YENİLER >

Kediler Üzerine Yazmak - Yrd. Doç. Dr. Ahmet Özcan

Kediler Üzerine Yazmak - Yrd. Doç. Dr. Ahmet Özcan

“Aç kediye çörek attım. Öyle hırsla baktı ve yedi ki: Başka var mı diye döndü ve olmadığını görünce gözleriyle teşekkür etmeyi bildi. Bununla beraber insan değildi, kediydi.” diyordu Asaf Halat Çelebi. O aslında kediyi hiçbir şeye benzetmezdi, çünkü kedi kediydi. Çocukluğunda tanıdığı bazı kediler onunla oturup sokağı ve caddeyi seyretmesini, havuza eğilip onun gibi balık yakalamasını bilirler, fakat çiğ yerlerdi. Olsun çiğ yesinler, yine de onun dostu olmuşlardı. Ben de aç olduklarını düşündüğüm kedilere çörek attım; onlardan önce tavuklar koşup
geldi. Bunlar kediydi kedi olmasına, ama tavuk kümesinde tavuklarla yaşıyorlardı. Horozdan mı çekindiler nedir, tereddütle yaklaştılar, çörek parçalarına. İki kedi vardı kümesin içinde. Bunlar! dedim hizmetliye. Bu kediler kendini tavuk zannediyor galiba. Benim dediğimden pek bir şey anlamadı, tuhaf adamdı. O da bana sordu. Savaş olursa, buraya bomba atarlarsa tavuklar ne yaparlar? diye. Kümese girerler dedim. Sonra uzaklaştım oradan. Ne düşündü bilmiyorum. Savaş patlayıp, bomba atılmamıştı ama gökyüzü alabora olmuştu. Ne zaman gökyüzü böyle olsa o sesi arıyordum, gâh bulutların üzerinde gâh yeryüzünde. O sesin yerine kümessiz, kimsesiz, yuvasız bir kedinin miyavlamasını duydum. O da beni bir tanıdığa benzetti anlaşılan. Belki de ben nereden öğrendim bilmiyorum: kimsesiz kedilerin kimsesi olmaya meraklıydım.

Çağırdım geldi; ıslak ve utangaçtı. Kitapların arasına gömüldük birlikte. Kucağımdaydı, okşadım, tüylerinin arasında gezindi parmaklarım. Önce okşayan parmak sesine ardından, bilgisayarın tuş sesine eşlik etti mırıltısı. Ne yapayım? ara sıra yazmaktan başka iş gelmez elimden. Kedi üzerine bir yazı yazacaktım, ama kedi üzerine yazı yazmak, tüylerinin arasında, mırıltılar eşliğinde yapılan okşama gezintisine benzemiyordu. Kediler üzerine yazılmış neler var araştırırken, Facebook kapımız çalındı. Bilgisayar açık olunca tabii olarak sosyal medya kapılarını açık bırakmak gerekiyor. Dostlar sohbette görsünler misali yeşil ışık yakıyoruz geç saatlere kadar. Bütün sohbet ışıklarının sönmeye başladığı sırada Metin Özarslan’dan mesaj geldi. “Tercümeyi bitirdim” dedi. Beklenilen tercümeydi bu. Beklenilen tercüme ifadesi okuyucuları şaşırtacak, burada ne zaman nerede beklediklerini hatırlayamadıkları bir kitap söz konusu. Aşağıda kısaca bahsettikten sonra “beklenilen tercüme” ifadesi eminim kediseverler için bir anlam kazanacak. Bundan önce beklenilen tercümenin kıymetini artırmak için, müsaade ederseniz biraz Türkçe kedi literatürü üzerine sohbet edelim.

Türkçe kedi literatürüne baktığımızda karşılaşacağımız tablonun pek iç açıcı olmadığı malumunuz. Bundan dolayı daha birçok telif ve tercüme eserlere ihtiyacımız var. Tabii ki kediseverlerin hafızalarını süsleyen kendi kedilerine dair yazmayı düşündükleri birçok hikâye kurgusu hazır olabilir. Bunların çoğunun birbirine benzeyen duygusal metinlerden oluşma ihtimalinin yüksekliğine rağmen, edebi metine dönüşmüş olmalarının bir boşluğu dolduracağından eminim. Türkçe’de kedi bakımı, eğitimi ve beslenmesi üzerine teknik kitapların azlığının yanı sıra edebi ürünler anlamında da kedi konulu metinlerin çok fazla.

Eskiye doğru uzandık ve eski yazıyla yayımlanmış müstakil bir kedi kitabı olduğuna dair kayıda rastlayamadık. Başlığında kedi adı geçen kitapsa yok denecek kadar az. Mesela Fare ile Kedi, Halil Hamid tarafından hazırlanmış telif çocuk kitabı türünden. ( 1917, 40 sayfa). Kedi Gözü adlı tercüme roman 1888 yılının ürünü. Ayrıca bu kitap “Gadvi Açkı” adıyla Ermeni harfli bir eser olarak da basılmış. Taliin Cilveleri adlı kitap içinde Edgar Poe’nun Kara Kedi adlı hikayesi de Türkçe’ye çevrilerek yayımlanmış. (1889). Eski yazı eserler bibliyografyası olan Özege Kataloğu’na göre 32 sayfalık Kedi ile Fare Hikayesi adlı taşbaskı bir eser kayıtlarda gözüküyor. Aynı eserin 1915’te 31 sayfa başka bir baskısının da olduğu anlaşılıyor. Tekin Olmayan Kedi ise Osman Cemal Kaygılı tarafından 1925 yılında yayımlanmış. (35 sayfa). Kedi deyince farklı hayvan hikayelerinden oluşturulmuş Tûtînâme’nin de bu meseleye kayıtsız kalması beklenemezdi. Tûtînâme’den alınmış İhtiyar Arslan Genç Kedi adlı kitapçığın yayın tarihi 1920. Tabii “pisi, pişik”gibi adlarla aramayı ihmal etmedik. Sağolsun Seyfettin Özege bizi Süt ile Çorba ve Pişik (1924) ve Tilki, Horoz ve Pişik (1924) adlarıyla Bakü’de basılmış çeviri iki çocuk kitabının varlığından da haberdar ediyor. Yeni harfli kitaplar devrine gelmiyorum, çünkü kahramanı kedi olan bol miktarda çocuk kitabıyla birlikte kedi bakım ve beslenmesine dönük kitapların, eskiyle kıyaslandığında kayda değer ölçüde arttığı görünüyor.

Peki kediler hakkında bunların ötesinde ne olabilir, mesela Ancylopedia of Cat gibi ansiklopedik bir kedi kitabımız olabilir miydi? Sadece kedi severler değil, kedilerle kedisever benzeri ilişkisi olmayan insanların kedilere dair intibaı, kedilerden korkanlar, kedilere düşmanlık besleyenler, yani kediyi bir toplumun içerisindeki mevcut ve tarihsel süreç içerisinde insan ve toplum ilişkileri çerçevesinde ele alabilecek çalışmalar olamaz mıydı? Neden olmasın esasında bir toplumun ürettiği sözlü ve yazılı kültüre ait eserler o toplumda ilgili canlıyla olan ilişkisinin seviyesini de gösterir. Türk sözlü kültürünün bu anlamdaki ürünleri üzerine ciddi bir değerlendirme olmadığı gibi yazılı metinlerinde değerlendirilme konusunda şanslı olduğu söylenemez. Batılılar ise sadece kendi ülkelerindeki kedileri ele almamışlar bizim kedi cinslerimiz hakkında da yazarak bizi sevindirecek eserler vermişler. Beklediğimiz tercüme- ki umarım bu sizinde bekleyeceğiniz tercüme kitap olacak- Türkçe kedi literatürüne katkı sağlayacak. Anlaşılacağı üzere kedi kitapları yazamamış olsak da tercüme yapacak kahramanlarımız var. Mesela Metin Özarslan; güzel Türkçesini İngilizce bir Ankara Kedisi kitabının tercüme edilmesinde kullanarak literatüre katkıda bulundu. Ankara Kedisini bir yabancı
ve yüzyıldan fazla bir zaman önce yazmış. Şaşırmadım doğrusu.

Aklıma bir tescil hikayesi geldi. Kaynağını şimdi hatırlayamadım; Kangal Köpeği adıyla tescil edilmiş Anadolu çoban köpeğinin, bu tescilinin tarihi 60lı yılların sonu veya 70’li yılların başında olması lazım. Tescil hikayesi de bizim sınırlarımızın dışında gerçekleşiyor, İngiltere’ye kadar uzanıyor. Geçen asırda Ankara Kedisi üzerine yazmak da yine bir Batılının aklına geliyor. Mütemadiyen Batılılardan gizli bir övgüyle bahsettiğimin farkındayım, ne yapayım yıl 1898 dile kolay bir asrı aşkın bir zaman. Ortaya Ankara Kedisi adıyla bir kitap çıkıyor. Bilen biliyordur, ama birçok kedi severin bu kitaptan haberinin olduğunu zannetmiyorum. Rober Kent James’in hazırladığı kitabın içinde neler yok ki? Belki hepsinden kıymetlisi metin dışında otuz beş adet resmin verilmiş olması. Ankara kedisinin farklı türlerinden otuz beş adet yüz yıldan fazla bir zaman öncesine ait resimler. 102 sayfadan oluşan kitabın içinde kedinin kökeni, tarihi, beslenmesi, eğitimi, hastalıkları, kedi hikayeleri ve kedi sergilerine hazırlık konusunda bilgi verilmektedir. Yazar kitabın amacının kedilerin bilimsel bakımı üzerine yoğunlaşmak veya detaylı anatomilerini tartışmak olmadığını sade bir ifade ve çok sayıda örnek vererek Ankara kedisiyle ilgilenen amatörlere rehberlik etmek olduğunu yazar. O yıllarda Batı’da bir Ankara Kedisi modası yaygınlaşmıştı. Tarkan Özçetin’in işte tam bu noktada uyarılarını dikkate almamak olmaz. Tarkan’a göre yazar, o yılların hakim modasının etkisiyle Ankara Kedisinin adını kullanmış olabilir. Çünkü kitabın içindeki birçok bahis genel kedi portresi çiziyor. Ankara Kedisi metinlere sızdırılmış olarak girmiş kitaba. Uzmanımız bu şekilde uyardı, ama kitabın Ankara Kedisi adıyla yayımlanmış olması, tarihi değeri ve resimleri görmezlikten gelemeyiz. Ayrıca yazar Ankara kedisinin kediler arasındaki asaletini belirtmeyi ihmal etmemiş ve kitabın sonlarında gösteri için yapılması gereken hazırlıklara dair bilgi vermiş. Belki de kitabın hazırlanmasında ki düğüm noktası burası, ama bu önemli değil bence. Hazırlanmış bir tercüme var ortada. Bir sponsor katkısı da dikkate alınmak suretiyle, doğrudan Ankara Kedisi’ne atfen yazılmış bu kitabın tarihi ve sembolik değeri gözetilerek bir an önce yayımlanması ihmal edilmemeli.

KEDİCİ AŞKINA ARA

EN YENİLER

TÜRKİYE'NİN KEDİ HASTANESİ

KEDİCİ FACEBOOK

KEDİCİ TWITTER