YENİLER >

Boncuk, Duman ve Sarman - Şule Ersin


Çocukluğumu hatırladığımda, kendimi, bahçe içinde iki katlı “kedilerle” dolu büyük bir evde bulurum… Samsun’da ‘50’li senelerde bahçelerinde veya odalarında kedi dolaşmayan ev yoktu zaten... Öyle cinslerini falan da bilmezdik. Sadece “sokak kedileri” ve “ev kedileri” vardı. Yani, kedi cinsinden anladığımız bu kadardı! Evlerin böylesine kedilerle dolu olması, belki de fare yakalamaları içindi. Öyle ya, fare cirit atıyorsa bir evde; hele de mutfak dolaplarında... peşinde kedi niye olmasındı!..

Gerçi, her bakkalda fare kapanı da vardı irili ufaklı. Yani kedilere o kadar ihtiyaç olmayabilirdi bu durumda. E-posta’nın varlığında postacı’nın olmaması gibi, fare kapanı olunca, kedi de olmayabilirdi pekâlâ. Ne var ki, sobanın yanında kıvrılıp uyumayan bir Sarman olmadan, ağaçların dallarındaki kuşları sadece çenesini oynatarak, hiç kıpırdamadan ve gözünü kırpmadan saatlerce oturabilen bir Duman olmadan, kelebek kovalayıp, arada onun gibi uçmaya kalkışan bir Boncuk olmadan olur muydu? Anlaşılan evimizdeki kedilerin “fare tutma becerileri” bir safsataydı! Lakin bir gün imtiyazlı kedimiz Boncuk, yakaladığı bir fareyi annemin yatağının üzerine bırakmış ve babamın “Ayıp olmasın Boncuğa. İkramını kabul et hanım!” sözleri herkesi güldürmüştü. Demek ki Boncuk gerçek bir kediydi!.. Üst kata çıkma yetkisi verilmişti Boncuğa. Sarman ve Duman alt katta uyumak zorundaydılar. Niye böyleydi bilinmez ama, annemin kuralı gereği Duman yukarı çıkamazdı; ta ki, annem Ramazan ayında saati kurmayı unutup, “sahur” zamanı Duman tarafından uyandırılıncaya kadar!.. Sonraki günlerde kahvaltı saatlerimiz, babamın işe gidiş saati ve bizim okul saatlerimiz Duman tarafından ayarlanmış oldu. Boncuk ve Sarman pek aldırmazdı bu duruma. Yani onlara göre Okula gitmişiz, gitmemişiz pek de önemli değildi ama Duman evden çıkma saatimizde başımıza dikilmeden olmazdı.

Duman’ın sorumluluğu altındaydık adeta. Baklava’ya bayılırdı. Pek çok şeyin bilinmediği o yıllarda, kedi hastalıkları da bilinmezdi elbette. Şeker hastası olabileceği söylense Duman’ın, kahkahayla gülünürdü muhtemelen. Ne var ki, kıtlık zamanı, öyle her gün baklava börek yenemeyeceği için, Çok ender yediği baklava da Dumanı hasta etmedi. Ne yerdi peki kediler? Süt bile nadiren içebilirlerdi. Yemekleri, tencerenin dibindeki artan sebze ve et suyuna doğranmış ekmekti daha çok. Ama Duman (babamdan gizli olarak) belki de bizden daha çok baklava yemiştir. Boncuk, anneme fare ikram etmekle kalmaz, türlü türlü marifetlerini sergiler dururdu. Kapı kollarına atlayarak kapıları açması, dilediği zaman bahçeye çıkmasını ve istediği yerlerde dolaşmasını kolaylaştırırdı. Çok sevecen bir anneydi... Hatırladığım... Yavrularının yanında yatarken, annemin, ”Boncuk, hadi çocuklarını getir de sevelim.” dediğinde, Boncuğun koşuşturup ensesinden yakalayıp, her birimizin kucağına birer yavrusunu getirip bırakmasıydı. Anneannem örgü örüyorsa eğer, “Hayır, bana verme!” derdi. Bu defa, babama çark ederdi hayvancık. Babam da bazen, “Hayır ben de istemiyorum!” derdi. Bu durumda ağzında yavrusu, herkesin gözünün içine bakardı afallamış ifadeyle.

Her zaman ellemek ve sevmek olmazdı yavruları elbette... Sağlıklı büyümeleri için rahat bırakılmalıydılar. Yere düşürülmüş bir yün yumağıyla oynamaları çocukluğumun en renkli anısıydı. Sarman’dan bahsetmeye çekiniyorum çünkü, Sarman annemi üzerdi. Bazen tanımazdan gelirdik hayvanı! Gördüğümüzde başımızı çevirirdik! Yüzkarasıydı Sarman! Hırsızdı! Acaba arkadaşlarını mı kıskanmıştı? Neyi yanlış yapmıştık? :)) Komşulardan şikâyet gelecek diye annemin ödü patlardı. Bazen pişmekte olan bir balığı aşırırdı Sarman! Çoğu zaman yakalanmazdı ya, komşular tanımıştı artık Sarmanı. Başka kediler çalsa bile, kaybolan yiyeceklerden Sarman sorumlu tutulurdu. Şehir dışına attırılırdı böyle kediler. Cezalar böyleydi. Hapishaneye konacak değildi ya! Şehirden çook uzakta bir yerlere bırakılan Sarman bir ay sonra bizim bahçede belirdi gene! O günden sonra maceradan maceraya koştu Sarışın kedi! Anaç Boncuğa veya Dakik Duman’a hiç benzemedi o. Ağzında bir balık veya kekikli bir pirzolayla gördük Sarmanı çoğu kez. Mahalleliyle hep dalga geçer gibiydi ve çocukluğumun diğer “çok renkli“ anısıydı. :)