YENİLER >

Şimdi Cunda Zamanı - Yeşim Özcan

**Cunda yazım için fotoğrafları Murat Abi çekti; “Ben gezgin kedi olacağım” dediğimde logomu ise Özgür Abi yaptı. İkisine de teşekkür ediyorum.

Bütün bir yaz balkon köşelerinde, pencere önlerinde yatıp yuvarlandık... Yazın o sıcak günlerinde bahçeli evlerde yaşayanlarımızsa ekstra şanslıydı. Güneş bu yıl olanca cömertliğiyle keyif ettirdi biz kedilere. Sabah mamasının ardından güneşli verandalarda mırladık, gerindik, uzun uzun gevşedik. Öğle uykuları başka güzel oldu. Bir kısmımız yazın rehavet dolu günlerini yazlık yerlerde yaşadık. Yazlıkçı kediler... Onlar için biraz zordu hayat belki de: “Aman dikkat edelim uzaklaşmasın, gözümüzün önünden ayrılmasın... Eyvah sokak kedileri ile kavga etmiş; bak yine akşamdan kalan balık artıklarını dağıtmış etrafa” diye sahiplerinin bol bol uyarılarını dinlediler. Oysa ne güzeldir yazlıkçı kedi olmak. Evin çocukları bütün gün denizdedir, hiç rahatsız etmezler biz kedileri. Sonra bütün camlar, kapılar açıktır. Etrafta dolaşıp duran, bize iyi birer av olmaya can atan sineklerse cabası.

Tatlı bir özgürlüktür yaz zamanı biz kediler için... Tatlı ve kısa süren! İşte bir yaz daha bitti. Bütün bir yaz çoluk çocuk, genç yaşlı demeden konuk ağırladı tüm sahiller, Ege’nin şirin kasabaları. Güneş olabildiğince ısıttı, terletti. Eylül ayı ile beraber dönüş hazırlıkları başladı. Masalar, sandalyeler toplandı, kepenkler bir bir kapatıldı. Komşularla vedalaşıldı... Sözler verildi “Seneye bahçenin şurasına yeni çiçekler ekelim, aman ihmal etmeyelim” diye. Bütün bir yaz bahçede beslenen, bir süre sonra aileden sayılıp yanımıza arkadaş edilen Beyaz Benekli, Alaca Tekir, Boncuk; kalan birkaç komşuya emanet edildi. Güz geldi... Artık evlere kapandık. Arada bir açılan balkon kapısından kaçabilirsek görebiliyoruz mahallenin diğer kedilerini; bahçeye çıkmaksa hayal oldu şimdilik. Sorup soruşturduğum tüm kedi arkadaşlarım aynı şeyden bahsediyorlar. Yazın bitmesiyle sanki daha bir hızlandı hayat. Evdeki yaramazların okul telaşı başladı. Defter, kitap, kalem, ayakkabı, önlük... Sürekli alışveriş, sürekli listeler. Şehirde koşturmaca, çocukların okul telaşı, kış hazırlıkları derken herkes unuttu o keyifli yaz günlerini. Cunda’nın meşhur kedileri...

Oysa Ege’nin, Akdeniz’in şimdi en güzel günleri. El ayak çekilmiştir oralarda. Mesela Cunda’da. Bir fırsat yaratıp, bir yolunu bulup, olmadı evin gezmeye meraklı sahibini ikna edip, varıp gitmeli bu güz günlerinde Cunda’ya. Şimdi orada balıkçılar, Cunda’nın meşhur kedileri bir de sonbaharla birlikte sokaklarda daha çok sesleri duyulan Cunda sakinleri kalmıştır. Ayvalık’tan Alibey (Cunda) Adası tabelaları takip edilerek, Türkiye’nin ilk “Boğaz Köprüsü” geçilip ulaşılıyor Cunda’ya. Yaz aylarının gürültülü kalabalığı olmuyor bu mevsimde adada. Sahil bu mevsimde tam bize göre. Balıktan dönen balıkçılardan kahvaltısını bekleyen ada kedilerinin hepsi sabahtan sahilde. Tripod Kedi, Kara Surat, Kaplan, Küçük Dilber, Nane Şekeri... Hepsi günün ilk yemeğini sahilde yemeye karar vermişler. Menü belli: Denizden çıkmış bir lokma balık. Yok eğer “Dün akşam balığı çok fazla kaçırdım, yemem” diyen olursa doğru Taş Kahve’ye... Cunda’nın simgesi Taş Kahve Yazın ada dışından gelen konukları, güzün gelişiyle ise ada sakinlerini, ağlarını onarıp çay molası veren balıkçıları ve bizim gibi mırnavları ağırlayan Taş Kahve, Cunda’nın simgesi. Sandalyeleri, masaları, ışık oyunları yapan renkli camlarıyla Taş Kahve… Bayatlamayan özel ekmeği, eriyen nefis peyniriyle meşhur Ayvalık tostu, yanında bir bardak adaçayı ile denize nazır bir kahvaltı için Cunda’da en iyi adres burası. Duvarlarında kocaman aynaları, bir zamanlar olduğu söylenen, şimdi ise hayal edebileceğiniz, ansızın içeri giren kırlangıçları ve birbirine Rumca bir şeyler söyleyip gülümseyen yaşlılarıyla Taş Kahve, biz kediler için de kahvaltının, olmadı öğle atıştırmasının en doğru adresi. Yavaşça yanaşın masalardan birinin altına... Bir parça Ayvalık tostu, belki bir parça sucuk ya da salam... Ne çıkarsa o kahvaltıdan şansınıza.

Adanın daracık arka sokaklarında dolaşırken minik dükkanlar çıkacak karşınıza; buraya özgü tatlı lor ve sepet peyniri, envaiçeşit zeytinyağları, zeytinler, balığın en âlâsı bu mevsimde açık olan birkaç Cunda restoranında. Gezgin Kedi’den tüm Kedici’lere bir güz tavsiyesi: Şehrin kalabalığının, gürültüsünün geride bırakıldığı ılık bir hafta sonu… Yıllara meydan okuyan Rum evleri, taş işçiliğinin en güzel örnekleriyle bezeli Arnavut kaldırımlı daracık sokaklar, yorgun yüzlü manastırlar ve adayla yaşıt zeytin ağaçları... Taş Kahve’de içilen sıcacık bir bardak çay, yanında Ayvalık tostu ya da yorgun simitçinin tezgâhından nar gibi kızarmış tazecik bir simit, azıcık zeytinyağı; telaşsızca yapılan yürüyüşler, balıkçılarla yapılan sohbetler, balığın en tazesi, otun envaiçeşidi. Güneşin artık terletmediği; ama hafifçe ısıttığı bir hafta sonu ikna edin evdeki güz yorgunu sahiplerinizi.

Ey ahali, yaşadığınız şehri, işinizi gücünüzü bırakın ardınızda, düşün yollara bir güz düşü yaşamaya! Bu mevsimde bir başka güzel Cunda. Korkmayın dönüşte biz yine olacağız burada!