Kış ve Kedi

Bu hafta sonu da beklenen kar yağmadı. Kararsız bir hava. Kar yağıp yağmamakta kararsız. Ben kararsızım o da kararsız. Onun kim olduğu önemli değil. Şimdi ben günlerdir aradığı zaman ne cevap vereceğim diye beklediğim Kedici dergisinin Genel Yayın Yönetmeni Tarkan Özçetin’in telefonundan sonra bu kararsızlığımdan vazgeçmek durumundaydım. Üstelik onun telefonu öyle bir zaman çaldı ki. Bir sokak kedisinin incinmiş ayağıyla topallayarak yiyecek aradığı bir zamana denk geldi. Ben tam o sırada, marketten aldığım ciğeri göstererek kediyle yakınlık kurmaya çalışıyordum.Yeni sayı için dergimize yazmam gereken yazıyı yazmamıştım ve aranmadığım için unutuldum sandım. Unutulmamışım derginin yayını gecikmiş, biraz da mahcubiyetle birkaç günlük süre aldım. İlk geceden ne yazabilirim diye düşünürken gündüz ciğer verdiğim ayağı topallayan kedi sapasağlam rüyama girdi. İki ayağının üzerinde üstelik dillenmiş bir şekilde “yaz abi be sen ne yazarsan okunur, orayı burayı kurcalar bir şey bulursun hiçbir şey bulamasan beni yaz” dedi. Uyandım uyanmasına kan ter içinde filan değildim oldukça rahatlamıştım. Sonra defterlerimi, kitaplarımı ve kafamı karıştırdım, ne bulabilirim derdindeydim. Aklıma kedili exlibrisler geldi önce. O da ne diyenler olacak elbette. Batıda oldukça yaygın bir sanat olan exlibris Türkiye’de son zamanlarda tanınmaya başlandı. Kitapseverlerin kitaplarının iç kapağına yapıştırdıkları üzerinde adlarının ve değişik motiflerin kullanıldığı resim ve grafik çalışmalarıdır. Kitabın aidiyetini belirler, kime ait olduğu buradan belli olur. Kedi motifli kullanılan exlibrisler görmüştüm ama arayınca bulunmuyor ne yazık ki. Ve konular çoğaldı, eski dönemlere ait kedili kartpostallar, kedili karikatürler, minyatürler, resimler, kedi kapaklı kitaplar.

Hiçbirini yazarken kaynak bulabilecek kadar vaktim yoktu. Bir gazete nin sayfasında “sokak hayvanlarını 2013’te neler bekliyor” diye bir haber görünce yüreğim burkuldu. Haberin fotoğrafı yavrularını emziren bir anne köpekti. Bu haberden onları iyi şeyler beklemediğini öğrendim. Hazırlanan yeni bir yasa tasarısı sokak hayvanlarını Avrupa Birliğiyle uyum yasaları çerçevesinde sokaklardan uzaklaştıracak. Tabii ki sokak hayvanı denilince ilk akla gelenler köpekler oluyor, fakat en az onlar kadar hatta daha fazla kediler yaşıyor sokaklarda. Köpeklerin birlikte yaşamayı seçtiği sokaklarda onlar yalnız yaşamayı tercih ediyorlar. Hayat mücadelesinde açlığın yanı sıra, barınaksızlık, trafik ve acımasız insanların tehditleriyle de karşılaşıyorlar. Sokak hayvanları esasında bizim kültürümüzün bir parçası. Evlerde evcil hayvan besleme alışkanlığı ne kadar yaygınlaşsa da Avrupa’yla mukayesesi mümkün değil. Eski kalem erbabının yazdıklarına bakılırsa Osmanlı devrinde evde beslenen kedilerin şimdikilerden kalır yanı yok. Belki de daha yaygın ve itibar görüyorlar. Bu durumu kedi üzerine yazılan derleme kitaplardan görmek mümkün. Birçok tanınmış yazarın kedilerle dostluğu var. İnsanlar apartmanlara hapsolurken kedilerin durumu da zorlaştı. Ne damdan dama atlayıp havanın orta yerinde soğuktan donacakları pozisyonu sağlayacak damlar, ne müstakil evlerin kuytu köşelerinde sığınacak barınaklar bulabileceklerdi. Ancak apartman sakinlerinden kediden bile rahatsız olacak bir sakin bulunacaktı. Üstelik apartmanın ortak kullanım alanlarını belirleyen yönetim kedileri barındırmayacaktı. Temizlik yapmak durumundaki kapıcılar, apartman şikâyetlerini dinleyen yöneticilerin kediler karşısındaki tavrı pek olumlu olmadı. Yine de bu zorluklara rağmen kediler kendilerine yer edinebiliyorlar.

Hava kararsız derken cümlelerimizin bu kısmına geldiğimizde Ankara’ya kar yağmaya başladı. Sokağımızın merhamete davet eden kedileri görünmüyordu. Temkinli adımlarıyla birdenbire ortaya çıkan, koşan, oynayan, yiyecek arayan kedilerin sokağı terki bana bir hüzün verdi. Ya gerçekten yeni sokak hayvanları yasası kedilere de dokunursa? Böyle durumlarda tarih bir kurtarıcı melek gibi duruyor karşımda. İçinde kedileri barındıran tarih. Vakti zamanında Osmanlı döneminde her türden vakıf kuran hayırseverler sokak hayvanlarını da ihmal etmemiş onların karın doyurmasını sağlayacak imkânlar sunmuştu. Yabancı seyyahlar İstanbul’dan bahsederken özellikle sokak köpeklerinin saltanatına dikkat çekiyorlardı. Kediler daha çok evlerdeydi ve göze o kadar batmıyorlardı. Sözkonusu İstanbul olunca Prusyalı askeri danışman Moltke’nin, askeri işlerin yanısıra kedilere gösterilen hassasiyet göstergesi olarak 1837 yılında Üsküdar’da gördüğü kedi hastanesi de dikkatini çekmişti. Eski Türklerin göçebe hayatıyla doğrudan ilişkilendiremediğim kediler yine de savaşçıların tasvir ettiği destansı eserlere metafor olarak girdiler, ama özellikle son dönem Osmanlı toplumunun şahitlerinin yazdıklarından anlaşılan kediler o toplumda hak ettiği yeri bulmuştu. Kediler tanrısal özellikler atfedilip kutsandığı Eski Mısır’dan bugüne farklı toplumlarda farklı değer kazandılar. Eski Mısır’ın kedilere tanrısal güç atfetmesini basit bir yorumla tarım toplumunun tahıllarına dadanan farelere karşı en etkili güç olmasından kaynaklığını düşündüm. Bilimsel tespitse­ bilimi bir put olarak kabul etmediğimi belirtmeliyim­ kedinin gözleriyle güneş tanrısı Ra arasında bir ilişki kurarak Mısır’da kedinin kutsallık kazandığını söylüyordu. Eski tasvirlerde belirgin olmakla birlikte bugün bile kedi zihinlerde fareyle birlikte yer edindi tarihte. Kedi ve fare savaşı tarihsel bir düşmanlığın ifadesi olarak görüldü.  Kedi fare için düşman, fare kedi için en tehlikeli düşman. Köpek kedi için düşman, ama son zamanlarda kedi köpek diyaloğuna dair birçok örnek bulabiliriz. Youtube bunun için yeterince örnek sunuyor. Bütün bu düşmanlık ve dostluklar tabii olarak düşünülebilir. Buraya nereden geldiniz diyeceksiniz, en iyisi çıkalım. Tarihten bugün değişmeyen bir tespiti yaparak cümlelerimize son verelim. Kedinin en büyük dostu insan olduğu gibi maalesef en büyük düşmanları da insanların arasından çıkıyor.

Yrd. Doç. Dr. Ahmet Özcan

İlk yorum yapan siz olun

cevaplayın

Posta adresiniz yayınlanmayacak


*