Kediden Dönenin Kaşığı Kırılsın!

 

 

 

 

 

 

 

Hayatıma giren bütün kediler hep bir taraflarıyla vazgeçilmezdiler. Onları fark ettiğim andan sonra meftun oldum hepsine teker teker. Belki bir gıdım da olsa bu yazıya sığdırmaya, yerleştirmeye çalışayım. Onlarla geçirdiğim anları, anıları, rüyalarımı aktarmayı deneyeyim. Fakat kedi dediğin başına buyruk, anısı da öyle hemen gelivermiyor insanın aklına. Çare, yavaş yavaş, usul usul beklemeyi becerebilmekte. Çare, kedi gibi yaşamakta. Başka çare olsaydı zaten, kediler onu da bulurlardı, merak etmeyin.

Hayat kedileri yok edemedi. Evrim sürecinden galip çıkmış bir canlı türünden bahsediyoruz. Sınanmış bir türden. Bugüne kadar hayatta kalmayı başardıysa devamı da gelir gibi. İnsanoğlunun kediye hayranlığı boşa değil. Köpeği eğitiyor, ama kedi teslim olmuyor. Bükemediği eli öpmek zorunda kalan insan, kedilere övgüler düzüyor yüzyıllardır. Yine de kedinin gözüne giremiyor. Minnet duygusu yok kedide. İpe sapa, zincire tasmaya gelmiyor, söz hiç dinlemiyor. Bugün tuhaf bir denge var aramızda, biz kedinin her dediğini yapıyoruz o bize teşekkür bile etmiyor. Evet, anlaşma bu. Kedi hep kazanıyor, onun zarı hep yedi yedi.

Kedileri düşleme yolculuklarım hep çok renkli geçmiştir. Neden düş derseniz, kediler en çok düşe gelir de ondan. Düş demek yola çıkmak demek. Düşten daha keyifli bir yolculuk bilmez kediler. Uyur uyanık hep düşler âlemindeler sanki. Düş kurmadan önce ne yapılır? Rahat bir koltuğa uzanıp, yayılınır. Tıpkı kedinizin yaptığı gibi. Öyle bir yayılır ki adeta bütün kaslarını bırakıvermiş. Rahatlığı mı çevikliğinden, çevikliği mi rahatlığından gelir bu hayvanın bilemezsin.

Umursamazlıkları bile tek başına yeter onlarla ilgilenmem için. İnsanla alay eder, hatta onu aşağılar tavırları belirgindir. Sen ona mama verdin diye, o mamayı hemen yemez örneğin, canı çektiğinde yer. Eve misafir geldiğinde,  köpekler gibi bütün numaralarını da saçmaz ortaya. Göstermez amcalara bir yerlerini. Yeni geleni merak eder ve onu tanımak için uygun zamanı  beklerken, çaktırmadan yanaşır merak nesnesine. Sonra yavaş yavaş burnunun ucuyla koklamaya başlar. Kimlik sormadan kimliğini öğreniverir. T.C. kimlik no kullanmadan kaydeder seni. O anda beğendi beğendi, beğenmedi, kölesi olsan sevmez artık seni.

Birinci katın penceresinden kedilere seslenip, elimdeki sigarayı sallayarak oyunlar oynardım bir zamanlar. Gecenin karanlığında, sigaranın ateşi muhteşem şekiller çizer, yazılar yazar ve kaybolurdu boşlukta. O karanlıkta fosforlu ve kanserli ışık, dönüp dururdu sokaktaki kedilerin gözlerinde fırıldak gibi. Onlar da anlayamadıkları bu ışığa takılıp kalırlar, gövdeleri beton döker, kafaları sürekli daire çizerdi. Bir süre sonra hipnoz başlardı. Artık dünyada, bir adam, bir kedi ve bir ışık kalırdı sadece. İşte muhteşem üçlü. Kediler “cin gibi” olduklarından öyle kolayla hipnoza gelmezler. Ufacık bir tıkırtı, çatırtı, pıtırtı, korna, hipnozdan çıkarırdı onları. Kontrolü kaybettikleri bir durumdan nefret ederler çünkü. Yine de gözleri sigara ışığında kan çanağı olmuş gibi gelirdi bana. Teselli işte.

Karşıdan karşıya geçiyordu. Tam kaldırıma patisini atarken, “Pisi.. pisi.. pisi…” diye seslendim. Sağ patisi ayakta, öylece kalakaldı. Sesin geldiği yöne baktı. Beni görünce bir an durakladı ve sonra yoluna devam etti. Kediler aslında hemen hep kaldıkları yerden devam ederler. Onları kısa da olsa şaşırtmayı çok severim, yollarından etmeyi, istediklerini vermemeyi, oynamayı… Orda seslenmeye devam etsem, bir süre patisi havada öyle kalırdı. Kedilerdeki merak duygusu, akıllarının hep arkada kalmasına sebep olur. Zaten başlarına ne gelirse o meşhur meraklarından gelir.

Kedilerin her hali komiktir. Çünkü onlar hayatla dalga geçerler her fırsatta Bu kadar sıkıcı bir hayattan da ancak dalga geçilerek kurtulunur. İnanılmaz çeviklikte bir bedene ve müthiş bir zekaya sahiptirler. Bu ikisi bir araya geldiğinde, duvara konmuş sineği yakalamak için 1,5-2 metre sıçrayabilirler. Bunu defalarca yineleyebilirler. Sahip oldukları güçle, uğraştıkları amaç genellikle çok tezat ve komik olur. Fakat kediler bunu umursamaz. Muktedir olmak onlara yeter de artar bile.

Bir kedi sabah sabah ardıma düştü, beni takip ediyor. Bir bakıyorum simsiyah, boynunda bembeyaz bir madalyon taşır gibi taşıyor beyaz tüylerini. Şimdi bunu yatırıp karnını kaşıyarak sevmeyeceksin de ne yapacaksın!… Hep işe geç kalıyorum bu güzellikler yüzünden. Dayanamayıp onları sevmekten kovulacağım ya da adım sapığa çıkacak bir gün. Üstelik kötü bir bahane, “Yolda şahane bir yumak gördüm patron, severken zamanın nasıl geçtiğini bilemedim!…” Hangi patron kaç kere kabul eder bu şapşal bahaneyi!? Annen bir kere ölür, baban da, halan da, o halan değil öteki vardı ya hani!? Sonunda bütün ailen ölür, fakat sokaklardaki kediler hiç bitmez ve sen sürekli geç kalırsın.

Tom ve Jerry’nin Tom’u, şanssız bir kedidir, çünkü karşısında dünyanın en zeki faresi vardır. Dolayısıyla Tom’un başına gelen kimsenin başına gelmemiştir. Tavayla kafasına vurulur, olmadı fare kapanı kuyruğunu kıstırır, olmadı elinde bomba patlar, o da olmadı arabanın altında kalır, paraşütü açılmaz, çöp kovasına atılır, kapıyı suratına çarparlar ve yüzü dümdüz olur, süpürgenin sapı kafasına çarpar, sahibi hep onu azarlar, hiç inanmaz falan. Bizse onun düştüğü bu durumlara güleriz. Çünkü ona ihtiyacımız var. Tom’dan, bizi güldüren bu kediden vazgeçemeyiz. Bu saatten sonra kediden dönemeyiz. Genelde evlerimizdeki kediler Tom kadar şapşal olmadığından, onlara pek gülemeyiz. Tom galiba bu boşluğu dolduruyor.

Bir arkadaşım kedisi Keyif için, “Onunla kim ilgilenmezse gider onun yatağında yatar.”, demişti. Nasıl geçeceksin şimdi bu güzellikleri, nasıl unutacaksın, nasıl mıncırmayacaksın?… Her şeyi pekâlâ anlıyorlar. Güzel oldukları kadar küstah, küstah oldukları kadar da duygusallar. Aynı zamanda neye ihtiyacımız olduğunu anlayıp, özellikle onu vermemeyi de pek seviyorlar. Bir kediyi başka bir şeye dönüştüremezsiniz ama, bir insan ölene kadar şekilden şekile giriyor. Çok güçlü karakter yapıları var, belki bütün dünyada kedilere saygı duyulması bu yüzdendir.

Yağmur yağdığında etrafta pek kedi göremezsiniz. Hemen hepsi arazi olmuşlardır. Sudan nefret ettikleri kadar, başka neden nefret ederler acaba?… Islanmamak için her şeyi yapmaya hazırdırlar. Kışın köpeklerini gezdirenlerin saatleriyle, sokak kedilerinin çöplere giriştikleri saatler çakışıyor. Bu yüzden kediler arazi, çöpler yalnız… Köpeklerse sürekli burunları çöplerin içinde, denizaltı gibi araştırıyorlar. Aniden bir köpek burnu kedi ile karşılaştı bir gece. Kedi kaçmadı ve bütün tüylerini kabartarak belini kamburlaştırdı. Köpeğin burnuna patisini çakmak için hazırdı. Köpeğin sahibi zincirinden çekti ve köpek aklı ve kafası arkasında kalarak karanlıkta kayboldu. Kaçmayan kediler her zaman çok etkileyici geliyor bana. Hem çok tehlikeli, hem çok estetikler. Cazibe, bu ikisinin şahane bileşiminde.

Kedi size; “Bu gün ne kadar yakışıklısınız!…”, “Bu ne güzellik!…”, “Elbiseniz çok yakışmış!…”, “Saçınız ne güzel olmuş!…” “Son verdiğin mama şahaneydi!…” “Beni ne kadar çok seviyorsun!…” vs. demez!… Yine de ona bozulmazsınız, kızmazsınız, sitem etmezsiniz. Demek ki bize ‘kedi çekecek’ birileri lazımmış. Bu kavramı şimdi buldum. ‘Kedi çekmek’!… ‘Köpek çekmek’ten uzak bir kavram. Zamanla içi dolar sanırım. İnsan bunu bulmakta gecikmiş gibi geldi bana, şu an itibarıyla. Kedi bize zaten bunu yapıyordu, kedi çekiyordu, biz yeni anladık galiba.

Yağmur yağacakmış gibi iki saat suratını salladı o gün, sonra da iki döktü gitti. Ardından sokağa çıktım. İki arabanın arasından geçerken, benim “Pisi.. pisi.. pisi…”lerime kulak kabarttı bir kül dişi. Dondu kaldı. Sağ kulağını bir ileri, bir geri oynatıyor ben “Pisi.. pisi…”, dedikçe. Bir iki dakika bu ritueli yaşıyoruz. Onu görmediğimi sandığı anda patisini tam atacakken, “Pisi.. pisi…”, diyorum ve tekrar kaskatı kesiliyor. Kafasını kaldırıp bana bakmıyor bile. Aramızda bir yasak aşk, ne kaçıp kurtulabiliyoruz, ne kavuşup mutlu olabiliyoruz. Bizim payımıza düşen de bu anlaşılan. Kimse görmüyor bizi, ta ki bu yazıya kadar.

“İyi insan, gülüşünü sevdiğiniz kişidir.” der Dostoyevski. Kedilerin de gülüşü vardır. Dikkat eder ve zaman ayırırsanız mutlaka yakalarsınız. Kedi gülüşü muhteşemdir. İroniktir, öyle sulu stand-up gülüşlerine, neye güldüğünü bile unuttuğun gülüşlere benzemez. Derindir. Her kedinin gülüşü kendine hastır. Hatta bazıları “Gülmeyi de bir kedi bulmuş.”, derlerse de inanmayın. Kediler o şahane bıyıklarının altından ve gözlerinin içinden gülerler. Soğuk, aristokrat, biraz hınzır, biraz şakacı, biraz çapkın bir gülüş. “İyi kedi, gülüşünü sevdiğiniz kedidir.”, diyebiliriz sanırım, Dostoyevski kızmaz.

Ayakkabılara işeyen bazı kediler, genellikle bunu yapmadan hemen önce cezalandırılmışlar ya da bir saldırı tehdidi algılamışlardır ve öç almak için bu davranışı sergilerler. Öç alma duygusu yalnızca insanda ve kedide mevcuttur der bilim adamları. Oysa insan, “Ona mama verip bakmama rağmen, gelip ayakkabılara işedi.”, der. Kediyi nankörlükle suçlar. Aslında insanoğlu nankördür, kedi değil. İnsan nankör olduğu için, kedideki yüzlerce vasıftan sadece nankörlüğü görür. “Senin yaptığını kedi yapmaz”, diye konuşurlar aralarında. Oysa kedi insana bir kulp bile takmamıştır.

Sokaktaki kediler, elinde bir şey yoksa senle ilgilenmiyorlar bile. Poşete ve sesine bağımlılık geliştirmişler. Acep içinde ne ola ki!? Akşam yemeğinden artan etlerle kuru mama karıştırılıp sokak kedilerine götürülür. Nazlı nazlı yaklaşırlar yiyeceklere. Senin biraz uzaklaşmanı beklerler Güvenlik çemberlerini daraltmadığınız sürece uzaktan sevebilirsiniz. Sonra yemekleri mideye indirmeye başlarlar. Birkaç lokmada bir, sana kontrol bakışı atarak bitirirler yemeği. Sonra yalanırken suratına, “Biftek biraz sert olmuş ama, neyse bu seferlik ayağın alışsın diye seni affediyorum.”, der sokak kedisi üç renk.

İnsan rüyalarında da vazgeçemiyor kedilerden. Bilinçaltını üstüne getirir kediler bazen rüyanda. Bir ara kısa bacaklı, uzun tüylü komik kediler giriyorlardı rüyalarıma. Unutamayacağım anılar, rüyalar var kedilerle başlayıp biten. Bir rüyam çizgi film tadındadır. Sarman kulak, sarman kuyruk, gerisi beyaz bir erkek kedi, suratıma bakarak konuştu ve “miyav miyav”layıp gitti. Ardından gözü morarmış fare girdi salona. Boks yapmışlar, ısırmak yok sadece yumruklar konuşacak demişler. Aralarında geçen boks maçını anlatıyor bana, homurdana homurdana. Basmış farenin kuyruğuna, kaçamayınca vurmuş hayvanın gözüne gözüne. Al sana rüya, yorumla yorumlayabilirsen!?

Bir gece rüyamda, şehrin bütün kedileri ardımda, fakat ben “Fareli Köyün Kavalcısı” değilim. Rüyamda da değilim aslında. Rüyamda rüya görüyorum, size de oluyordur. Ardımdaki kedi kuyruğunun sonu görünmüyor. O derece yani. Masala göre kuyruğun fare kuyruğu olması gerekmiyor muydu!? Çekip aralarından bir tanesini konuşuyorum. Beni dinlerken horlamaya başlıyor, artık ne kadar sıktıysam! Sonra bu durumu fark edip konuşmayı bırakıyorum. Düşünsenize rüyamda kedilerle, farelerle konuşuyorum. Her fırsatta kedi ve kedi çağrışımları sarmış etrafımı.

Rüyada kedi görmek ne demek acaba? Sarı pazar fileleri içinde kediler gördüm. Uyuyorlardı sanki. Sonra filelerimi kesip onları serbest bıraktım. Tuhaf tuhaf rüyalar görüyorum. Kedilerin hayatımda kapladıkları alan rüyalarımı da ele geçirmeye başladı. İtiraf ediyorum, ben sadece kedilere açık olmak istiyorum, rüyalarımda bile. Gece uykuda sil baştan, yaz baştan yapıyorum: Ke, ee, de, ii…

İnsan hep geleceği bilmek istiyor, kahve fallarından fantastik kitaplara kadar bu böyle. Bana hep kediler geleceği biliyorlarmış, hatta oradan gelmiş gibi gelirler. Şimdilik bunu bizden saklıyorlar. Zamanı gelince açıklayacaklar. Kediler her deliğe girerler, hiçbir tabelaya ve kurala uymazlar. Bir kedinin üstünü çizemezsiniz, illa bir yerden çıkartır kafasını. Kediler oyuncudur doğuştan, hem de tiyatroculardan daha oyuncu. Hep bireyseldirler, hep kendilerine özgü… Sürüyle hep alay etmişlerdir diye düşünüyorum. Benzersizdirler. Kedilere hep sadık kaldım. Bir tarafın hep sadık olması lazım, öyle değil mi?…

Hâlâ aranızda kediden dönen kaldıysa, başka kaşık yok ona göre!… Kabullenme zamanı çoktan geldi geçti bile. Bir kedi sensiz de anlamlıdır ama, sen bir kedisiz anlamsızsın.

Tarhan Gürhan (=;;=)

tarhang@gmail.com

İlk yorum yapan siz olun

cevaplayın

Posta adresiniz yayınlanmayacak


*