Marquez’in Ankara Kedisi

Okuduğumuz kitapta o sırada aradığımız şeyi buluruz, bulamazsak bırakırız. Yazar, olay ya da kurgu için o şeyin ayrıntı olması okura vız gelir. Çoğul okuma dedikleri biraz da böyle bir şeydir. Kahramanımıza doksanıncı yaş gününde öncekilerin aynısı, biraz farklı ya da muzipçe olanların dışında bir de Ankara kedisi hediye edilmesi çekti ilgimi. Benden önce okuyanın çizdiği satırlar ile o satırların yorumu gibi duran kitabın arkasına aldığı notlar başka bir vakit benim de ilgimi çok rahat çekebilirdi oysa.

Hayvan üretme çiftliğinden bir Ankara kedisi alma belgesi armağan ediyorlar kahramanınıza. Onu almak üzere çiftliğe gidiyor. O hayvanlarla ve konuşma çağına gelmemiş çocuklarla (!) hiç anlaşamayan birisi. İnanabiliyor musunuz? Ben inanıyorum. Belge karşılığında miyavlaması konuşmaya benzeyen, pembe tüylü ve değerli bir Ankara kedisi veriyorlar. Bir belge de bunlardan alıyor, üzerinde kedinin soyağacı belirtilmiş; yanında da kullanma kitapçığı. Hasır bir sepetin içinde teslim ediyorlar. Birisi okşuyor o sırada, ama kedi ona ne aldırıyor ne de saldırıyor. Aynı kişi, kedinin on yaşlarında olduğu tahmininde bulunurken artık sahibi olan kişiye nasihati de ihmal etmiyor: “Bence hayatta çok şey görmüş, terk edilmiş bir kedi bu” diyor ve ekliyor “onu gözlem altında tutun, hayvanı kendinize uydurmaya çalışmayın, tam tersine siz ona uyun, güvenini kazanana kadar da rahat bırakın.”

Eve gidiyorlar birlikte. Unutuyor sonra onu. Ama birden kayıp giden bir görüntü gibi çıkıyor ortaya. “Doğaüstü bir varlığı” andırırcasına ayaklarına sürtününce irkiliyor. Güzel kuyruğu, esrarengiz ağır hareketleri ve “efsanevi soyu” ile daha da belli ediyor kendini. Evin içinde insan olmayan canlı bir varlıkla yaşamanın ilk ürpertici tecrübesi başlıyor. El kitapçığı pisliğini gizlemek için toprak eşelediklerini söylediğinden ona hemen kum dolu bir kutu hazırlıyor. Yeni bir evde ilk yaptıkları şeyin çeşitli yerlere işemek olduğu, bunu kendi bölgelerini işaretlemek için yaptıkları belirtiliyor. Ama işemeye karşı ne yapılacağı yazmıyor kitapçıkta (!) Takip ediyor onu, nerede gizleniyor nerede dinleniyor diye, fakat bulamıyor ve değişken keyfinin sebeplerini anlayamıyor. Ayrıca evin “bir savaş ganimeti olarak değil, kendisine verilmiş bir hak olarak onun da evi olduğunu” anlatmaya çalışıyor ama başaramıyor. Sonunda onu kendi havasına bırakıyor.

Sonra birgün hastalanınca veterinere götürüyor. Orada onun çok yaşlı olduğu ve öldürülmesi gerektiği söyleniyor. Kediyi sevmeyi öğrenememekle beraber bu söylenene çok öfkeleniyor kahramanımız. Doksan yaşındaki bir adama sırf yaşlı diye kedisini öldürmeyi nasıl teklif edebilirler: “Öyle bir şey el kitapçığının neresinde yazılıydı ki?”Ona kıyamıyor tabii. Kedi önce biraz toparlıyor kendini ama sonra tekrar hastalanıyor. Olsun, adam ona alışıyor artık. Ve hayatının en kritik tek aşkına ulaşmak için ondan medet umuyor.Benim de bir Ankara kedim var. Ben de, ümitsiz de olsa, her şeyi umacak kadar onunla zaman geçirdim. Belli ki kitapta bu yüzden işaretledim oraları. Marquez büyük bir yazar. Kedisi olsun olmasın ancak böyle büyük yazarlar anlatabilir bu duyguları. Üstelik adı Benim Hüzünlü Orospularım olan bir kitapta.

Prof. Dr. Ahmet Nezihi

Turan Anadolu Üniversitesi

Edebiyat Fakültesi

ahmetnezihituran@anadolu.edu.tr

İlk yorum yapan siz olun

cevaplayın

Posta adresiniz yayınlanmayacak


*