YENİLER >

YUYU PAŞA’dan Bir Kedi Hikayesi - Ahmet Koluman

YUYU PAŞA; henüz  bir yaşını yeni tamamlamış, bal köpüğü rengi tüylerimi, kehribar kızılı gözlerle süsleyen zarif, çıtı pıtı, sessiz sakin (!!!) tam tamına altı kiloluk erkek bir İran kedisiyim…. YUYU PAŞA ile tanışmaya hazır mısınız?

Gözümü kapatıyorum, uykuya dalana kadar dizüstü bilgisayarın fanından gelen sıcaklık ve evdeki adamın klavyeden çıkarttığı tıkırtılar ile kendimden geçiyorum, gurulduyorum… Burası benim yönetim merkezim. Şimdi yazıma başlayabilirim…

Aslında dışarıdan bakıldığında normal bir kedi gibi görünmeme, bu reenkarnasyonumda yanlış yer ve aile seçmiş olmama rağmen mutluyum, huzurluyum. Kendi hakkımda mırıldanmadan başladım ama olacak o kadar ilk kez ciddi anlamda yazı yazıyorum…

Ben YUYU PAŞA; henüz  bir yaşını yeni tamamlamış, bal köpüğü rengi tüylerimi, kehribar kızılı gözlerle süsleyen zarif, çıtı pıtı, sessiz sakin (!!!) tam tamına altı kiloluk erkek bir İran kedisiyim. Tamam, dürüst olayım biraz kilolu olduğuma ikna olabilirim ama kilo dediğimiz nedir ki? Yerçekiminin oyunu…  İran kedileri sakin olur diyenin de alnını karışlarım… Ayda tartılırsam yarısı kadar çıktığıma göre böyle dünyevi işlerle uğraşmamak lazım… İştahım süper, çilek, portakal, Trabzon hurması, elma, erik, kavun, semizotu, kuzukulağı, kuş konmaz, vişne kompostosu, kuru kayısı, pirinç pilavı, bezelye ve barbunya çok severim. Ekmeğe sürülen kakaolu veya sade fındık ezmesi, tulum peyniri ve çilek reçeline aklımı kaybederim. Et sevmiyorum, sadece ton balığı konservesinin light olanını tüketiyorum malum formuma dikkat etmem lazım… Eve geldiğim tarih 4 Haziran 2011, bir avuç içiydim.  İki kölem karşıladılar beni, her ikisi de doktor olan bu kölelerin birisi insanlara, diğeri de hayvanlara bakıyormuş. Aslında

rastlantısal olarak gelmişim… Evdeki adam kedi çok severmiş, kadın ise kediden korkarmış… Evdeki kadına ilk görüşte kanım ısındı, kucağında huzurlu uyumaları, elinden meyve yemeyi, alnını yalamayı alışkanlık edindim. Evdeki asıl otoritenin o olduğunu hemen anladım. Adam ise süper bir oyun arkadaşı, yaramazlık yapınca suratından bulutlar geçse de ne ben durabiliyorum, ne o bana kızabiliyor…

Zaman içerisinde misyonumu anladım, dünyayı ele geçirmeye gelmiştim… Şimdilerde sosyal medyanın en renkli yerinden Facebook’tan hayranlarım ve destekçilerimle görüşüyor beyin jimnastiği yapıp dünyayı kedilerin ele geçirmesini nasıl sağlarız diye düşünüyoruz… Çok kalabalık değiliz belki, ama önemli olan nicelik değil niteliktir. Hepsi kedi sahibi, her birinde dünyayı ele geçirdiğimde yönetime alacağım süper kediler olan hayranlarım var, dürüst olayım hepsine de ben hayranım…

Gelelim şu an planladıklarıma, öncelikle evdeki adamın hep anlattığı Kuzey İtalya’da bulunan kedi evlerinin buralarda da yaygınlaşması için neler yapabileceğimi düşünüyorum. Düşünsenize devlet baktığınız kedi başına size para ödese, baktığınız kediler sürekli devlet tarafından denetlense, kedili ürünler satmanız yönünde destek alsanız, daha fazla kedi bakmaz mıydınız? Hayır diyenlere tıslarım haberiniz olsun…

Sokak kedilerine yardım için “ne yapabilirim” diye düşünüyorum, evdeki kadın “yanına arkadaş alalım” diyor ona da tıslıyorum… Bu konuda kendimi geliştirmem lazım bu konuya bende pati basıyorum… O zaman hikayemi anlatmaya başlayayım.

“Hep ot kokan bir barakada açtım gözlerimi. Burnuma dolan türlü türlü otun çeşit çeşit aromanın içerisinde annemin memesini seçip asıldım, günlerce o memenin etrafında yaşadım, sık sık otlarla donanan bir el iki kaşımın arasını seviyor, mırıldanarak beni sanki diğer iki kardeşimden ayırı

yordu… Aylar içerisinde kardeşlerimi çocuklarıyla gelen değirmenci, birde ambardaki buğdaylara dadanan fareler için çiftçi bir adam aldı… Zaman içerisinde annem evden uzaklaştı ve bir daha gelmedi… Ama asıl etrafında döndüğüm evdeki kadındı. Kavanozlar dolusu ot, bahar, çiçek, aroma içerisinde kucağına yerleştiğim o akşamları huzurlu mabette bana hikayeler anlatırdı. Herkesin neden onu sevmediğini ve neden ormanda yaşadığımızı anlatırdı. Çok anlamazdım. Aslında çok da umursamazdım. Günler kuyruğunu yutan yılan rutininde dönerken sık sık ormana gidip çiçekler, yapraklar toplarken kadına eşlik eder, bazen bir kelebek, bazen de farelerin peşinden uzaklaşır geri eve döner oldum. Birgün gene tombul bir farenin peşinden iyice uzaklaşıp, karnımı doyurduktan sonra bastıran ağırlıkla uyuyakalmışım… Yolumu bulup eve dönmeye çalışırken fark ettim havadaki dumanlı ot kokusunu… Eve yaklaştığımda ise sis bulutu kaplamış ve evimizin yanmış olduğunu fark ettim. Kadın yoktu… Kimse yoktu

etrafta… Korku içerisinde çevrede dönerken kafama yediğim bir sopa ile olduğum yerde yığıldım… Sonradan anladım insanlar kendi içinde iyilik, sağlık ve şifa dağıtanları büyülü işler yapmakla suçlarlarmış… Biz kedileri de onların kötücül ortakları sanıp bizim de ölmemizi isterlermiş… İçimde dal salmış sanım çıkarken her yeri farelerin kaplamasını ve farelerin karanlık bir çağı başlatmasını diledim… Arkamdan gelen dostlarım söylediler insanların farelerden bulaşan hastalıkla yok olduklarını… Şimdi kelebekler peşinden gezindiğim bulutsu berrak dünyamda elleri ot kokan kadının kucağında uyukluyorum… “

Bu hikayeyi annem bizi emzirirken anlatmıştı. Size ne denli kötü davranırlarsa davransınlar, sizi sevenler için katlanın yaşamaya, hep sevgi verin demişti… Gitmeliyim şimdi, önce mama zamanı, sonra uyku. Bu hikayeyi kedinize sorun, siz ona okurken belki gelir kucağınızda ellerinizi koklar kim bilir?


Fotoğraflar: Murat Solakoğlu