“İnsan kendinden kedileri kadar bahsedebilir”

 

 

 

 

 

 

 

Kedici’nin her sayısı benim için sürprizlerle dolu, meraklı bir bekleyiştir. Keditör olarak ben bu kadar merak ediyorsam Kediciler’de durum nasıldır, her sayıda sormadan edemem kendime! Derginin hazırlık aşamasında en çok ama en çok “Güzellik Yükü” nü merak ederim…. Sevgili Tarhan Gürhan neler yazacak acaba? diye. İki ayağının üzerine kalkmış, sağ patisiyle bir şarap şişesi tutan, simsiyah sarhoş bir genç kedi… Hint fakiri kediler, hırsız kediler, kavgacı erkek kediler, çakallaşmış kediler… Kedici’nin “Güzellik Yükü” sayfalarından bize bakış fırlatan, patileyen yazarımızı merak ettik, patiledik bir kış günü kapısını!!!!!

Kedici dergimizde “Güzellik Yükü” köşemizden tüm Kedicilere seslenen Tarhan Gürhan kendini kısaca anlatsa?

Önce “Güzellik Yükü” nereden geliyor onu kısaca anlatayım. Anneannem kardeşimle beni, “Güzellik yükü bunlar!..” diye severdi. Ezelden aşinayım bu hâllere yani. Pek anlamazdım o zamanlar güzelliğin de yük olabileceğini. Kediler üzerine yazmaya başlayınca, aklıma ilk gelen deyim, başlık, bu oldu. Ben “güzellik yükleri” üzerine yazacaktım.

Kendimi kısaca anlatsam, hiç büyümemiş bir kedici diyebilirim herhalde. Çocukluk, iktidarı olmayan koskocaman bir cumhuriyettir bana göre. Çocukken hayvanları seversiniz ya da sevmezsiniz. Korkarsınız ya da dokunursunuz. Bu durum bütün hayatınızı, nasıl bir insan olduğunuza kadar belirler. Çocukluğum, kardeşimle birlikte sokakta bulduğumuz yavru kedi ve köpekleri bellerinden kavrayarak anneme getirmekle geçti. “No’lur bizle yaşasın!..” Sürekli reddedildik. Yıllar sonra ilk evimi kurduğumda, mobilya yerine derhal bir kedi getirdim eve. Kedisiz evler ıssız geliyor bana.

Özellikle son kitabı Alkoliçe ile ilgili bir iki cümle istesek?

Alkoliçe son kitabım evet, ama mazisi eskidir. 2001 yılında yazılmaya başlandı, yayıncı bulması kolay bir kitap değil. Alkol, kedi ve şiir, benim için vazgeçilmezdi uzunca bir dönem. Tıpkı, Bermuda Şeytan Üçgeni. Sonra alkolü durdurup, yaşadıklarımı da kısmen anlatan bir kitap yazdım. Adına “Alkoliçe” dedim. Şiirlerimi, yazdığıma benzer bir tutkuyla yırtıp attım. Şimdi annemle yaşıyorum ve kedilerime de yeni kapılar bulmak zorunda kaldım. Çok sevdiğim bir yazar olan Bilge Karasu, has bir kediciydi. Alkoliçe’nin arka kapağında ona şöyle bir gönderme var: “Kedi miyavlamalarından anlamayan biri, Karasu’nun deliliğine ne kadar tanıklık edebilir?” Alkoliçe kediye ve şiire ilgisini hiç yitirmeyecek. Çünkü kitabın dışında kalan metinlerde çok pati izi var.

Gelelim kedilere.. bu meraklı patiler Tarhan Gürhan’ın hayatına ne zaman girdiler? Tarhan’ın kedisi oldu mu hiç, yoksa bütün sokak kedileri onun mudur?

Hem kendi kedilerim oldu hem de gitmesine izin verdiğim kediler. Kedi faldan çıkmaz, izinizi sürüp kendisi bulur sizi. Ben buna inanırım. Hayatıma giren kediler hep karşıma çıktılar ve beni ikna ettiler onları evime almam için. En son bir sarman Bekir’im vardı. Bebişken Oran sitesinden en zayıf yavru olduğu için alıp eve getirmiştim. Kısa sürede toparladı. Her Pazar gazete almaya giderken benle gelmek isterdi. Kapının önünden ayrılmaz, “beni de götür” diye miyavlardı. Bir yandan da sokağı bilmiyor, korkuyor kerata. Bir Pazar, aldım kucağıma onu da götürdüm. Yolda boynuma yapıştı ve tırnaklarını geçirdi. Bakkala vardığımda kısık bir sesle şunları söyleyebildim: Bir Milliyet, bir Cumhuriyet, bir Hürriyet… Hayatımın en “Kanlı Pazar”ı, en kanlı gazete alışıydı. İşte öğreniyor insan, kediyle gazete almaya gitmeyeceksin mesela!Kavaklıdere’de bir bahçe katında yaşadığım yıllarda, evimizdeki kedi sayısı inanılmaz artmıştı. Bir tane kara kızımız, bir tane tekir kızımız, bir tane de erkek Van kedimiz vardı. Kızlar dışarı gidip hamile kalıp geliyorlardı. Önce kara kızımız beş yavru doğurdu. Bir, bir buçuk ay sonra daha yavrular büyümeden, bir gece yatakta bir ıslaklık hissiyle uyandım. Çocukluğumda kalmış tuhaf bir duyguydu yatağı ıslatmak. Merakla yorganı kaldırıp bakınca, tekir kızımın bacaklarımın arasına iki yavru doğurduğunu gördüm. Yeni doğurduğu yavrusunu yalıyordu. Şimdiye kadar karşılaştığım en ilginç anlardan biridir. Müthiş hikâyedir, “başkası anlatsa inanmazdım.” dediklerimizden. Üstelik doğum devam ediyordu. Keseleri yırtıldıktan sonra oluşan ıslaklığa uyanmıştım. Hiç pozisyonumu bozmadan doğumu sonuna kadar izledim. Hayatımın en şaşırtıcı durumunu yaşadım, o beş yavruyu ve annelerini seyrederken. Sonuçta evdeki kedi nüfusu bir anda on üç’e çıkıverdi. Sonra neden tekir kızımın bacaklarımın arasında doğurduğunu şöyle açıkladım kendime: Sık sık gelip benimle yatardı. Evde o kadar kedi varken, en güvenli yer olarak benim yattığım yeri seçti galiba.

Kedin olmazsa, böyle anı anlatırsın işte! Bir insan kendinden, kedileri kadar bahsedebilir bence. Elbette bütün bu kedilerimin dışında, gördüğüm bütün sokak kedileri de benimdir. Bu hakkı sevgiden alıyorum. Acelem bile olsa bana ilgi gösterenlerle oynamaktan alıkoyamam kendimi. Özellikle Kuzgun Sokak’ın, Meneviş’in kedileri sevdirişlidir. Yolumu sık sık oralara düşürürüm.

Tarhan bir kedi olsa???

Kedi olsam, kül renkli bir tekir olmak isterdim. Bizim kapak yıldızımız Kara Murat gibi. Bir kap mama, bir kap da suya eyvallah etmeyen. Başını alıp gidebilen bir kedi.  Mutlaka kopuk bir sokak kedisi olmak isterdim, ara sıra farklı evlere dadanan. Sokak kedilerinde hayatın izlerini daha çok gördüğümden olabilir mi acaba?

“Bir Gece Kediniz Eve Sarhoş Gelirse” ne yapmak lazım??? Şaka bir yana bu kitap nasıl çıktı ortaya…

Bencekitap Yayınları, ‘Minik Kitaplar’ adı altında şapşahane kitaplar üretmeye başladı geçen sene. Benim de yazmamı istediler. O ana kadar

kafamda sadece Güzellik Yükü’nü bitirip bir kitap yapmak vardı. Fakat birden aklıma iki ayağının üzerine kalkmış, sağ patisiyle bir şarap şişesi tutan, simsiyah sarhoş bir genç kedi geldi. Yayınevinin sahibi Ceyda Hanım’a dönüp, “Bir Gece Kediniz Eve Sarhoş Gelirse, diye bir kedi kitabı yazayım.” dedim. Gülümsedi. Hiç ikiletmedi, “Yaz getir hemen.” dedi. Evdeki binlerce, abartmıyorum binlerce notu tek tek elden geçirerek oluşturdum kitabı. Kapak desenini de ressam arkadaşım Mehmet Tekirdağ çizdi. Bu kitap, adı, kapak tasarımı ve içeriğiyle en sevdiğim kitabım.

Aramızda kalsın o gece eve sarhoş gelen kedi Bekir’di. Şimdi Bir Gün Kediniz Sinemacı Olursa”yı yazıyorum aynı mizah duygusuyla.

Ankara sokaklarını kedi merakımızla gezmek istesek, Kedilerin ve Tarhan’ın uğrak mekanları nereler acaba???

Alkolü durdurdum ama Sakarya’dan kurtulamadım. Oradaki balıkçılarla kedilerin ilişkisi, sarhoşlarla kedilerin dansı, dönercilerin önünde bir lokma et için, dilencilere taş çıkaracak kadar taşlaşmış kedileri seyretmeden edemiyorum. Hint fakiri kediler, hırsız kediler, kavgacı erkek kediler, çakallaşmış kediler, tam bir “Serengetti Ovası” çağrışımı yapıyor bana. Bazen zamanın nasıl geçtiğini unuturum oralarda.Kuğulu Park’ı çocukluğumdan beri çok severim. Üç sene falan önce belediye parka koca bir pano astı. Panonun içindeki afişte kuş çeşitlerinin fotoğrafları ve isimleri yazıyordu. Bir gün bir kedinin dikkatle ve heyecanla o panodaki kuşları seyredişini seyretmiştim. Heyecandan çenesi hızla açılıp kapanıyordu. Kim bilir o sırada kimler de beni seyrediyordu.Kedisizlik çok zor geliyor. Bana kedi resimleri kesmeyi, kedi nesnelerini toplamayı onlarla avunmayı öğretti. Çok sayıda kedi pulum oldu mesela. Kedi resimlerinden de kitap ayraçları yaptım eşe dosta. Kedili ve kedisiz zamanlarımı şöyle bir gözümün önünden geçirdim. Hayatımdan çıkan bir Bekir’in örneğin, neden bu kadar büyük bir boşluk bıraktığını gördüm. Kedisizlik beni kedilere daha çok yaklaştırdı.

Teşekkürler…

Röportaj: Yeşim Özcan

Fotoğraflar: Murat Solakoğlu

İlk yorum yapan siz olun

cevaplayın

Posta adresiniz yayınlanmayacak


*