YENİLER >

Coşkun Aral Anlattı: Tüm Canlılar Hayatımın, Aslında Hepimizin Hayatının Bir Parçası - Doğa Şimşek

Coşkun Aral Anlattı: Tüm Canlılar Hayatımın, Aslında Hepimizin Hayatının Bir Parçası - Doğa Şimşek

Coşkun Aral, uluslararası savaş fotoğrafçısı, gezgin, gazeteci, kültür ve sanat insanı ve belgesel yapımcısıdır. Türkiye’nin sayılı savaş foto muhabirlerinden olan Coşkun Aral, haber fotoğrafçılığına başladığı 1974 yılından beri hem Türkiye’de hem de yurt dışında adını duyurdu ve büyük başarılar elde etti. Savaş foto muhabirliğinin yanı sıra gazeteci, yönetmen ve yapımcı olan Aral, İran, Irak gibi savaş bölgelerinde ve Polonya’daki Gdańsk Grevi’nde çektiği fotoğraflar ve yaptığı çalışmalarıyla Türkiye’de ve dünyada adından söz ettirdi.

14 Ekim 1980 tarihinde dünyada daha önce yapılmamış olan hava korsanlarıyla bir röportaj gerçekleştirerek, bir kez daha Dünya’ya kendini tanıttı. 1980 yılından itibaren Dünya’da gerçekleşen savaşları fotoğrafladı.

Halen Time, Newsweek, Paris Match, Stern, Epoca gibi ünlü dergiler için fotoğraflar çekiyor. 1995 yılında “Haberci” adlı belgesel programıyla ülkeleri o dönemin şartlarına göz önüne alarak inceliyor ve hem Türk hem de yabancı seyircilere sunuyordu.

Şu an İZ TV’nin kurucusu olan Coşkun Aral ile hem kedileri Turşu ve Oreo hakkında hem de dünya kedileri hakkında bir röportaj gerçekleştirdik.

Öncelikle, kediler ile tanışıklığınızın nasıl başladığını anlatır mısınız?

Çocukluğumda kendi evimizde kedi yoktu ama sık sık anneannemi ziyarete giderdik. Anneannemin kedileri vardı. Özellikle aralarından bir tanesi evin en şımarığıydı. Yerine kimse oturamazdı, soğuk kış günlerinde mangala yakın otururdu. Evdeki tüm kedileri sever ve sabırsızlıkla anneannemlere gitmeyi beklerdim.

İki kediyle beraber yaşadığınızı bilyoruz, bize kısaca onlardan bahseder misiniz, hayatınıza nasıl girdiler?

Çocukken Siirt’teki evimizin bahçesinde köpek beslerdik. Hayvanlarla hep iç içeydim. Seyahatlerim nedeniyle uzun bir dönem evde bir hayvanın sorumluluğunu alamadım ama geçici olarak baktığımız kediler, köpekler oldu.

İlk kedimiz Oreo’yu çok sevdiğimiz bir arkadaşımız getirdi. Başlarda bakımıyla ilgili endişeliydim, fakat hiç de zor olmadığını gördüm. Öyle ki, kışın üşümesin diye üstünü örtüyordum. Hayatımızın neşesi oldu. İki yıl sonra, eşim yolda peşine takılan bir yavruyu getirdi. Öyle küçüktü ki, 300 gr kadar. Oreo’nun da ismini kızım koymuştu, Turşu ismini de o istedi. İki kedimiz pek anlaşamasalar da, bir şekilde orta yolu buldular.

Kediler sizin için ne ifade ediyor?

Oldum olası hayvanları çok severim. Çocukluğumda mahallenin çocukları kuş avlardı, ben ellerinden sapanlarını almaya çalışırdım. 5 yıl önce Oreo, sonra Turşu’nun hayatımıza girmesiyle kedilere daha farklı gözle bakmaya başladım. Bu tıpkı, bir insanın çocuğu olduğunda tüm çocuklarla ilgili hassasiyetinin artmasına benziyor. Çok özel hayvanlar kediler, herhalde onları bu kadar sevdiğimi anlıyor olsalar gerek, sokakta da hep yanıma gelir, sürtünür, kucağıma yerleşirler. 

Hayvanlar her zaman hayatınızın bir parçası mıydı?

Çocukluktan beri hayvanlar hayatımın bir parçasıydı. Ben dünyadaki tüm hayvanları severim. Bir tek sıçana karşı çekincelerim var. Kedi, köpek, kuş, komodo ejderi, yılan fark etmez; tüm canlılar hayatımın, aslında hepimizin hayatının bir parçası.

İran, Irak ve Afganistan gibi savaş bölgesi olan ülkelere gittiniz, hiç savaşın içinde hayvanlarla karşılaştınız mı, karşılaştıysanız nasıl bir durum içindeydiler?

Maalesef çok karşılaştım. Onları kurtarıp çatışma dışında kalan bölgelere taşıdığımızı hatırlıyorum. Sadece kedi, köpek değil at, kaplumbağa, fil gibi savaşlarda yaralanmış birçok hayvanla karşılaştım. Örneğin Sri Lanka’da mayında bir bacağını kaybetmiş bebek filin hikayesini yapmıştım ve yıllar sonra kızımı onun yanına götürdüm ve beni yanına yaklaştırdı.

Hikayesi olan kedi veya köpek fotoğrafı çektiniz mi?

Hikayesi olan fil var, yunuslar var ama hikayesi olan kedi, köpek fotoğrafı çekmedim. Fili anlattım. Amazon Nehri’nde nesli tükenen pembe yunuslarla ilgili bir belgesel yapmıştık. Hem de Karayipler’de yine tehlike altında olan benekli yunuslarla ilgili belgeselimiz var.

Fotoğraf objesi olarak kediyi nasıl görüyorsunuz?

Hayvan fotoğrafı çekmek kolay bir iş değil. Ne var ki, evde iki kedi olunca sürekli onların fotoğrafını çekiyoruz. Özellikle oğlumuz Turşu poz vermeyi çok seviyor. Çalışma odasında aynı zamanda çekim de yapıyoruz. Ne zaman ışıklar açılsa, Turşu hemen gelir, ışıkların önüne kurulur. Deklanşör sesini de anlıyor, objektifin tam içine bakıyor. İyi poz veriyor, iyi fotoğraflar çekiyoruz biz de. Oreo biraz nazlıdır ama o da çok fotojenik. Genel olarak aslında kedilerin çok fotojenik olduğunu düşünüyorum. Neredeyse fotoğraflarının çekildiğini anladıklarını düşüneceğim çünkü poz veriyorlar.

Gittiğiniz ülkelerden herhangi birinde orada yaşayan insanların kedilere karşı tutumları ilginizi çekti mi, çektiyse neden?

İnsan tavır ve davranışları yaşadıkları coğrafyada farklılık gösteriyor. Özellikle çocuklar en yakın ilişkiyi kurar ve daha hassaslar. Aynı şeyi yetişkinler için söyleyemeyeceğim. Birçok yerde insanların kedilere, köpeklere acımasız davrandığı malum. Bu nedenle çocuk yaşta hayvan sevgisini, hayvanların da yaşam hakkına sahip olduğunu masallarla, şarkılarla, oyunlarla, türkülerle insanlara aktarmamız gerekiyor.

Siz bizim yerimde olsaydınız Coşkun Aral'a ne sorardınız?

“Hayvan Hakları Yasası neden yürürlüğe girmiyor?” diye sorardım ama cevabı ne yazık ki bende yok.

Kimi sıklıkla karşımıza çıkan kimi de pek gözümüze görünmeyen canlılarla beraber yaşıyoruz. Tüm canlıların yaşam hakkına saygı duymamız gerektiğini öğrenmemiz gerekiyor. Öğrenemeyenler de bu yasa sayesinde öğrenecek diye inanıyorum.

Son olarak Kedici Dergisi okurlarına ne söylemek istersiniz?

İstanbul ve diğer şehirlerde sokakta yaşayan dostlarımızın kısırlaştırılıp beslenmeleri çok önemli. Kimi zaman apartmanların ve küçük esnafın dostlarımız için sokaklara mama ve su kapları koyduklarını görüyorum. Bence site yönetimlerine de hayvan barınağı şartı getirilmeli. Örneğin, bizim oturduğumuz sitede sokak kedileri için bir barınak var, kısırlaştırmaları ve beslenmeleri karşılanıyor. Biz sürekli sokak hayvanları için yanımızda mama taşıyoruz ama bireysel olarak gücümüz sınırlı. O nedenle hem bu yasa çıkmalı hem de hayvan dostlarımıza karşı sorumluluklarımızı yerine getirebileceğimiz geniş platformlar oluşmalı.

Kedici dergisine bu röportajı yaptıkları için teşekkür ediyorum.

 Biz de Kedici Dergisi olarak Coşkun Aral’a bize verdiği samimi ve değerli cevaplar için teşekkür ediyor ve her zaman Kedici ve sağlıkla kalmasını umuyoruz.

 

KEDİCİ AŞKINA ARA

EN YENİLER

TÜRKİYE'NİN KEDİ HASTANESİ

KEDİCİ FACEBOOK

KEDİCİ TWITTER