Hiç Hesapta Yokken

Franz Kafka,

Tapınaktaki Leoparlar

Doğu’da insana Tanrı’yı çağrıştırandı kedi, güneş ve doğurganlık timsali, varlığı ancak baş tacı edilerek kanıksanabilen bir bilinmeyendi. Aynı zaman diliminde, kendini coğrafyanın daha batısında bulmuş diğer insanlar için ise, şeytan ve büyücülükle bir tutup, kurunun yanında yok ettikleri yaş kadar bilinmeyendi. İnsanın bilinmeyene yönelik ikircikli doğasını ilk elden keşfettiğinden olsa gerek, kafası bu kadar karışık bir tür etrafta iken direksiyonu asla elden bırakmaması gerektiğini kavradı kedi…

“İlle de hakimiyet” istikametinde zalimlikle yürüyenin sonunda bir kurbanı, sevgi ile yürüyenin ise bir evcil hayvanı olacağı insan­inanışından hareketle, kedi; doğusuna gitse aşmış sevgi, batısına gitse gerekçeli zalimlik göreceği otobandan kendi kendinin tek hakimi olmak üzere doğruca kırlara saptı. İnsanın yapamadığını yaptı. Ne de olsa O, “yapılamaz” kodlu işleri “istenirse yapılabilir” koduna çevirmekten nerdeyse dokunulması mümkün bir haz duyandı. Ama insanın aksine, bu kodun bir kez çevrilmiş olması yeterli değildi ona. Her gün bıkmadan usanmadan aynı sınava aynı heyecanla tekrar girer, aynı engeli, bir kez aşmış olduğu için değil, ancak yine ve yine ve hâlâ aşabiliyorsa ve ne öncesinde ne sonrasında, sadece tam da aşarken gururlanırdı. Yani dünya ile şansa değil bir nevi istatistiksel anlamlılığa bağlı bir alışverişi vardı.

Dolayısıyla kişisel egemenlik dürtüsü ile kırlara sapmış bir kedinin, ne bunu insana rağmen başarmış olması, ne de uçsuz bucağa doğru yol almaktansa, bunu tekrar tekrar sınamak üzere, dönüp insan yanını seçmesi sürpriz değildi. İşin doğası gereği, nesnesini sağlayacağı faydaya göre kendi seçmeye ve ona kendi istediği oranda sahip olmaya kodlu insan, henüz kendi seçilmişliğinden de birazdan imzalayacağı anlaşmadan da bihaberdi.  Hazırlıksız yakalandı dersini iyi çalışmış bir kediye.  Ev imkânlarından faydalanmasının karşılığı olacak “işe yararlığı” üzerine pazarlığa oturdu kedi, insanıyla. Tuvalet, temizlik ve gerektiğinde yalnızlığına kendi çare bulacak, evde kendine ayırdığı zamanlardan fırsat kaldığında uçan kaçan ne varsa avlayacaktı. Böylece, insan taraf henüz bilmese de, harfiyen uyulduğu takdirde insanın evcilleşmesine kadar gidecek bir anlaşma ile insana fırsat vermeden kendini, kendi kalarak, evcilleştirdi kedi. Bu, iyi okunduğunda, mümkün olan bütün maskeler, duvarlar, sahte gülüşler, korkuyu göstermeyen aynalar, entrikalar ve etiketler yolu ile hazırlıksız yakalanmaya karşı kuvvetle silahlanmış olan yerleşik insanın yeryüzünde şansının döndüğü gündü. Çünkü anlaşma metninin insana kapalı kısmında, insan, artık anılarından ve seçimlerinden kurtulmak ve hazırlıksız yakalanmak üzere yola çıkandı. Belki bu yüzden, yani yazmak da ancak hazırlıksız yakalanarak mümkün olduğundan, yazarlar bu yolun kediler tarafından çaktırmadan ve mükemmel bir zamanlama ile seçilmiş istikrarlı yürüyücüleri oldular. Olabilecek en imkânsız ve rahatsız pozisyonda “bu gidişin bir gelişi olur mu ki” dedirtecek kadar derin sandığınız bir uykuya dalabilen ve olabilecek en minik uyaranla o derin uykudan bir sonraki hamle çoktan düşünülmüş şekilde hazır ve uyanık çıkabilen bir varlıkla yan yana yaşıyor olmanın değerini bilmek lazım. İnsanların “kedi” varlık bilgisiyle ancak taparak ya da yok ederek başa çıkabildiklerini gördüğü halde “kendi” varlık bilgileriyle ne halt ettiklerini görme merakından belki de, direksiyonu bilerek insan yönüne kırmış bir türdür kedi. O yüzden hâlâ baş tacı veya alaşağı etmeden bir bilinmeyeni kanıksayamayanlarımız için, bir aslanın isterse miyav diyebildiği, farenin dilerse kükreyebildiği ama bir kedinin olsa olsa korkup uçabildiği şarkılar yeterince avutucudur. Oysa ki, avunmak değil, aksine direksiyonu hayatın KEDİsine bırakmak lazım, kedilere her gün baştan hazırlıksız yakalanmak lazım.

Çağla Ayhan

cagla.ayhan@yahoo.com

İlk yorum yapan siz olun

cevaplayın

Posta adresiniz yayınlanmayacak


*