YENİLER >

Edebiyatta Bir Anlatım Aracı Olarak Kedi - 2 - İ. Ethem Polat

Edebiyatta Bir Anlatım Aracı Olarak Kedi - 2 - İ. Ethem Polat

“Kedi Sadece Miyav Demez”

İnsanoğluna kediyi konuşturmak ve onun üzerinden anlatım gerçekleştirmek her zaman hoş gelmiştir. Didaktik anlatımların yanı sıra kedi toplumsal eleştirinin gerçekleştirildiği bir hayvan olarak da karşımıza çıkmaktadır. Yaşadığı dönemde karşılaştığı ve kendi ağzından ifade etmeye çekindiği çarpıklıkları dile getirmek isteyen yazar, kedi motifini kullanarak hicvini ve eleştirisini gerçekleştirmek yoluna gitmiştir. Bu durum karşısında, hicve ve eleştiriye muhatap olan için de yapılacak fazla bir şey yoktur. Çünkü bu olaylar kedinin etrafında dönmektedir ve onun başına gelmiştir.

Hicvedilen de hayvanlar alemine ait bir masal dinler gibi hikayeyi dinlemekten başka bir şey yapamaz. Kedinin tüm insanlarca sevimli kabul edilmesi de eleştirinin hoş görülmesinde şüphesiz en önemli etkenlerden biridir.Toplumsal hicivlerde kedinin ve onun hem gerçek hayatta hem de hikayelerde ayrılmaz parçası olan farenin kullanılmasına Fars ve Türk edebiyatlarından iki örnek vereceğiz.

Fars edebiyatında bir hayli ünlü olan Fare ile Kedi (Müş u Gurbe) hikayesi, Hicri VIII. / Miladi XIV. Asırda yaşamış bulunan tanınmış mizahçı ve sosyal hicivci edip Ubeyd-i Zakani (öl.771) tarafından yazılmıştır. XIX. Yüzyıldan itibaren baskıları yapılarak çeşitli dillere çevrilmiştir. Eserde, toplumsal yapıdaki adaletsizlik ve eşitsizlik, siyasal mekanizmadaki bozukluk, yöneticilerin zulmü ve benzeri olumsuzluklar alaya alınarak eleştirilmektedir.

Müş u Gurbe, Ortaçağda İran’da Muzafferiler ile İncülar Hanedanına mensup iki yönetici arasında gerçekleşmiş tarihi olaylara uyarlamaya çalışılmıştır. Riyakarlık ve kan dökücülükle suçlanan Kirman’ın hükümranı Emir Mubarizuddin Muhammed ( Muzafferiler Hanedanına mensup) ile, Şiraz’ın hükümranı şah Ebü İshak (İncülar Hanedanına mensup) arasında on yedi yıl devam eden. Savaşların ardından Ebü İshak’ın feci şekilde öldürülmesiyle sonuçlanan tarihi bir olaya eleştiridir. Yaklaşık doksan beyitten oluşan bu eser, görünürde kedi ile farenin kavgasını içeren bir hikaye olarak biliniyorsa da, hikayenin topluma vermek istediği mesaj insanlar arasında tarih boyunca devam eden mücadeleye sembolik bir gönderme yapmaktır.

Hikayede, kedinin temsil ettiği Muzafferilerden Emir Mubarizuddin’in oldukça güçlü, azimli, cesaretli, becerikli fakat acımasız ve kan dökücü bir yönetici olduğu belirtilmektedir.

Fareyi temsil eden Ebü İshak’ın ise, ömrünü ayyaşlıkla geçiren, İslami kuralları hiçe sayan, zevk ve eğlenceye düşkün olduğu için de yöneticilik vasıflarından uzak bir idareci olduğu belirtilmiştir. Ebü İshak, Iran’ın Fars bölgesinde, Emir Mubarizuddin de Kirman ve Yezd bölgelerinde hüküm sürmekteydi. Bu iki yöneticinin anlaşmazlık nedeni ise, Hürmüz, Kiş ve Bahreyn bölgeleri halklarından genelde zorla toplanan vergi ve gelirlerdir. Yazar, hikayenin başında önce kedinin bazı özelliklerini anlatarak şöyle der: “Kirman’da karnı davul, göğsü siper, kükreyişi aslan, ve pençesi kaplan, kaşları yay ve kirpikleri ok gibi bir kedi varmış. Hatta dış görünümü ve fiziki yapısı güzel ve çekici olduğu için, kedi soylu bürokratların evlerinde yer alarak, sürekli tencere, tabak, kepçe peşinde koştururmuş. Bir gün avlanmak üzere şaraphaneye giderek bir şarap küpünün arkasına saklanır. Duvardan çıkan bir fare, şarap küpüne dalarak sarhoş oluncaya kadar içtikten sonra, kediden habersiz hava atarak şöyle der: Hani Kedi? Onu bulursam başını keser, derisine de saman doldururum, o bana nasıl rakip olabilir? Karşıma çıkarsa şüphesiz köpek gibi bana yalvaracaktır. Bunu duyan kedi sıçrayarak fareyi yakalar. Fare ne kadar yalvarırsa da kedi, bağışlamaz ve yer.”

Hikayenin daha sonraki kısmı ise, şöyle devam eder “ Kedi daha sonra tövbe ederek artık farelere karışmayacağını söyler. Duvarın deliğinden kedinin söylediklerini işiten bir başka fare, diğer farelere durumu bildirir. Bu haberi duyan diğer farelerin yedi reisi, kedinin tövbesine aldanıp, ona çeşitli hediyeler götürerek saygıyla kendisine takdim ederler. Ancak kedi, tatlı diliyle onları kandırıp, kendine yaklaştırır ve iki tanesi hariç, hepsini yer. Kurtulan bu iki fare öbür farelere bu feci haberi haberi ulaştırır ve savaşmak üzere bir ordu hazırlarlar. Kediler de Yezd, Isfahan ve Kirman yöresinden bir ordu hazırlayarak Fars bölgesine gelirler. Atlı ve piyadelerden oluşan silahlarla mücehhez fareler ordusu ise, Kühistan yolundan aynı bölgeye gelir e iki ordu arasındaki savaş farelerin hezimetiyle son bulur.”

Hikayede, diğer kedilerle Fars bölgesinde fareler ordusunu yok eden bu kediden maksat, aynı yerde Ebü İshak’a saldıran Emir Mubarizuddin’dir. Yukarıdakinize da geçtiği gibi, gerçekten de Ebü İshak, o dönemde Muzafferilerin başkenti Kirman’a defalarca saldırmış, hiçbir başarı elde etmeden ve büyük kayıplar vererek geri dönmüştü. Neticede Emir Mubarizuddin, Şiraz’a saldırır, şehri uzun süre kuşatma altında tutar. Ebü İshak ise, eğlenceye ağırlık verir, sonunda Şiraz işgal edilir. Şehirden kaçan Ebü İshak, daha sonra saklandığı İsfahan’dan getirilerek Şiraz’da öldürülür. Hikayenin sonunda nasıldır ki, fareler ordusu dağılarak perişan hale geldiyse, Şiraz’ın işgalinden sonra , Ebü İshak’ın sarayı, çevresi, gücü ve devleti de yıkılıp gitmiştir. Emir Mubarizuddin de bir süre yönetimde kaldıktan sonra kendileriyle bir türlü anlaşamadığı çocukları tarafından yakalanır, önce gözlerine mil çekilir ve atıldığı zindanda daha sonra ölür.

Türk edebiyatında kediyi hiciv vasıtası yapan ilk kişi, Namık Kemal’dir. Sadrazam Mahmud Nedim Paşa’yı yeren hicviyesine ‘Hirrename’ adını vermiştir. “Dişi Kedi Destanı” başlıklı hicvinde zamanın sadrazamı Mahmud Nedim Paşa’yı rüşvet ve yolsuzluklarından dolayı aç gözlü bir kediye benzeterek bu sevimli hayvan aracılığıyla düşüncelerini aktarmıştır. Olayın kısa öyküsü şu şekilde gelişmiştir:

1872 yılında Sultan Abdülaziz zamanında dönemin sadrazamı Mahmud Nedim paşa, karıştığı yolsuzluk suçlamalarından dolayı halk tarafından pek sevilmemektedir. Ayrıca, sadrazamın Rus taraftarı politika izlemesi ve hemen her kararını İstanbul’daki Rusya sefiri General İgnatiyef’e danıştıktan sonra vermesi sebebiyle gizliden Nedimof adı bile takılmıştı. Bu iddialar karşısında sonunda Sultan Abdülaziz Sadrazam Nedim Paşa’yı azlederek yerine Midhat Paşa’yı getirmiştir. Arkadaşlarıyla beraber ‘Diyojen’ adında haftalık bir mizah dergisi çıkarmakta olan Namık Kemal, mizah dergisinin 133. Sayısında azledilme olayını da fırsat bilerek bu şiiri yayınlar.

Mısraların hemen üzerinde “meraklı bir kişinin, sevgili pamuk kedisinin bir savaşta farelerin vücuduna açtığı yaralar yüzünden ölüp gözlerden kaybolması üzerine üzgün bir vaziyette söylediği mersiyedir” denmekte ve Sadrazam Nedim Paşa, şiirde açgözlü, doymak bilmeyen, yüzsüz ve saldırgan bir kediye benzetilmektedir.

Kedimin her gece böbrekle dolardı sepeti
Yok idi Ni'metinin râhatının hiç adedi
Çeşmi şehlâ nigehi fârik iken nik ü bedi
Sardı etrafını bin dürlü adular
Kedimi gaflet ile fare-i idbâr yedi
Buna yandı yüreğim âh kedi vâh kedi

Keyfi gelse bıyığın oynatarak mırlar iken
Kızdırırsan yüzüne atlayarak hırlar iken
Kuyruğu geçse ele dırlanarak hırlar iken
Sofrada her kedinin def'ini hazırlar iken
Kedimi gaflet ile fare-i idbâr yedi
Buna yandı yüreğim âh kedi vâh kedi

Keseyi kapsa dökerdi yere hep pâreleri
Ciğere işler idi tırnağının yâreleri
Koşturur oynar idi kukla gibi fareleri
Deliğe sokmaz idi bir gün o âvâreleri
Kedimi gaflet ile fare-i idbâr yedi
Buna yandı yüreğim âh kedi vâh kedi

Ürperir tüyleri bir kerre deyince mırnav
Korkudan başlar idi lerzişe bakkal ile manav
Saldırırdı âdeme bulmaz ise başka bir av
Yüzünü görse köpekler diyemezken hav hav
Kedimi gaflet ile fare-i idbâr yedi
Buna yandı yüreğim âh kedi vâh kedi

Sokulunca yatağa kovmak ile gitmez idi
Okşamakla tokadı tekmeyi farketmez idi
Yiyecek görse gözü mırlaması bitmez idi
Kedimi gaflet ile fare-i idbâr yedi
Buna yandı yüreğim âh kedi vâh kedi

KEDİCİ AŞKINA ARA

EN YENİLER

TÜRKİYE'NİN KEDİ HASTANESİ

KEDİCİ FACEBOOK

KEDİCİ TWITTER