Kediniz Ne Yiyorsa Odur

Ne yerseniz osunuz” derler. Gerçekten de yediklerimizden oluştuğumuzu söyleyebiliriz. Ama hepimizin yapıtaşları hemen hemen aynı moleküllerdir. Uzmanlar, özellikle sindirim sistemindeki mikroorganizmaların kişiden kişiye farklılık gösterdiğini ve bunun doğuştan itibaren oluşmaya başladığını söylüyor. Bu mikroorganizmaların oluşturduğu “flora”yı hafife almamak gerek, çünkü bu flora besinlerden ne ölçüde faydalandığımızı belirlemekle kalmıyor bağışıklık sisteminin gelişimine ve başka vücut işlevlerinin gerçekleşmesine de önemli katkılarda bulunuyor.

İnsanlardaki bağırsak florası çok sayıda araştırmayla incelenmiş durumda. Elbette, memeli hayvanlar ve tabii ki konumuz olan kediler için de bu floranın yapısı önemli. ABD’deki Illinois Üniversitesi’nde yeni doğan kedilerin beslenme biçimleriyle gelişimleri arasındaki ilişkiyi ortaya koyan güncel bir araştırmayı size duyurmak istiyoruz. Tüylü dostlarımızın beslenmesi, daha doğrusu sağlığıyla ilgili bu araştırma veterinerlerin ve mama üreticilerinin ilgisini çekecek gibi görünüyor. Kediler etobur hayvanlar olduklarından onlar için en sağlıklı beslenme diyetlerinin yüksek protein içeren yiyecekler olduğu düşünülür. Günümüzde kediler için birçok alternatif mama bulunuyor. Bunların bir çoğu yüksek protein ve yağ içerirken az miktarda karbonhidrat içeriyor. Araştırma bunu sınamak için yapılmış.Araştırmaya sekiz dişi kediyle başlanmış. Bu kediler çiftleştirilmeden bir ay önce beslenmeye başlanmış. Kediler iki gruba ayrılıp bir grup yüksek protein ve düşük karbonhidrat içeren bir diyetle, diğer grupsa orta düzeyde karbonhidrat ve protein içeren bir diyetle beslenmiş. Kediler yavruladıktan sonra diyet sürdürülmüş. Yavrular sekiz aylık olduğunda annelerinden ayrılmış ve onlar da anneleriyle aynı diyetle beslenmiş.

30’dan fazla yavru kedinin zaman zaman bir araya gelerek birlikte oynamalarına, oyuncakları paylaşmalarına izin verilmiş. Bu kedilerden 12’si araştırmada kullanılmış. 12 yavru kediden alınan dışkı örnekleri detaylı bir şekilde incelenmiş. Öyle ki bakteri çeşitliliğini doğru teşhis edebilmek için bakterinlerin DNA’larına kadar bakılmış.Sonuçta farklı diyetle beslenen kedilerin sindirim sistemlerinde bulunan bakteri floralarının farklı özellikler gösterdiği bulunmuş. Yüksek protein çeren diyetle beslenen kedilerin barsaklarındaki proteini parçalayan bakteri miktarı daha fazla çıkmış. Diğer gruptaysa karbonhidratı parçalayan bakteri türlerinin sayısının görece fazla olduğu görülmüş. Bu zaten öngörülen bir sonuç.

Bunun yanı sıra karbonhidratça zengin diyetle beslenen kedilerin barsaklarındaki bifido bakterisi (sindirime yardımcı bir bakteri türü) miktarının belirgin biçimde yüksek olduğu görüşmüş. Bu bakterinin “ghrelin” denen bir hormon üretiminde önemli rol oynadığı biliniyor. Ghrelin’in büyüme hormonunun salgılanmasını uyardığı ve iştahı artırdığı biliniyor. Bifido bakterisinin aynı zamanda sindirim sisteminin sağlıklı olmasına katkıda bulunduğu biliniyor. İnsanlarda düşük miktarda oluşuyla yangılı bağırsak hastalığı arasında bir ilişki olduğu düşünülüyor.

Araştırmaya göre, laktik asit bakterisi olarak da bilinen lactabacillus miktarı da karbonhidrat oranı yüksek mamalarla beslenen kedilerde daha fazla bulunuyor. Bu bakterinin popülasyon sayısının yüksek oluşuyla bazı vücut işlevleri arasında olumlu bir ilişki olduğu biliniyor. Örneğin bu bakterinin salgıladığı leptin, tokluk hissi veriyor. Yine bu bakterinin salgılarının vücudun kolesterol düzeyini ayarlamasına yardımcı olduğu biliniyor.

Ne yerseniz osunuz” derler. Gerçekten de yediklerimizden oluştuğumuzu söyleyebiliriz. Ama hepimizin yapıtaşları hemen hemen aynı moleküllerdir. Uzmanlar, özellikle sindirim sistemindeki mikroorganizmaların kişiden kişiye farklılık gösterdiğini ve bunun doğuştan itibaren oluşmaya başladığını söylüyor. Bu mikroorganizmaların oluşturduğu “flora”yı hafife almamak gerek, çünkü bu flora besinlerden ne ölçüde faydalandığımızı belirlemekle kalmıyor bağışıklık sisteminin gelişimine ve başka vücut işlevlerinin gerçekleşmesine de önemli katkılarda bulunuyor.

İnsanlardaki bağırsak florası çok sayıda araştırmayla incelenmiş durumda. Elbette, memeli hayvanlar ve tabii ki konumuz olan kediler için de bu floranın yapısı önemli. ABD’deki Illinois Üniversitesi’nde yeni doğan kedilerin beslenme biçimleriyle gelişimleri arasındaki ilişkiyi ortaya koyan güncel bir araştırmayı size duyurmak istiyoruz. Tüylü dostlarımızın beslenmesi, daha doğrusu sağlığıyla ilgili bu araştırma veterinerlerin ve mama üreticilerinin ilgisini çekecek gibi görünüyor.

Kediler etobur hayvanlar olduklarından onlar için en sağlıklı beslenme diyetlerinin yüksek protein içeren yiyecekler olduğu düşünülür. Günümüzde kediler için birçok alternatif mama bulunuyor. Bunların bir çoğu yüksek protein ve yağ içerirken az miktarda karbonhidrat içeriyor. Araştırma bunu sınamak için yapılmış.Araştırmaya sekiz dişi kediyle başlanmış. Bu kediler çiftleştirilmeden bir ay önce beslenmeye başlanmış. Kediler iki gruba ayrılıp bir grup yüksek protein ve düşük karbonhidrat içeren bir diyetle, diğer grupsa orta düzeyde karbonhidrat ve protein içeren bir diyetle beslenmiş. Kediler yavruladıktan sonra diyet sürdürülmüş. Yavrular sekiz aylık olduğunda annelerinden ayrılmış ve onlar da anneleriyle aynı diyetle beslenmiş.

30’dan fazla yavru kedinin zaman zaman bir araya gelerek birlikte oynamalarına, oyuncakları paylaşmalarına izin verilmiş. Bu kedilerden 12’si araştırmada kullanılmış. 12 yavru kediden alınan dışkı örnekleri detaylı bir şekilde incelenmiş. Öyle ki bakteri çeşitliliğini doğru teşhis edebilmek için bakterinlerin DNA’larına kadar bakılmış.Sonuçta farklı diyetle beslenen kedilerin sindirim sistemlerinde bulunan bakteri floralarının farklı özellikler gösterdiği bulunmuş. Yüksek protein çeren diyetle beslenen kedilerin barsaklarındaki proteini parçalayan bakteri miktarı daha fazla çıkmış. Diğer gruptaysa karbonhidratı parçalayan bakteri türlerinin sayısının görece fazla olduğu görülmüş. Bu zaten öngörülen bir sonuç.

Bunun yanı sıra karbonhidratça zengin diyetle beslenen kedilerin barsaklarındaki bifido bakterisi (sindirime yardımcı bir bakteri türü) miktarının belirgin biçimde yüksek olduğu görüşmüş. Bu bakterinin “ghrelin” denen bir hormon üretiminde önemli rol oynadığı biliniyor. Ghrelin’in büyüme hormonunun salgılanmasını uyardığı ve iştahı artırdığı biliniyor. Bifido bakterisinin aynı zamanda sindirim sisteminin sağlıklı olmasına katkıda bulunduğu biliniyor. İnsanlarda düşük miktarda oluşuyla yangılı bağırsak hastalığı arasında bir ilişki olduğu düşünülüyor.

Araştırmaya göre, laktik asit bakterisi olarak da bilinen lactabacillus miktarı da karbonhidrat oranı yüksek mamalarla beslenen kedilerde daha fazla bulunuyor. Bu bakterinin popülasyon sayısının yüksek oluşuyla bazı vücut işlevleri arasında olumlu bir ilişki olduğu biliniyor. Örneğin bu bakterinin salgıladığı leptin, tokluk hissi veriyor. Yine bu bakterinin salgılarının vücudun kolesterol düzeyini ayarlamasına yardımcı olduğu biliniyor.

Hazırlayan:  Alp Akoğlu

İlk yorum yapan siz olun

cevaplayın

Posta adresiniz yayınlanmayacak


*