Kedi Hali…

 

 

 

 

 

 

 

Çimenler hep ıslaktı bu sabah. Patilerim yetmezmiş gibi göbeğimin tüyleri de ıslandı ama yinede koşmanın zevkinden vazgeçmedim. Çimenleri seviyorum ama en çok ta (sanki sözleşmişiz gibi) her sabah aynı yerde beni bekleyen arıyı seviyorum. Biz kedilerin avcı olduğunu söylerler, oysa her sabah tombul patilerimi gökyüzüne doğru uzatarak zıplamam arıyı yakalamak için değil; onunla aynı tabiatı paylaşmamızı kutlamak için… Aynı çimene, gökyüzüne ve toprağa sevinmemizin bir dansı birlikte yaptığımız tüm bu cilveleşmeler. -Şerbeeeet…şerbet dedim….. Evimizin camının dışına oturmuş bana göz kulak olan MAMMA, bütün hep bu şekilde seslenir bana.,Başının tüyleri upuzundur,herkese kızma ve herkesi öpme yetkisi sınırsızdır. Annem RAMSES-ki bembeyaz tüylü güzel bir İran kedisidir- Mamma’nın her seslenmesinde onu dinler ve koşarak yanına gider. Ben sadece ‘şerbet mamma ‘ dediği zaman giderim, tabii ki ona söylediği başka bir ismi var; ama ben onun mamma deyişine ve verişine hayranım. O benim için MAMMA. Mamma, evdeki en büyük kedi sayılan hatta artık aslan olma yolundaki diğer kişinin de annesidir. Benim için O’nun ismi herkesin ona seslendiği gibidir ‘YAVUZ’. Çünkü bu güzel evde sürekli ya Şerbet diye seslenilir ya da Yavuz diye ve ikimizde sadece mamma söz konusu olursa seslenildiğinde hemen gideriz. —Şerbet dediimm… Durup baktım ve çok azıcık düşündü ıslak çimenlerden vazgeçip pencerenin dışında oturan Mamma’ya koşupta onu sevindirsem mi diye… dedim ya çok azıcık düşündüm ve tam tersi yöne koşmaya başladım. Sanki içimde hiç durmadan bir top varmış gibi, ben o topu yutmuşum ve ne zaman, nereye zıplamak isterse ben ona engel olamıyormuşum gibi hareket ederim. Bu durum Mamma’yı çıldırtıyor tabii, ama onunda her zaman bir B planı vardır, içeriye dönerek; –Yavuz koş şunu yakala ne olursun.. aldı başını gidiyor yine. Ramses kızııım gel sen annem, aferin kızıma benim. Epey uzaktan bir an durdum ve dönüp baktım ‘aman Yavuz çıktı ve geliyor’ Tam hız koşmaya devam ettim. Artık çimenlerden ıslanmam hiçte umrumda değil; göbeğimin ıslanması evet o apayrı bir konu. Biraz bacaklarım kısa, birazda göbeğim pofuduk olabilir ama asla ŞİŞKO değilim! Bunu kabul etmiyorum. Mamma’ya anne diyen ve artık sadece arada bir evimize gelen bir kişi daha var ki; O’da hem benim hem de Yavuz için ABLA’dır. Mamma ona -annem Ramses’e olduğu gibi- bir sürü cicili bicili isimler söyler. O, annem Ramses gibi utangaç değildir. Ramses sevildiği zaman mahçup mahçup bakar mavi gözleriyle, Sonra usulca süzülerek sakin bir köşeye çekilir. Abla ise Mamma onu sevdikçe, daha çok sevilecek ve kendisine baktıracak şeyler yapar. Mamma çok neşeli olur O geldiğinde. Beni,Ramses’i ve başka her şeyi unutur, hiç uğraşmaz bizimle. Ama Abla bana ‘ şişko şero’ demeyi hiç unutmaz. Şişko değilim ben, göbeğim çimenlere değiyorsa pofuduk olduğu içindir! –Şerbet baakk…bak Şerbeettt!!! Yavuz her zaman ilginç şeyler bulur ve hep benimle paylaşır. Bensiz oynadığını hiç görmedim. Bazen sırf O birazcık eğlensin diye onun oyunlarına katıldığım oluyor ama bir yere kadar artık. Salladığı bir oyuncakla veya yerde sürüdüğü bir iple, kendi başına oyun oynamayı öğrenmeli artık.

Buyrun bakalım; ben tam sabah gezintime kendimi kaptırmışken yine bir ip parçasını sallayarak beni oyuna davet ediyor. Off, bu çocuk hiç sıkılmıyor mu bu oyunlardan? Kırmak istemiyorum, bir sürü sıkıntılı durumdan kurtardığı oluyor beni. Neyse.. azıcık oynatayım şunu.. –Şerbet gel oğlum bakk.. bak ne varmış? Çok şaşırmışım gibi yaparak ipe yaklaştığım da, çok seviniyorlar nedense.. neyse yine öyle yapayım bari. Hop hop bir dur Yavuz bırak yaa.. madem yakaladın, kucaklarken yavaş ol parmaklarını göbeğime batırma! Hemen en kısık sesli acıklı miyavlayışımı kullansam da, artık kurtuluşumun olmadığını Mamma’nın kucağına verildiğimde anlıyorum. Ne zaman eline geçsem, Mama beni evire çevire öper; çenemi,gıdımı, göbeğimi ve patilerimi.. Bazen itiraz ederim ama O hemen alternatifler üretir; tüylerimi fırçalar ya da kucağında gezdirir.Turuncu renkleriyle beni son derece cezbeden balıklara götürür ve onlara yem atarken, balıkların sudan evine patimi sokmama izin verir (uzun zamandır uğraşmama rağmen balıklara patilerimle dokunamamam ise çok derin bir konu, ona sonra geleceğim) Kuşlara götürür ve O, kuşlarla konuşurken kuşların telli evlerine patimi sokmaya çalışmama izin verir. Kuşlar demişken; onlar benim için ayrı bir merak konusudur. Her günümün birkaç saatini onları incelemekle geçiririm. Ramses pek ilgilenmez onlarla, pek gürültücü bulur. Varlıklarından hiçte memnun değildir ama her zamanki hanımefendi tavrıyla, arada bir kuşların telden evine uzanır ve derin derin bakar. Bakışlarıyla onlara ‘size katlanıyo rum ve sizin de benim kadar sessiz olmanızı istiyorum’der. Fakat onlar değişik canlılar, ne Mamma’nın kucağına giderler ne de Yavuz onları iple oynatmaya çalışır. Evlerindeki aynalarında kendileri ile konuşmak ve –ağzıma bile sürmeyeceğim-mamalarını yemekten başka tek bildikleri bağırmaktır. Benim için konulan yasakların en başında gelen –ki hiç anlam veremediğim şey-saksıya çişimi yapmamdır. Benim çişimi bile yapmama izin verilmeyen saksıda yaşayan kocaman bir ağaca takılıdır kuşların evi. Evimizin en güzel köşesi ayrılmıştır ağızlarının tadını bilmeyen bu kuşlara. Birkaç kez arkadaş olmaya çalıştım, yaklaşıp yanağımı sürmek, patimle vurup şakalaşmak istedim ama; öyle bir bağırıyorlar ki hemen ardından; –Şerbbeeett !!! Şerbet hayııırr !! Hayır denilen şeyden vazgeçtiğimi kanıtlamak için, hemen oradan başka yasaklanmış şeyi yaparım ki; ilk hayır uyarısını unutturabileyim diye.. Bu panik halinde koşuşum arkamda bıraktığım bir takım gürültülere neden olur zaman zaman. Bu benim için hiçte kötü bir şey değildir. Çünkü Mamma devirip döktüklerimi toplarken artık beni kovalamayı unutur. Ama emin olun ki tüm bu curcunadan en çok etkilenen Ramses’tir. Bana her ‘hayır’ diye bağırılışında, Ramses yattığı yerden kalkar ve kaçar, seni seviyorum RAMSES…

Yeşim Uludağ

İlk yorum yapan siz olun

cevaplayın

Posta adresiniz yayınlanmayacak


*