Bakü’de Pişik Olmak

 

 

 

 

 

 

 

 

Balık sever misiniz? Peki ya güneş, azıcık rüzgar, merakla gezineceğiniz tarih kokan sokaklar. Sokaklarda arkadaş olabileceğiniz sizin gibi tekirler, sarmanlar.

Bakü’de pişik olmak bir ayrıcalık!

Turuncu saçlı kadın dolaptan her valizini çıkarışında içim mutlulukla doluyor. Mutluluğumun ilk sebebi fermuarı açılıp kapağı kaldırılan valize ilk giren ben oluyorum eşyalardan önce… İkinci sebebe gelince yaşasın yine yolara düşeceğiz!

“Bu defa hem gezeceğiz hem de çalışacağız” diyor bizim eli kalem tutan kadın. “Şanslısın çünkü ben orada toplantılara, panellere katılırken sen Bakü sokaklarını pati pati gezip, göreceksin. İçeri şehirde birbirinden güzel pişiklerle tanışıp, koklaşacak sın….” diye iç geçirdiğinde şaşırıp kalıyorum! Nasıl yani o gezerken ben içeride mi kalacağım, şehrin içerisinde niye olacakmışım, ben de dışarıda olmak istiyorum! Hem pişiklerde kimmiş, neciymiş?

 

 

 

 

 

 

Kafamda bitmek bilmeyen “meraklı kedi sorularımla” uçağa bindiğimizde ilk açıklama yine turuncu saçlı kadından geldi… Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de “içeri şehir” diye tarihi bir yer vermış. Yoksa ben bir yerlerde kapalı kalmayacakmışım. Pişiklere gelince, Azeri Türkleri kediye “pişik” diyormuş…

Bu şehirle ilgili ilk izlenimim “kafa karışıklığı” oldu. Bir tarafta lüks dev plazalar, son model araçlar, dünyanın en tanınmış markalarıyla dopdolu mağazalar diğer tarafta tarihi, sanatı, kültürüyle yıllara meydan okuyan tarihi binalar, taş kaldırımlı sokaklar, güleryüzlü dost canlısı insanlar ve biz kediler…

Şehrin merkezini ilk, akşam otele giderken görüyorum, gün geceye dönerken. Bakü’nün akşamları ışıl ışıl… Yenilenmiş, restore edilmiş binalar sahil boyunca dizilmiş, hepsi de aydınlatılmış! Arkada dev plazalar var. Caddelerde dünya markalarının yer aldığı mağazalar sıralanmış… Sonra trafikteki araçlar. Türkiye’de görmediğim, markasını bile bilmediğim son model araçlar burada.

 

 

 

 

 

 

Ertesi gün bizim kalemşör kadın (bazı arkadaşları söylerken duydum bu kelimeyi) toplanıtısına gitmeden önce “hadi gel, biraz şehri gezelim” diyor. Yeşile çalan uçsuz bucaksız bir deniz var karşımızda! Turuncu saçlı kadın ufukta belli belirsiz görünen tuhaf şeyleri gösterip “bak bunlar petrol kuyuları” diyor. Ama benim pek de ilgimi çekmiyor… Burası Hazar Denizi’ymiş. Azeri Türklerinin deyişiyle bol “külekli” (rüzgarlı) Hazar’ın kıyısında, rüzgarlarla sarmaş dolaş olmuş bir şehirmiş Bakü.

Çok katlı binaların, lüks otomobillerin, marka kokan mağazaların bittiği yerde bol nakışlı bir kapıdan başka bir dünyaya giriliyor! Kapıda nefis bir tekir “hoş geldin” diyor bana… Bu kapının ardında, çevresi yüksek ve güzel işlemeli surlarla çevrili bir şehir bekliyor sizi… Azeri Türklerinin “İçeri Şeher” dedikleri eski şehir görülmeye değer. Bizim besili tekirin söylediğine göre 2000 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası olarak kabul edilmiş olan İçeri Şehir Bakü’ye gelenlerin en çok ziyaret ettiği yermiş. Turistik dükkanlar, mağazalar, restoranlar, sanat galerileri ve biribirinden güzel binalar var…. İçeri Şehirin sokalarında gezinirken başınızı yukarılara çevirdiğinizde taş bloklar ve sütunlar kullanılarak inşa edilmiş binaların dış cephelerinde ve balkonlarında, birbirinden güzel heykel ve kabartma motifler takılıyor gözünüze… Ben bir tane binanın üzerinde nefis kedi heykelleri gördüm. Sadece bina süslemelerinde değil, pati pati gezip dolaştığım tüm sokaklarda evet “pişikler” selamladı beni… Buranın en büyük sürprizi ise yakın doğunun en görkemli mimari yapılarından biri sayılan Şirvanşahlar Sarayıymış. İçeri Şehirin Güneyinde

 

 

 

 

 

Bakü’nün simgesi olarak kabul edilen “Kız Kalesi” bulunuyor. Bir uçtan bir uca şehri seyredebileceğiniz, Bakü Limanı’na selam vereceğiniz en doğru yer Kız Kalesi bence, yanınızda bu manzarıyı paylaşacağınız, koklaşacağınız bir can yoldaşı da bulmuşsanız ne mutlu size!

Heykeller, tiyatro binaları, müzeler, opera sahneleri Bakü sokaklarının olmazsa olmazı. Birbirinden güzel ve değerli yağlı boya tablolar, şehre yayılan müziğin tınıları ve dört bir tarafa yayılmış heykelleriyle Bakü tüm duyulara hitap ediyor. Balık sever misiniz? Peki ya güneş, azıcık rüzgar, merakla gezineceğiniz tarih kokan sokaklar. Sokaklarda arkadaş olabileceğiniz sizin gibi tekirler, sarmanlar. Bakü’de pişik olmak bir ayrıcalık!

Çorbalar, dolmalar, pilavlar ve hamur işleri Azerbaycan mutfağının vazgeçilmezleri. İnsanoğlu garip yeşillikler yiyor burada; merak ettim sorup soruşturdum bir restoranın kedisinden, “kişniş, tarhun ve reyhan o yeşilliklerin adı” dedi. Yeşillikler sofranın vazgeçilmeziymiş  bir de kırmızı renkli tane tane şeyler gördüm. Bizim evde de suyunu içirler bol bol… Onun da ismi narmış! Kurulan tüm sofralarda nar taneleri baş köşede yer alıyor. Güzelim kırmızı etin yanına  bile nar taneleri koyuyorlar ki saçma bence! Yemeklere koydukları yetmiyormuş gibi üstüne üstlük  bir koca sürahi nar suyu geliyor sofraya. Ama en çok şaşırdığım balığın yanında gelen sosluktaki nar suyu oldu! Neymiş bunun adı nar ekşisiymiş… Turuncu saçlı kadın çıtır çıtır kızarmış balığın üzerine o sostan döküp yedikçe sesler çıkardığı anda olmaz böyle şey, dedim… Balığa yapılan bir haksızlık olmalı bu! Masanın altında özel hazırlanan köşemde ben bildiğim şekliyle afiyetle yedim Hazar’ın o enfes balıklarını. Balık demişken dünyanın en iyi havyarı olarak kabul edilen “Beluga” havyarı da yine burada….

 

 

 

 

 

Burada bizim turuncu saçlının pişirdiklerinden çok farklı pilavlar gördüm.  Pilavların içinde envai çeşit malzeme var. Tadları her ne kadar kedi damağıma yakışmasa da ayıp olmasın diye patimin şöyle bir ucuyla aldığım pilavların içinde yok yok…. Kuru kayısı, üzüm, kurutulmuş meyveler, fındıkla süslenen pilavın üzerine kemiksiz kırmızı veya beyaz et konuluyor. Ve işte mutluluğumun doruğa ulaştı an: Eğer siz de benim gibi peynir sevenlerdenseniz burası tam size göre…

Ben peynirlerin tadına  bakarken masadakiler çay faslına geçiyor. Neden içilir bu sıvı anlamam? Azerbaycan’da çay içmek ise başlı başına bir seramoni adeta. Bir bardak çay istediğinizde yanında mutlaka “mürebbe” denilen reçellerden oluyor. Küçük tabaklarda ikram edilen erik, gül, kızılcık reçelleri çay kaşıkları ile yeniliyor. Tatlı bana yasak, o yüzden reçellerin tadına bakamıyorum, ama görüntüleri çok güzel…

 

 

 

 

 

 

Bakü seyehatinin tadı damağımda kaldı…. Sokaklarda çok az gezdim, hiç de kalemşörün dediği kadar çok sayıda pişik görmedim, vakit yetmedi çünkü. Ama birbirinden lezzetli balıkların, peynirlerin ve ilk kez havyar denen o sihirli yemeğin tadına baktım. Turuncu saçlı kadın söz verdi, en kısa zamanda yine getirecek beni!

Yazı ve fotoğraflar: Yeşim Özcan

yesimcim@yahoo.com

İlk yorum yapan siz olun

cevaplayın

Posta adresiniz yayınlanmayacak


*