Ehlen ve Sehlen!

 

 

 

 

 

Bir tarafta Antik çağdan günümüze hala sırlarını koruyan ünlü Giza Piramitleri diğer tarafta Osmanlı dönemine kadar uzanan eserleriyle Nil Nehri’nin kıyısında bir şehir… Kahire…Bundan tam 5 bin yıl önce Nil Vadisi’nde kutsal sayılan atalarımın yaşadığı ülkede, Mısır’dayım… O zamanlar bu topraklarda yaşayan insanlar tarımla uğraşırlarmış. Gel zaman git zaman ekip biçtikleri ürünlerini sakladıkları ambarlarda fareler ve haşareler o kadar artmış ki bu durumla baş edemez hale gelmişler. İşte çaresiz insanoğlunun imdadına atalarım olan “kahraman kediler” yetişmişler! Evet, biz kediler fareleri ve bilimum haşereyi yakala yarak insanları büyük bir problemden kurtarmışız. Kısa sürede de verdiğimiz bu onurlu hizmet nedeniyle firavun tarafından “üstün yaratık” ilan edilmişiz. Tabi ki de sadece fare yakaladıkları için önemli olmamış atalarım; Mısır’da yaşayan bütün kedi akrabalarım firavunun olduğu için biz kedileri incitmek, öldürmek, canımızı yakmak çok büyük suç olarak kabul edilmiş. O dönemdeki inanışa göre biz miyavladıkça evlerin içi kedi tanrıça Bastet’in hediyesi olan “neşe” ile dolarmış… Bütün bunlar doğru mu yanlış mı bilemem ama bizim turuncu saçlı kadınla fotoğrafçı adamın evine varlığımla neşe getirdiğime eminim. Mauuu!

“Ehlen ve sehlen”

Bir tarafta Antik çağdan günümüze hala sırlarını koruyan ünlü Giza Piramitleri diğer tarafta Osmanlı dönemine kadar uzanan eserleriyle Nil Nehri’nin kıyısında bir şehir Kahire. Turuncu saçlı kadından duyduğuma göre, 1979 yılından beri UNESCO Dünya Mirası listesinde bulunan Kahire, hiç bitmeyen enerjisiyle Afrika ve Ortadoğu’nun en kalabalık şehriymiş

 

 

 

 

 

“Evet, biz kediler fareleri ve bilimum haşereyi yakalayarak insanları büyük bir problemden kurtarmışız.”Uçaktan inip, şehre ilk adım attığınızda şehrin kalabalığı, gürültüsü karşılıyor sizi… Havalimanından bindiğiniz takside ilk duyduğunuz cümle “ehlen ve sehlen” oluyor: Yani Hoş geldiniz! Onca belgeselde izlediğiniz, kitaplarda okuduğunuz Nil Deltası’na kurulu gizemli hayatın içine girivereceğinizi  dahası kahraman kedileri göreceğinizi sanırken birden hayal kırıklığına uğruyorsunuz ilk anda… Sizin de gerçekleştirmek istediğiniz hayallerinizdense buralara gelip görmek, bırakın yaşadığınız o hayal kırıklığını atın bir kenara… Firavunlar sizi bekliyor çölde bir fincan nane çayına! Hem belli mi olur birkaç akrabam da neşe kaynağı oluverir bu yolculuğunuza!Gümüş eşyalar, sokaklara taşan baharat kokusu, Mısır dokumaları, sfensk heykelcikler, hediyelik nargileler, sedef işli kutular, papirüsler…Kahire’nin özellikle gelen turistler için en ilginç yerlerinden birisi Khan El-Khalili Çarşısı. İlk inşa edildiğinde “Osmanlı Çarşısı” olarak anılan Khan El-Khalili Çarşısı, daha sonra bu adı almış. Sokaklara taşmış tezgâhlarda ne ararsan var! Gümüş takılar, dokumalar, minik piramit, sfensk heykeller, nargileler, sedef işli kutular, papirüsler… Bizim fotoğrafçı ile turuncu kafanın tek şikayeti satış yapmak için uğraşan ve bu uğraşlarıyla rahatsız eden satıcılar oldu. Bense hareketsiz raflarda öylece duran “kahraman kedilere” takılıp kaldım. Neden sesleri çıkmıyor? Neden onca patilememe rağmen kıpırdamıyorlar? Çarşı’nın sokaklarında dolaşırken burnunuza gelen aromalı tütün kokusunu takip ettiğinizde şehrin en meşhur kahvesine ulaşıyorsunuz: El Fişavi Kahvesi. Minik tabureler, renk renk dizilmiş nargileler ve duvarlara asılı ahşap, işlemeli çerçeveleriyle aynalar… Ne çok renk, ne çok insan, ne çok ayna var burada… Yerli halk ile yabancıların belki de en çok kaynaştığı yer burası olsa gerek! Turuncu saçlı kadın elmalı nargile ve mis gibi taze kokan nane çayının buranın vazgeçilmez ikilisi olduğunu söylüyor. Ama yok siz de fotoğrafçı adam gibi çay ya da nargile içmeyenlerdenseniz şöyle koca bir bardak karışık meyve suyu hazırlatın kendinize. Nil Vadisi’nde yetişen birbirinden lezzetli portakal, mango, incir ve özellikle de guava denilen buraya özgü armut ile hazırlanan meyve suları harika birer serinletici…Antik Mısır’ın izinde: Kahire Müzesi, Giza Piramitleri, Eski Kahire…Hani size anlattığım atalarımın ve onları kutsal ilan eden firavunların izini sürmek için ilk adres Kahire Müzesi. Yaklaşık 136 bin eserin sergilendiği Kahire Müzesi’nde yedi bölüm var. En ilginç olanı Mumya Odası ve Tutankamun’un mezarından çıkarılan eserlerin olduğu bölüm. Kahire’de olmak okuduklarınızın, izlediklerinizin sağlamasını yapmak gibi… Önce müzede Mısır hakkında birçok şey öğrenip sonra Tahrir Meydanı’ndan bir taksiye binip Giza’ya doğru koyuluyorsunuz yola… Ve işte oradasınız!Üç ünlü piramit: Keops, Kefren ve Mikerinos. Dünyanın yedi harikasından tek ayakta kalan eser 145,75 m. yüksekliği ile Keops Piramiti işte tam karşınızda şimdi. Yanında Kefren ve Mikerinos. Piramitlerin hemen yakınında en az onlar kadar etkileyici firavun kafalı, aslan gövdeli sfenks… Her sabah güneş tanrısı RA’yı selamlayan, piramitleri koruyan muhteşem eser…Eski Kahire şehrin güneyinde bulunuyor. Mısır’ın Babil’i sayılan Roma Kalesi’nin içine inşa edilen Eski Kahire, Kopt Cemaati’nin Kahire’deki en önemli merkezi olarak biliniyor. Burada çok sayıda kilise ve sinagog var. Tabule, babaganuş, humus, felafel… Mısır mutfağının vazgeçilmezleri.

 

 

 

 

 

 

Mısır mutfağı çok renkli; her ne kadar biz kedilere hitap etmese de baharatın envai çeşidi, mezeler, bol meyve ve kebap… Şöyle göz ucuyla baktığım kadarıyla masaya önce minik meze tabakları getiriliyor. Buraya özgü peynirler, salata, humus, tabule, felafel, babaganuş… Fırından yeni çıkmış gobit ekmeklerle başlanılıyor atıştırmaya. Daha sonra bol baharatla marine edilmiş etlerle hazırlanan kebaplar pişiriliyor. Mısır mutfağının vazgeçilmezi baharatlar ve tahin. Bu ikili hemen her yemekte kullanılıyor. Çorba sofranın olmazsa olmazı. Özellikle mercimek çorbası bizim evde rastladığımdan, en tanıdık geleni…Ve işte bizler için esas yemek deniz ürünleri. Akdeniz ya da Kızıldeniz’den çıkan ve ızgarada pişirilen balıklar enfes… Güneş battı, hava karardı şimdi Nil’de akşam sefası…Kahire’de kahveler, restoranlar geç satlere kadar açık. Burada mesai sabah saat 10’da başlayıp öğleden sonra 15’te bitiyor. Sonra mı? Sonra sandalyeler atılıyor kapı önlerine, nargileler, çaylar, kahveler içiliyor, sohbetler ediliyor uzun uzun… Güneş batıp, hava kararınca Kahire’de en kalabalık yer Nil kıyısı… Havanın serinlemesini fırsat bilen halk soluğu nehrin kıyısında alıyor. Felukalarla Nil’de geziye çıkılıp, geç saatlere kadar eğlenceler yapılıyor. Nil’de düğün en büyük eğlence… Kadınlar, çocuklar, konu komşu teknelere binilip Nil’de bir uçtan bir uca geziliyor, oyunlar oynanıp, şarkılar söyleniyor.Kahraman kedileri göremedim, neşe tanrıçasını da… Ama olsun bir zamanlar atalarımın burada yaşadığını bilmek, onlarla ilgili efsanelere kulak kabartmak, akşam serinliğinde Nil kıyısında şekerleme yapmak çok iyi geldi bana.

Yazı: Yeşim Özcan yesimcim@yahoo.com Fotoğraflar: Murat Solakoğlu msolaks@yahoo.com

İlk yorum yapan siz olun

cevaplayın

Posta adresiniz yayınlanmayacak


*