YENİLER >

Bir Kediyi Öldürmek - Oktay Akbal

“Ölü bir kedi yavrusu kırk yıldır yaşar durur belleğimde. Gerçekte bana atılan bir tekmeyi yediği için ölüp giden bir kedi...” Oktay Akbal Bir Kediyi Öldürmek Başkalarının kedileri hep yarım kaldı bende. Ev kedilerinin gözünün sokakta kaldığı gibi. Ev kedilerinin gözü sokakta mı kalır? Bilemem fakat, başkalar. Bunu biliyorum. Hem evlerde hem de sokaklarda çok güzel kediler tanıdım, çok zeki kediler de... Bambaşkaydılar. Daha bu gün bir sarman sevdim sokakta, gerdanı beyaz... Bebekken evde bakılmış da sonra sokağa atılmış gibiydi. Olabildiğimce üzgün olduğum bir gündü. Nedenini şimdi tam olarak hatırlamıyorum. Artık önemli de değil. Bekir ve ben baş başaydık aynı akşamın içinde. Bekir sevgisini göstermeyi ihmal etmedi.

Kediler, insanların değişmeyen dostları. Buna rağmen içtenlikleri hep tartışılmıştır. Onlara bencil, nankör vs. denir. Bence biz ne kadar içtensek, onlar da en az o kadar içtenler. Gözüme ilişen hemen her kedi için rahatlıkla söyleyebilirim bunu. Bekir o gece üzgün olduğumu anladı ve beni teselli etti. Tam bunları düşünürken telefon çaldı. “Sırtı dönük kediler yapıyorum. Bize bakmayan.” dedi, ressam arkadaşım Mehmet Tekirdağ. Geleceğe bakıyorlarmış, tıpkı kediler gibi. Telefonu kapattıktan sonra, “En azından geleceğe bakan birileri var ve başka birileri de onların resimlerini çiziyor.”, diye geçirdim içimden. Sonuç, bize sırtını dönmüş kediler ve onların önlerindeki gelecek! Kediler geleceğe bizden daha umutlu bakıyorlar, orası kesin. Üstelik upuzun bir şimdinin içinden bakıyorlar. Yani “gelecek” diye bir beklentileri yok onların. Sürekli bir şimdinin içinde umutla yaşıyorlar, gözleri geleceğe dönük. Herkeste, önce bir “kedilenme” ve sonra “sokağa bırakma” modası oluştu. Kötü ama durum bu.

Kedi beslemek için huzurlu bir ortama sahip olmalısınız. Yoksa evdeki huzursuzluk onun mizacını olumsuz yönde etkiler. Bana da bu nasihatleri yazmak düşer. Bekir’i tam erkek olmaya yaklaştığı bir zamanda ODTÜ Çamlık Sitesi’ndeki “tanıdığımız bahçe”lerden birine bıraktık. İç sıkıntım hala ilk günkü gibi. Onu sokak kedisi olmaya zorladık. Ne gaddarca! Mestanlar, miyavmiyavlar, doğrudan sokakta doğmuş ve büyümüşlerin yanına ve onların acımasız kurallarına bıraktık aslında. Bekir de hemen gitti, ilk gördüğü kedinin omzuna patisini attı. O ilk defa arkadaş ediniyor, ben bir kez daha yarım kalıyordum. Kediler içlerinden gelen dürtüler dışında hiçbir harekete kalkışmazlar. Zor uygulansa bile... Onlara istediğiniz şeyleri yaptıramazsınız. Her şeyi ince ince düşünüp hesapladıktan sonra harekete geçerler. Saatlerinizi kedinize göre ayarlamanız gereklidir.

Başka türlü davranırsanız kediniz sizin varlığınızı inkar eder. “Yadsıyordu sözleri kendini, çünkü kedi besliyordu.”, denebilir kolaylıkla kedi sahiplerine. Kedi sahipleri, kedilerine karşı sözlerini yerine getirmekle yükümlüdürler. Aksi takdirde kedileri huzursuzlanır, asabileşir, saldırgan bile olabilirler. Siz bir kediniz olduğunu düşünürsünüz, kediniz kendisine mamasını veren, tuvaletini temizleyen bir salak olduğunuzu düşünür. Fakat yine de sever sizi, bazen gizli, bazen açık. “Küçükken kahve içerlerse, kahverengi olur bu kediler.” diye, kandırık, uyduruk açıklamalar yapardı komşu teyzeler, bir yandan fasulye ayıklarlarken. İnanırdık. İçilmiş kahve fincanlarını çaktırmadan araklayıp kedilere götürüp, yemelerini istemeye çalışacak kadar inanırdık. Minnaktık. Kediler koklayıp bırakırlardı fincanları. Zorla yedirmeye çalışırdık. Oramız buramız çizik içinde kalırdı. Kediler kahve içmedi, insanlar da kahverengi ya da Arap olmadı sonunda.

Gençlerin, delice isteklerini hayata geçirmek istedikleri, aradıkları bir dönemde, hayvanları da tıpkı çocukları küçümsediğimiz gibi küçümsüyor ve anlamıyoruz. Üstelik bunun üzerine de hiç düşünmüyoruz. Onlar bizim onları anlamadığımızın farkındalar ve anlayamayacağımızı biliyorlar. Bu yüzden “bizim gibi aptallar”a, oturup laf anlatmak için çaba bile sarf etmiyorlar. Bulaşmamaya çalışıyorlar insanlara. Aldırmıyormuş gibi yapıyorlar. Kediler anlaşılmayı beklemiyorlar, onlar sadece kendilerini gerçekleştiriyorlar. Bizden daha güçlü bireyler olduklarına adım gibi eminim. Üstelik büyük bir zerafet gösterisiyle bedenlerini birleştirebilmiş, ender varlıklardandır kediler. Kedi senin için hiçbir şey yapmaz. Her şey onun içindir dünyada. Dünya onlara göre düzenlenmiştir sanki. Bu rahatlıkla dolaşırlar yerküre üzerinde her yerde. Sokak kedileri de ev kedileri gibi aynı davranışı gösterirler. Onlar da yaşadıkları mekanı sahiplenirler ve ölene kadar o civarda yaşarlar. Yaşadıkları alanlara kokularını bırakırlar. Kendi alanlarını belirlerler ve “yabancı”ları pek sokmamaya çalışırlar. Birbirlerine saygılıdırlar. Çiftleşme dönemleri dışında pek sık kavga etmezler. O da onurlu bir kavgadır, neslini devam ettirme içgüdüsüyle yapılır.

Bugüne kadar kendi kedilerimden ve sokak kedilerinden yola çıkarak yazılar yazdım. Kedi bolluğu yaşanan sokaklarda kaldım neyse ki! Aklımda kalan bazı sokak kedilerinin kısa portrelerini aktarmak istiyorum. Her insanın hayatında yarım kalan kediler olmuş olabilir. Bunlar da benimkilerden bazıları işte! Hastane Kedileri: Psikiyatri kliniğinin pimapenlerini kemirmeye çalışan sarmanla, şehla şehla bakan hastane bahçesi kedisi üç renk, aynı genetik özelliklere sahiptirler. Üstelik kardeştirler. Fakat şehla biraz kavruk kalmış. İyi geçiniyorlar genellikle. Bir gün şehlayı köpek kapmış, gırtlağında bir delik. Şehla sürekli orayı yalamaya çalışıyor ama beceremiyor. Dili yetmiyor o kör noktaya. Onun yerine kardeşi yalamaya başladı. Ne kadar anlayışlılar. İğne tedavisi falan derken şehla kurtuldu. Kardeşiyle birlikte hoplayıp zıplayıp kuyruğunun peşinde dönüyor. Koyun koyuna uyuyorlar. Hastane kedileri, o bahçenin hastane bahçesi olduğunu biliyorlar sanki. Daha dikkatliler.

Örneğin hemşireler onları hiç ikaz etmiyor. Sakarya Kedileri: Amma tosuruk şu kedi. Kuyruğu kopmuş ama geriye kalan kısmını dik tutuyor. Dayı dayı yürüyor Sakarya’da. Buralarda başka türlü yürünmez zaten. Kaparlar adamı. Görsen, muhtardan öte. Birahanelerin arasından pisi pisi diye seslendiğim canım kediler var sonra. Her birinin yeri ayrı, tavrı ayrı, güzelliği ayrı... Aralarından bir tanesi apayrı. Dövüşken, kapkara, güçlü, yüksek bacaklı, külhanbeyi gibi yürüyen bir kediydi. Sarsak, zavallı kedileri dövüyordu. Yakınlaşmak hiç mümkün olmadı. Gururlu, heybetli, kirli, ıslak tüylü… Bir türlü sevdirmedi kendini. Ben de ıslak kedilere selam çaktım. Islık çaldım arkalarından. Kör Ceviz: “Ben yapamıyorum kediyle. İyice psikopata bağladım. Almak ister misin ya da alacak biri var mı tanıdığın?” diye getirdiler yavrucağızı. Kör kediler ne kadar çok İstanbul’da. Neyse ki bunun tek gözü görüyor. Çocukken duyduğum bir deyim geldi aklıma; “Kör pisi, nankör pisi!” İnsanoğlu çok acımasız. Yaşamın hangi alanında sınanırsa sınansın ne yazık ki bu hep böyle çıkıyor. Sıraselviler’deki Beşiktaş: Karnı acıkınca gelir. Ciğerini verme, bir yere gitmeden seni bekler. Sabırlıdır. Gözünü ayırmaz senden. Miyavlamaz da...

Ara sıra sana yolunu yapar, aldırır ciğeri. Öyle zampara ki bütün buralar siyah beyaz kedilerle doldu. “Bayramlarda elini öpmeye geliyorlarmış” diye de bir efsane dolaşır Cihangir’de. Süslü Saksı Sokağı’nın Kedisi: Arkadaşımın kafesinin üst katında, cam önündeki şiltelere uzanmış, popoyu, kafayı ve kolları yaymış uyuyor sarmanın biri. “Sefasını kedi sürüyor valla, kirayı ona ödet.”, dedim. “Doğru söylüyorsun.” dedi. “Buna bir vergi numarası almanın zamanı geldi. Biz uğraşamayız, ancak devlet uğraşır bunlarla.” Güç meselesi, her zamanki gibi göreceli. Kesin olan; Süslü Saksı’nın en güzel kedisi olduğuydu. Sokakta onu sevip sevip gidenlerin arkalarından bakar dururdu. Cihan Barış’ın Kedisi: Adı Yüzsüz, üç renk, sağ gözü yok. Buraların fedaisi diyorlar, ama kedi dişi. Cemal Nadir’in çizdiği şişmanlar (Amca Bey) gibi, şişman kediler var İstanbul’un her tarafında. Yüzsüz de onlardan. “Hem şişman, hem kör, hem de tembel herkesten...” İstiklâl’deki yüzlere inat, “yüzsüz” bir kahve kedisi. Ada Kedileri: Boş masaların sandalyelerine sıçrayıp oynayan, yavru Burgaz Ada kedileri... Her tarafı simsiyah, yalnızca kuyruğunun bitimi beyaz olan bir Burgaz hanımefendisi. Adanın kedileri iskelede birikirler. Taze balık nerde, kedi orda.

Kafaları sandallarla iskele arasında gidip gelir. Bir sandala bakarlar bir iskeleye. Bir sandala bir iskeleye... Yere düşen ya da balıkçının vereceği bir balık için, bütün dünyayı unuturlar. Sonra da ağızlarında balık, tüyerler su kenarından. Doyana kadar bir daha, bir daha... Kırlangıç: Hülya’nın kedisi. Bebekken hep çantada gezdiği için, canı gezmek istediğinde hemen açık bir çantaya atlayıveriyormuş. Sokak kırlangıcı. Bu küçücük kedi de yarım kaldı aklımda. Dünyayı çantadan seyreden bir kedi iflah olur mu? Su Dolu Leğenin Kenarında Yürüyen Kedi: Adı Bekir. Sudan nefret ediyor birçok kedi gibi. Fakat suyun etrafında gezmeye bayılıyor. Sudaki aksine bakıyor. Kuyruğuyla, kafasıyla tam bir komutan edasıyla dönüyor leğenin etrafında. Sonra da kenarına sıçrıyor leğenin. Bir tur da orada atıyor. Rahatlayıp, “Buraların kralı benim!” diye böbürlenmeye başladığı anda, ayağı kayıyor ve cumburlop suya. Sudan çıkmış Bekir’in sıçrayışı ve kaçışını görmek lazım. Yazar Kedileri: İngiliz yazar Doris Lessing İran’da doğdu! Onlarca İran kedisiyle yaşadı, onları tanıdı. Daha sonra Afrika’da bir çiftlikte yaban kedileri, evcil kediler, karma kediler, kartallarla, yılanlarla birlikte 10 yıl yaşadı. Artık kedi gözü gelişmişti onda.

Kedi gözü insan zekasıyla birleşince müthiş bir anlatım ortaya çıkmış; “Kedilere Dair” kitabında. Sanki kediler, hakkında kitaplar yazıldığını biliyor ve bizlere bıyık altından gülümsüyorlar. Kediler bizim bilmediğimiz daha neler neler biliyorlar acaba? Ölü Kedi: Gri beyaz bir kedi ölmüş, katılaşmış. Bahçeye atmışlar öylece, Dikmen’de. Ağzı açık, dişleri görünüyor. Bizi korkutup kendine yaklaştırmak istemiyor gibi. Üstünde de bozuk bir şemsiye açık olarak duruyor. Sanki paraşütü açılmamış da kedi yere çakılmışçasına bir görüntü var bahçede. Kara Pisi: Simsiyah, uzun tüylü, pofuduk kedi, tadını çıkara çıkara esnedi, gerindi. Kapkara bir sokak kedisi, ama burnunun üstü beyaz. Şaşkın şaşkın bakıyor yüzüme. Apartmanın birinin yağmur tahliye borusu yere ulaşmadan kırılmış. Su damlıyor ça tıdan. Pofuduk kedi damlaları diliyle içiyor teker teker. Bazen diline damlayan suyun sıçrayışını görüyorum. Onun gibi kediler, hayatın sarpa sardığı yerde otururlar. Bunu öğrendim kendilerinden.

Sokak kedileri sokaklarda güzel, ev kedileri evlerde. Uzun bir kabulleniş ve huzurdan geliyor soyları. Asil duruşları, kimseye itibar etmeyişleri ondan. Güzelliklerinden emin oluşları, önlerine konan her şeyi yemeyişleri ondan. Hayal gücünün sınırsızlığına bedensel bir yatkınlık, ancak bir kedide bir arada olabilirdi. Üstelik her kedi aynı davranışı doğrulayarak bu cümleyi pekiştirir. Sokak kedileriyle ev kedileri aynı yemini etmişler, aynı andı içmişlerdir: “Bizi evcilleştiremezsiniz!” Onları idare edemezsiniz. Kedilerin reçetesi olur mu? Eğitilemezler hiçbir koşul altında. Kediler gelip kalırlar hayatınızda. Hayatınızda yer kaplarlar, iyi ki de öyle yaparlar. Hiçbir kedinin yerini bir diğeri dolduramaz.

Hayatıma giren kedilerin tümünde ortaklıklar da gördüm, ayrılıklar da... Kabul etseniz de etmeseniz de kediler size hemen her şeyi öğretirler, öğrenmezseniz zorla yaptırırlar. Kedilerin ruhları evin havasını değiştirir, evin havası da sizi... İçimden gelip geçen, hayalimden, aklımdan, hayatımdan gelip geçen kedilerin haddi hesabı yok. Hepsi de özgün ve ayrı bir iz bırakmıştır bende. Yarım kalanlar da aklımda. İzin verin, içinizden kediler geçsin. Kabul etseniz de etmeseniz de kediler size hemen her şeyi öğretirler, öğrenmezseniz zorla yaptırırlar.