YENİLER >

Çöpçüler Kralı - Jülide Okkalı

Epeydir sokakta olmaya alışmıştı. Çetin geçen kışlarda sığınacak bir kuytu köşe ve ziyafet çekecek bir çöp variline rastlamak zor olsa da bulmuştu sote bir yer. Çöp kutularının arasında gezinen ve arkasında ağaçların arasında kendine yer edinmiş yaşlı bir adamla zaman zaman yemeği paylaştıkları oluyordu. Adam çöpten çıkanları tasnifliyor, camları ayrı bir yere, kağıtları ayrı bir yere, plastikleri ayrı bir yere koyuyordu. Arada yarısı kalmış bir bira şişesi ya da ıslanmamış cigara çıktı mıydı değmeyin keyfine adamın. Tüm bu ayrıştırmalardan biraz da olsa para kazanınca adamın yüzü gülüyor, yemeği paylaştığı arkadaşına da aldığı balık ekmekten ikram ediyordu.

Sarı tüylerinden dolayı “Sarı” diyordu adam sarman dostuna.

Onu da etraftaki insanlar bir şey verecekleri zaman “Kara” ya da “Deli Kara” diye çağırıyorlardı. Saçı sakalı birbirine karışmış ve kendiliğinden mi yoksa kirden mi karardığı belli olmayan bir adam ve kendini yalaya yalaya tertemiz yapan bir kedinin dostluğuydu onlarınki. İsteyerek sokaklarda değillerdi belki ikisi de. Ama bir şekilde yolları kesişmişti. Sahipleri şehri ya da ülkeyi terk edip gideli ilk kışı geçmişti bile Sarı’nın. Kara olmasa ne yapardı sokaklarda bilmiyordu. O da bunun karşılığında hem yemek seçiyordu Kara’ya, hem de geceleri ısıtıyordu onu. Bazı geceler çok ama çok soğuk oluyordu. Islanmak ikisinin de sevdiği şeyler değildi. Hem kurumak zordu hem de kağıttan evleri ıslanıyordu. Sarı, her şeyi yemezdi öyle. Kediler hep seçicidir aslında. Hem insanı hem de yemekleri seçerler. Öyle kolay kolay yemezler her bir şeycikleri. Öyle kolay kolay da sokulmazlar herkesin yanına.

Kara başkaydı ama. Yaşsızdı sanki. Dünya kadar yaşlı belki. Onun uzaklara uzaklara dalıp gidişi etkilerdi Sarı’yı. Deli diye adını çıkarsalar da çöpten ne çıksa okurdu o. Sonrasında da Sarı’ya verirdi bir parça gazete kağıdını. Deli olurdu Sarı, hışır hışır oynamaya bayılırdı onlarla. Kara’nın eksik dişlerinden çekinmeden dolu dolu güldüğü nadir anlardandı bu. Üç öğün çıkardı aslında çöpten. Çöpte bir hayatın tüm izlerini görmek mümkündü. Kimin çocuklu, kalabalık bir aile olduğunu, kimin yalnız yaşadığını, kimin titiz ya da alkolik olduğunu, kimin umutlu, kimin öfkeli olduğunu anlardınız çöpünden.

Kırık bardak çanaklar ya da mutsuz bir ailenin el değmemiş yemekleri ya da el değmemiş kalpleri. Ne ararsanız vardı o çöpte. Zaman zaman macera arayan ev kedileri de uğrardı kağıttan evlerine. İyi yemek çıkmazsa avcılık damarları kabarır, kertenkele ya da kurbağa avına çıkarlardı. İçgüdülerine teslim olurlardı. Kağıttan bir hayat yapmıştı Kara. Kim bilir ne zamandır böyleydi. Bu hayata ortak olmuştu Sarı. Bazen elinde süt kabı ile yaşlı bir teyze ya da tavuk parçaları ile genç bir adam gelirdi. Adam merakla etrafına bakardı. Kağıttan evlerine, Kara’ya ya da Sarı’ya ilgiyle bakardı.

Sonra öğrendi ki Sarı, insan ya da hayvan fark etmez belgesel çekiyormuş. Başkalarının hayatını röntgenliyormuş. Öyle söylerdi Kara, pek sevmezdi onu. Kamuya açık bir alanda yaşasalar da ikisi de özel alanlarına girilmesinden hiç hoşlanmazdı. En sevdikleri gün ciğer günüydü. O gün yakında olan bir restorandaki ciğer gününden gelen artık ciğerleri yemeye doyamazlardı. İşte o zaman değmeyin keyiflerine Çöp Kralları’nın. O gün çok ortakçı çıkardı yemeğe, sanırsınız yüzlerce Kara ya da Sarı yaşıyordu kendi kağıttan evlerinde ve o yemeğin etrafında birleşiyordu. Bir de ateş yakıp etrafına geçerlerdi. Dışarıdan bakan, ateşi ilk bulan insanları gördüğünü sanırdı adeta saçlı sakallı ve bir dolu kedi köpekle. Ateş dansçıları, bilirlerdi ki belki de bu son yemekleri olacak.

En iyisi yemek buldun mu keyfini çıkarmaya bakmaktı. Gurmepisi, tüm bunları gördü rüyasında. Tüm zarafetiyle gerindi. Evdeydi, kuruydu ve yemek önüne geliyordu. Gülümseyerek bir yemek tarifi yazmaya koyuldu.

KUZU CİĞER KAVURMA

Malzemeler:

• 1 kg kuzu ciğer 


• 3 baş kuru soğan 


• 1 tane kırmızı biber 


• 3-4 tane yeşil biber 


• Yarım çay bardağı sıvı yağ 


• Göz kararı ve zevke göre kimyon, karabiber, 
kırmızı biber ve tuz


İç pilav için : 
1 kg pirinç, yarım kilo kestane, 2 soğan, 2 yemek kaşığı fıstık içi, 3 yemek kaşığı kuş üzümü, 1 yemek kaşığı toz şeker, 1 adet dereotu, 1 tutam tarçın, karabiber ve yenibahar, 1 kahve fincanı sıvı yağ, 1.5 litre hindi suyu. 


Yapılışı: 

Ciğerleri küçük küçük doğrayıp, tencereye alın. Üzerine 1 su bardağına yakın su ekleyerek suyu çekene kadar pişirin. Daha sonra yağ, halka doğranmış soğan ve ince şeritler halinde doğramış olduğunuz yeşil biberleri ekleyin. Pişene kadar kavurun ve baharatlar ile ince kıyılmış maydanozları ekleyip servis tabağına alın. Arzuya göre yanına patates kızartması yapabilirsiniz. Bir de yoğurt ya da ayran çok yakışacaktır. 

Kedinizle paylaşmadan yerseniz fena ayıp olur.

Hep beraber afiyet olsun.