Ankara ve Van Valilerine Hükümdür ki!

Ankara Kedisi de Van kedisi gibi bembeyaz tüylere sahiptir. Tüyleri bembeyaz ve uzundur,  belki de Van kedisi Ankara kedisi soyundan gelip uzaklara göç edip gölün mavi rengini gözlerine yansıtmış olabilir. Kim bilir? Van adı geçtiği zaman bu şehirle ilgili ilk akla gelen şeylerden birisi Van Kedisi adıyla maruf kedi cinsidir. Bembeyaz rengiyle birlikte renkli gözleri kediseverleri olduğu kadar kedisever sınıfına dâhil olmasa da birçok insanı bu kediyi gördüklerinde tüy ve göz renginin etkisiyle hayranlık ve tebessüme sevk eden bir kedi cinsidir Van Kedisi. Şehriyle anılan kedilerden Ankara Kedisi de Van kedisi gibi bembeyaz tüylere sahiptir. Tüyleri bembeyaz ve uzundur,  belki de Van kedisi Ankara kedisi soyundan gelip uzaklara göç edip gölün mavi rengini gözlerine yansıtmış olabilir. Kim bilir? Van kedisi Ankara kedisinin tüylerine ve beyazlığına neden gıpta etmes, elbette bu durumda Ankara kedisi de onun göz rengine gıpta edebilir. Ankara sokaklarında Ankara kedisi pek görülmez. Ankara’nın bu tüylü kedisinden ziyade keçisi meşhur olmuştur. Para pul işi keçi de olsan şöhreti yakalamak kolay.

Bir kedisever olarak gönül isterdi ki yerel idarecilerin şehrin özelliklerinden birini temsil eden bu evcil hayvanlara karşı muhabbeti olsun. Bir gün de televizyon karşısına veya resmi bir toplantıya kedileriyle katılsınlar. Belki de Van ve Ankara şehirlerinin vali ve belediye başkanlarının şehirleriyle bütünleşen kedileri vardır bu bizim gözümüzden kaçmıştır. Elbette düne kadar, sokakta yaşayan köpekleri en acımasız itlaf yöntemleriyle ortadan kaldırmış zihniyetin hâkim olduğu at mosferde seçilmiş veya atanmış bürokratın hayvanlara karşı muhabbeti olması, olsa bile bunu göstermeleri beklenemezdi. Eski itlaf yöntemleri ortadan kalktı hatta hayvan barınakları kurulmaya başlandı. Buraların hali pek iç açıcı olmadığı için hayvan barınağı ziyaretleri de yerel idarecilerin tercihleri arasında değildir.

Kediseverliğiyle bilinen idarecilere dair pek bilgim yok. Edebi metinlere yansıyan kediler acaba tarihçilerin temel kaynaklarını bulunduran arşivlere ne derece de yansımıştır diye düşünüp araştırırken Osmanlı arşivinde daha çok Kediören, Kediler, Kara Kedi Mahallesi, Kara Kedi Mescidi, Kara Kedi Dergahı (camii, evkafı, postnişini) vb. kedi adı geçen yer isimlerinin zikredildiği belgeler bulunmaktadır. Bunun yanı sıra Kedioğlu Aliş, Kedi Veli, Keditartanzade gibi lakaplara da rastlanılmıştır.  Mesela Kedi Veli, İçel civarında Demir Ali’nin kızını kaçırmak suretiyle belgelerde zikredilmiş.(1861) Bu kadın kaçırma meselesi Ali Kedi Veli yi de belgeler arasına sokmuş.(1863). Kedioğlu Aliş de pek makbul bir adam sayılmaz, aldığı cezayla arşive konu olmuştur.(1867) Keditartanzadeler ise Karaman civarından belgelere girmişler. Kuduz kedi ısırması vakaları da kedileri tarihin aktörleri arasına sokmuş. Kuduz bir kedi tarafında ısırılan İmam Abdürrahim ve oğlu Saim tedavi gördükleri hastaneden canları sıkılmış veya iğneden korkuyor olmalılar ki kaçmışlar, ama Osmanlı zaptiyesi bu kaçmak kolay değil bulunup tedavileri tamamlanmış tabiî ki.(1906). Bir de katalog kayıtlarına “kendi” yerine yanlışlıkla kedi şeklinde yazılmış belgeler de bulunmaktadır.

Bütün bu belgeler arasında kedi tarihi açısından Van ve Ankara valilerinin saraydan istenildiği anlaşılan kedilerle ilgili yazışmaları en dikkat çekici olanlarıdır. Burada saraydan kedi istenmesine rağmen fermanın ilgililer tarafından yanlış okunarak, şehirlerinde ne kadar “gidi” varsa bulup gönderdikleri şeklinde anlatılan muzip bir hikâyenin varlığını da zikretmeden geçmek olmaz herhalde. Yazının gönderildiği görevli, fermanı eski yazının okunurken karıştırmaya müsait yazımımın azizliğine uğrayarak veya dervişin zikri neyse fikri de odur deyimiyle ifade edilebilir bir bürokrat olma ihtimalinden kaynaklanan yanlış okuma yapmış olabilir. Biraz muzip olan okuyucularımıza saraydan kedi istenmesi hadisesi ilk önce akla bu hikâyeyi getiriyordur.  Bu hikâyedeki gidi “seni gidi seni” ifadesindeki masumiyeti içermiyor. Bu “gidi” kelimesi ahlaksız, pezevenk gibi anlama da geliyor. Hikâyedeki gidiler bu türden. Bu vakanın gerçekten yaşandığını zihnimizde karikatürize ederek canlandırdığımızda sultanın da bu işten hoşlanmayıp ilgilileri cezadan muaf tutmayacağı bir manzara ortaya çıkar. Hepsinden daha karikatürize edilebilir tarafı muhabbetle beklediği kedileri okşamak isterken karşısında kedi bıyığına benzemeyen bıyıklarıyla gidileri görmesiyle padişahın düştüğü haldir.

Şimdi bahsedeceğimiz gerçek bir hikâyedir ki ne kedi isteyen ne de kedi göndereni şaşkınlığa sevk edecek bir durum ortaya çıkmamıştır. Mabeyn-i hümayun baş kitabet dairesinden Ankara ve Van valilerinden -ki bilindiği gibi her ikisi de kedileriyle nam salan şehirlerdir- şehirlerinden kedi bulup göndermeleri istenmiştir. Her iki valilikte istenileni yapmıştır. İlk önce Van valisinden kedi istenilmiş ve istenilen kediler valilik tarafından tedarik edip gönderilmiştir.(1885)

Bir süre sonra en büyük kedilerin Ankara’da olduğuna dair bir bilgi edinilmiş ve Ankara valisinden en iyi cinslerinden sincap ve tekir renginde olan birkaç çift kedi gönderilmesi istenmiştir. Kedi seçiminde tercih edilen cins Ankara kedilerine dair elde edilen bilgi üzerine Ankara kedileri lehine gelişmiştir. Artık onlar saraylı olmaya adaydır.

İstenilen kedi birkaç çift olsa da valilik tarafından yirmi dokuz adet kedi gönderilmiştir. Tabii gönderilecek bu kediler Ankara’da bulunan kedilerin birçok çeşidini kapsayan birkaç yüz kedi arasından yapılan tahkikler sonucunda seçilmiştir. Sincap, tekir ve diğer tercih edilen renklerde kediler seçilenler arasındadır. Bu seçim bulunan kedilerin içinden vilayet idare meclisi kâtibi Ali Nazmi Efendi’nin marifetiyle yapılmıştır. Bazıları istenildiği kadar büyük olmasa da oldukça cins yavrulardır.(1889) Muhtemeldir ki vali-i vilayet de seçilenlere bir göz atmış hatta acaba ben de konağımda bir çift kedi bulundursam mı diye düşünmüş olabilir. Sultan kediye merak sardıysa valisinde de böyle bir merak doğması tabiidir. İleriki atamalarda kediseven sultan, kedisever valisinin bu özelliğini dikkate alırdı herhalde. Elbette bu sadece bizim kurgumuz. Sultan dedik ya devrin sultanı II. Abdülhamit Han. Bu kadar kedi sarayın fareleri için istenmedi herhalde, hem İstanbul kedileri fare konusunda daha tecrübelidirler. O halde hafiyelik ustası sultanımız gibi biz de hafiye gibi hareket ettiğimizde, onun kedi severliğine dair bazı bilgiler var, fakat bu tabii bir sevgi midir yoksa devrin modasına uymak çabası mıdır? Şimdilik pek anlaşılacak gibi değil. Hayatı hakkında en çok spekülasyonun yapılan sultanın hobileri arasında kedi beslemek neden olmasın.

Osmanlı sarayı ve kedi ilişkisine dair arşive yansıyan belgeler şimdilik bu kadar.

Yrd. Doç. Dr. Ahmet Özcan

İlk yorum yapan siz olun

cevaplayın

Posta adresiniz yayınlanmayacak


*