunun büyüsüyle balkonun altında sessizce beklemeye koyulduk. Her şey yolundaydı ta ki huysuz tatlı tatlı miyavlayana dek! Sonra olanlar bizler için berbat bir durumdu. Üzerimize su döküldü. Tüylerimiz ıslandı, saatlerce yalamak zorunda kaldık. En çok Cılız titredi daha sonra Cılız’ı bir daha görmedik.

Güneş tam tepede parlarken, asfalt kupkuruydu. Yere bastığımda patilerim acıyordu. Yine de bir damla suya kavuşmak zorundaydım. Tüylerim kirli görünmeye, nefesim azalmaya başlamıştı. Arka sokaklara doğru ilerlerken, su sesini işittim. Neşeyle bahçesini sulayan iki ayaklıyı gördüm. O gözden kaybolunca bahçe içindeki su göletlerine dilimi dakikalarca batırdım. Kendime gelir gibi olduğumda öteki dostlarıma haber vermeyi de ihmal etmedim. Yer kurumadan yetişe bildiler mi Tanrı bilir. Su içmekten dönen Kesik Kuyruk’la karşılaştık.

-Canın hala yanıyor mu?

Kesik kuyruk başını yere eğdi. Pişman olmuştum ben bıyıklarımı oynatırken..

-Yanmıyor ama dengemi sağlayamıyorum. En kötüsü de duygularımı anlatamıyorum. Ah mutlu olunca yukarı kaldırdığım bir kuyruğum bile yok.

Gerçekten de önümden yürüyüp giderken üzgün mü? Kızgın mı? Anlayamadım. Bunları düşünürken yer sallanır gibi oldu bir yığın iki ayaklı yolun üst başına doğru koşuyorlardı. Bende arabaların altından onları takip ettim. Kısa saçlı iki ayaklı, uzun saçlı iki ayaklıya vuruyordu. Onu yerde sürüklüyor, tekmeler atıyordu. Tüm tüylerim havaya kalktı zıplayarak koştum. Ben Süslüm’ü hiç patilemedim. Onun tüylerini yalarım, rahat bahçelere götürür kuyruklarımızı birleştirerek dolaşır oynarız. Ben bunları düşünürken sarı tüyleri parlayan, irileşmiş Cesur hızla koşuyordu. Peşinden Sarman miyavlayarak koşuyordu ki, dört tekerli hızla Sarman’a çarptı. Biz başımızı kaldırdığımızda Sarman gökyüzünde uçuyor gibi olup, duvara hızla çarparak yere düştü. Araba gözden kaybolmuştu çok iki ayaklı vardı ama bize bakmadılar. Cesur’la ben yaklaştığımızda kuyruğu başına geçmiş gibi, ağzının kenarından, sarı tüylerinin beyazına doğru kan yol alıyordu. Sarman gözleri yavaşça kımıldatıp bana ve Cesur’a baktı. O anda son gücümüzle miyavlamaya başladık. Bizim sesimizi duyup gelen dostlarımız da bize eşlik edince hiç dinmeyen iki ayaklı seslerini bastırmıştık. Bir tanesi Sarman’a eğildi dokunmadan baktı ve yüzünü eğerek gitti. Sarman’ın gözleri camlaşmaya başlayınca Cesur’la ben dayanamayıp sessiz bir bahçeye atladık. Uzunca bir süre patilerimiz gövdemizin altında uyuduk. Uyandığımda oturmuş yalanıyordu bana bakınca sordum.

-Nasıl böyle temiz ve güzel oldun?

-Koklayarak uzaklara çok uzaklara gittim.

-Korkmuyor musun? İki ayaklılardan, Sarman’ı öldüren şeyden.

İki patisi çenesinin altında uzunca bir süre sustu, sonra başını kaldırarak devam etti.

-Orada her pati başı mama ve su var.

-Ya iki ayaklılar karışmıyor mu?

-Tam başımı mama kabına daldırmıştım ki. Bir sıcaklık hissettim. Koca bir şey başımı okşuyordu önce ürktüm geriye doğru çıkıp hırladım fakat başıma bir tüy düşmüşte beni gıdıklıyor gibi hissedince kendimi bıraktım.

-Onlar iki ayaklı değildir, karıştırmayasın!

-İnanmıyorsan birlikte gidelim.

Cesur ayaklanmış geriniyordu. Bende yüzümü yalayarak kalktım. Bahçe duvarından atlayıp duvar dibinden gitmeye başladık. Yokuşu tırmandığımızda ben dönüp aşağıya baktım. İki ayaklıların sesinden kulaklarım patlayacak gibi olunca hızlandım.

Şayet Cesur’un anlattığı ülke bu kadar güzelse, geriye dönüp tüm dostlarımı oraya götüreceğim. Şimdi elveda dostlarım, elveda Süslüm..

KEDİCİ AŞKINA ARA

EN YENİLER

TÜRKİYE'NİN KEDİ HASTANESİ

KEDİCİ FACEBOOK

KEDİCİ TWITTER