YENİLER >

Ajda Pekkan: Dünya ile Entegrasyonum Sadece Savunmasız Canlılarla Olabiliyor - S. Tarkan Özçetin

Ajda Pekkan: Dünya ile Entegrasyonum Sadece Savunmasız Canlılarla Olabiliyor

Sanat camiasında kedi denilince ilk akla gelen isim, Ajda Pekkan. Türkiye’ye damgasını vurmuş bir sanatçı. Onu biz sadece beyaz İran kedisi sahibi olarak bilirdik ama öyle değilmiş. Tam bir hayvan sever, hem de hayatını adayacak kadar. Sessiz sedasız, onlarca yardıma muhtaç her türden hayvana bakıyor. Hayvanlarla ilgili her projenin içinde olmak, katkı vermek istiyor. Belki bakarsınız ileride bir vakıf bile kurabilir, Türkiye’nin Brigitte Bardot’su olur. Ama sanat yaşamına onun kadar erken veda etmeyeceği de çok açık. Hâlâ çok güzel ve çekici, üstelik de enerjik. Röportaj süresince yerinde durmadı. Bu arada röportajın

mekânı Zekeriyaköy’de bir çiftlik. İçerisi bir hayvanat bahçesinden farksız. Tek fark var, bütün hayvanlar özgür. Hepsi iç içe yaşıyorlar. Ceylanlar, yabani keçiler, kuğular, sülünler, tavus kuşları, midilliler, kaplumbağalar, köpekler, daha birçok hayvan... Hepsi çok bakımlı, sağlıklı ve mutlular. Hepsi insanlara alışmış, cana yakın. Bu mini hayvanat bahçesinde olmayan tek canlı vardı, o da kedi. Şaka gibi. Neyse ki kedici fotoğraf sanatçımız Salih Bey’i Ajda Hanım’ın kedisi yaparak bu boşluğu doldurduk ve çok zevk aldığım röportaja başlayabildik.

İlk nasıl kedi sahibi oldunuz? Valla bu genetik bir şey herhalde, doğduğumdan beri kediciyim, daha doğrusu hayvanseverim. Yani o

sonradan olmuyor. Evimde hep bir kedi oldu, bu, zaman içinde birçok kediye dönüştü. Aslında bir kedimi kaybettikten sonra bu kadar kedisever oldum. O kedimin ölümüne yardımcılarım kaza ile sebep oldu, ondan sonra delirdim, hep onu aradım. Ne kadar tatlı ve şeker olduklarını, bizlere ne kadar uyum sağlayabildiklerini öğrendim.  Sadece kedi değil, bütün hayvanlar, köpek, yunus, fil, bütün canlılar için geçerli bu. Ben çevreciyim aynı zamanda, o yüzden bu misyonu da üstlendim kendi içimde. Bilmiyorum, dünya ile benim entegrasyonum, dediğim gibi sadece savunmasız canlılarla olabiliyor.

Kediniz ve kendiniz arasında ortak yönleriniz var mı?

Var tabii. Kedi gibi özgürlüğüme çok düşkün, köpek gibi sadığımdır. O yüzden her ikisini de çok seviyorum. Hem özgür olup hem sadık olmak nasıl oluyorsa... Biraz paradoks oldu ama öyle hissediyorum.

Sanatın birçok dalında kediler sanatçıya ilham veriyor. Sizde de böyle bir etkileşim oldu mu? Tabii ki oldu. Çok şahsiyetli bir hayvan. İstediğinde insana gidiyor, istemediği zaman gitmiyor; artı çok estetik. Davranış biçimi, seçiciliği çok hoşuma gidiyor, çok karakterli bir yapısı var. Köpekten çok ayrı. Kediler çok farklı karakterlerde olabiliyor.

Bazıları munis bazıları agresif olabiliyorlar ama bu hiç önemli değil. İnsan gibi hayatı bilerek, koşullandırılıp yaşamadıkları için, kendi doğaları gereği yaptıklarını hoş görebiliyorum. O kadar küçücük yaşta hayatı algılıyorlar, öğreniyorlar, tepkileri anlıyorlar ki... O yüzden çok seviyorum ve anlıyorum onları. Ama insanlar anlamıyor.

Bir kedi olsaydınız nasıl bir kedi olurdunuz? Aynen beni gördüğünüz gibi bir kedi olurdum. Bütün özellikleri bende var. Munis kedi olurdum. Hayatı güzel algılamayı, almayı seven

bir kedi olurdum. Hiçbir zaman negatif olmamaya çalışırdım. Benim evimdeki hayvanlarım da öyle; hepsi birbirleriye çok iyi geçinirler, hiç kimse kimseyle kavga etmez, davranış biçimleri çok düzgündür.

Kedinizle köpeğinizle nasıl bir ilişkiniz var? Kedimle ben onu, o da beni görmek isteği zamanlar birlikte oluyoruz. Onu çok bebekken aldığım için hep süt emmek istedi ve beni annesi zannediyor, sürekli bana emme hareketi yapıyor. O benim oğlum, her sabah yatağa gelir. Tişörtlerim mutlaka  emme hareketi sonrası ıslanır. Sabah yataktan kalktıktan sonra kahvaltı ritüelinde o da gelir; onun da ritüeli çiki çiki emmedir. O demektir ki “Biz hâlâ iyiyiz, sen hâlâ benim mamimsin değil mi?” Ben de “tabii ki” derim. Köpeğimi o zaman yatağa almıyorum, kedim yatağa çıkabilir ama. Ona serbest. O başka bir şey benim için. Ama şimdilerde köpekleri kedilerden daha çok seviyorum. Çünkü onları çok horluyorlar ya sokaklarda, çok üzülüyorum. Kedi yine kendini kurtarmasını biliyor atlayabiliyor, zıplayabiliyor, bidonları karıştırıp içlerinden bir şeyler bulabiliyor, sempatik olup kendini sevdirebiliyor. Köpekler ise yardıma muhtaç ve ürkekler. Kedim Beyaz ben iki üç gün evde olmayınca hemen eski samimiyetini göstermez oluyor. Tam oğlan çocuğu. Kendini bana gösterip hemen kaçıyor. Sen gel bakalım benim peşimden diyor, sen madem gittin ve bana sormadan gittin... Köpek öyle değil, o her zaman yanıma geliyor. Orada bir enterasan durum var. Küçük köpeğim Maltiz çok şirin, bir de bana âşık. Biliyorsunuz köpekler sahiplerine hep âşık. Bazen düşünüyorum da Ajda Pekkan’ım diye mi aşık? Acaba beni tanıyor mu?

Dünyada hayvanları korumak için neler yapılabilir?


Bu bir sosyal sorumluluk projesi haline gelmeli. Tabii ki herkes hayvanları kendine göre, yaşam koşullarına göre seviyor, koruyor, himaye ediyor. Ne yapmak lazım, birlik olmak lazım. Niçin Kanada’daki fokları öldürüyorlar, ona cevap bulamıyorum; neden İspanya’da boğa güreşleri oluyor ona cevap bulamıyorum; neden Meksika’da hayvanların boynuna ip takıp sadistçe zevk alıyorlar ve herkes o arenalarda alkış tutuyor? Dolayısı ile önce dünyanın kendi içindeki patolojisini halletmek lazım, insanların sadist/mazoşist halini çözmek lazım, önce insanları toparlamak lazım, çünkü onlarla yola çıkılıyor zaten. Ve bizler insanlar olarak o savunmasızlara muhtaçlara yardım etmeliyiz. Mesela yazın kuşlar çok susuyorlar, onlara her köşede su ve yem koymak lazım. Bunları anlatmak lazım, bu konuda eğitmen olmaya razıyım, hiçbir karşılık beklemiyorum. Herhangi bir projede, benim de içinde olmam gereken bir projede her zaman var olmak isterim. Çünkü yardım etmek istiyorum. Sevmek başka. Mesela insanlar çocukları okul bitiriyor diye hediye olarak hayvan götürüyorlar. Hayvan hediye değildir. Cansız bir obje, evet, ama canlı bir obje hediye olamaz, çünkü karşıdaki insan onunla ne kadar empati kurabilir veya onu ne kadar sevebilir, on ne kadar kıymet verebilir kimse bilemez. O yüzden böyle şeyler riske edilmemeli ve bence hayvan hediye edilmemeli. Petshop’lar daha özenli olmalı, hijyenik olmalı. Hayvanlar köle ticareti yapar gibi kullanılıyor, bunlara sahip çıkmak lazım, hayvan haklarına değer vermek lazım. Çocukları küçük yaşta eğitmek lazım, hayvan nedir diye. “Köpek havlıyor, dokunma. O seni ısırır!” Hayır ısırmıyor, köpek zarar vermedikçe hiçbir şey yapmaz, hiçbir hayvan

yapmaz. O köpeğin yavrusu varsa yavrusunu korumak için havlayabilir ama bu kötü niyetli birşey değil. Her aile çocuğunu bir hayvanla büyütürse, o çocuğun ileride çok düzgün bir çocuk olacağına inanıyorum. Yoksa hayvan sevgisinden çevre sevgisinden mahrum, sadece müzik, araba, para materyal değil hayat. Daha emtia olarak bakıyorlar. Ya da ben çok romantik, insanca bakıyorum, ama öyle bakıyorum. O yüzden de bu bakış bana ayrı bir huzur veriyor. İşimde çok mutluyum, kendi içimde çok mutluyum. Zaten o ruhumdaki mutluluk psikolojik olarak  benim

yüzüme, bakışıma, insanlarla olan sinerjime yansıyor. O nedenle kendimi bu konuda her türlü yardıma hazır bir insan olarak görüyorum. Farkındayım ki yapabilirim ve hazırım.

Kendinizi hayvanlara bu kadar adadınız... Bu duyguyu tetikleyen ne oldu? Zaman içinde insanların hayvanlardan çok hoşlanmadıklarını, sevmediklerini, onları oyuncak gibi, canlı oyuncak gibi gördüklerini fark ettim. O yüzden de onları koruma altına almayı ilke edindim kendime. Çünkü onların, korunmaya ihtiyacı olan yaratıklar olduklarını gördüm. Ve de yine çok meşhur bir söz, insanları tanıdıkça hayvanları daha çok sevdiğimi gördüm. Tabii ki bir eve sığmaları imkânsız. Yaşadığımız koşullarda bir sürü hayvana bakmak, onlara da acı veriyor. Çünkü onlar bu dünyanın güzelliklerinden, nimetlerinden istifade edemiyorlar. Sadece bir apartman katına tıkılmış olarak, doğal yaşamlarını yaşayamıyorlar. Dört duvar içinde hayvanlar mutsuz oluyor. Tabii ki o şartlarda yaşatan insanlara da buradan sonsuz teşekkür ediyorum, onları alıp korudukları ve yaşam hakları verdikleri için. Ben de sokaktan topluyorum ve sonunda bir sürü kedim köpeğim oldu. Petshop’lardan da aldım. Kötü petshop’lara çok karşıyım, dünyada da bu şekilde hayvanlara çok acı çektiriyorlar; hayvanlar sıcak hava koşulları hijyenik olmayan ortamlarda hastalık kapabiliyor. Ben zaman içinde hem veteriner asistanı hem de koruyucu anne oldum. Hayvanlara yapılan zulüm bana çok acı veriyor. O yüzden de deli gibi kendimi işime veriyorum, çalışıyorum, nefes almadan çalışıyorum, yoruluncaya kadar çalışıyorum ve ondan sonra da uyuyorum. Herşeyi unuttuğumu sanıyorum, ama tabii ki öyle olmuyor, hep elim üstlerinde. Bana kalsa, mümkün olsa dünyadaki bütün hayvanları kendi korumam altına alacağım, öylesine çok seviyorum, sadece onlar için yaşıyorum, hayatta başka hiçbir amacım yok. Hayvanlar ve ben…