Kedici Olmak ya da Olmamak!

Kedici olmanın, onlarla birlikte yaşamanın “faydalarını” kedicilere anlatmaya gerek yok. Ama bunu bir ara kedi sahibi olmayanlara anlatmak gerekiyor. Çünkü yapılan bir araştırma kedi sahibi olmayan insanların yaklaşık yarısının kedileri sevmediğini gösteriyor.

Araştırma kedileri evde istemeyenlerin başlıca gerekçelerinin kedi kumunun kokusu, tüy dökme, mobilyaları tırmalama, istenmeyen yerlere tırmanma ve ısırma/tırmalama olduğunu gösteriyor. Ayrıca araştırma kapsamında yapılan ankete katılanların yaklaşık üçte biri ve evlerinde kedi alerjisi olan biri olduğunu gerekçe göstermiş.

Geçtiğimiz ay yayımlanan bir araştırma biraz daha iyimser olmakla birlikte bu önceki araştırmayı destekliyor. Bu araştırmanın amacı insanların ne kadarının kedileri sevdiğini bulmak değil. Amaç daha çok barınaklarda bu kadar sahipsiz hayvan varken insanların neden onları sahiplenmek istememesiyle ilgili. Bu araştıamaya göre insanların evcil hayvan sahibi olmak istememelerinin nedeni olarak maliyet ilk sırada geliyor. Bunu yeterince zaman ayıramama kaygısı izliyor. Hayvanları sevmeme (özellikle de kedileri) başta da dediğimiz gibi en büyük nedenlerden biri. Araştırmaya katılanların yaklaşık yüzde yirmisiyse daha önce kaybettiği bir hayvanın üzüntüsünü yaşadığı için yeni bir hayvan almak istemediğini belirtmiş. Soruların yönlendirildiği 1500 kişinin yaklaşık yarısı daha önce bir kedi ya da köpek sahibi olmamış kişiler.

Bu iki araştırma da ABD’de yapılmış. Yukarıda anlattıklarımızdan ABD’de kedilerin sevilmediği sonucu çıkmasın. Çünkü ülkede bulunan yaklaşık 100 milyon evde toplam 90 milyon kedi bulunuyor. Tüm evlerin üçte birinde en azından bir kedi bulunuyor. Türkiye ile ilgili sağlıklı bir istatistiğe ulaşamadık. Ama toplam 4 milyon kedi ve köpek olduğu konusunda haberler var. Yani her 17 insana karşılık bir kedi veya köpek. Evcil hayvanları neden sevmediğimiz konusunda bir araştırmanın asıl ülkemizde yapılması gerekli gibi görünüyor.

Kedinin Dilinden Anlamak

İnsanlar konuşa konuşa, hayvanlar koklaşa koklaşa anlaşır” demişler. Oysa koklaşmanın yanı sıra onlar da konuşur. Elbette kendilerince. Çoğu kedici bunu zaten bilir. Bu dili ne kadar iyi bilirsek onlarla o kadar iyi anlaşabiliriz.

“Kedilerin konuşması” bilimsel bir araştırmaya konu olmaz diye düşünmeyin. Bu konuda birçok araştırma yapılmış. Bunlardan biri, dünyanın en saygın üniversitelerinden biri olan Cornell Üniversitesi’nde gerçekleştirilmiş. 12 kedi ile yapılan araştırmada kedilerin çeşitli durumlarda kullandığı miyavlamalar kaydedilmiş.

Kedilerin normal beslenme saati öncesi miyavlamaları bunlardan ilki. Diğeri kızgın olduğu durumda çıkardığı sesler. Kediler kızdırılmak için arada hepimizin yaptığı gibi biraz haşince “sevilmiş”. Bir diğeri kedinin katılımcı yani sahibinden ilgi ya da oyun beklediği zamanlarda çıkardığı sesler. Dışarı çıkmak istediklerinde ve stresli oldukları durumlarda çıkardıkları seslerse son ikisi.

Araştırmacılara göre kediler her durumda mesajlarını gayet açık ve net olarak iletebiliyorlar. Ama insanların onları anlamak konusunda aynı beceriyi gösterdikleri söylenemez. Deneylerde kedilerin durumundan (açlık, kızgınlık, ilgi isteği, dışarı çıkma isteği ve stresli olma) haberi olmayan ve kediyi görmeyen kedi sahiplerinin seslerin anlamını bulmaları istenmiş. Ne var ki en deneyimli kedi sahiplerinin bile kedilerin anlatmak istediklerini yeterince iyi ayırt edemedikleri gözlenmiş.

Anlaşılmadığı sürece kedilerin konuşuyor olmalarının ne anlamı var diyebilirsiniz. Georgia Üniversitesi’nden Sharon L. CrowellDavis insanların genellikle görsel uyarılara daha fazla itibar ettiği için kedi dilini öğrenmede yeterince başarılı olmadığı üzerinde duruyor ve o da kedi dilinin anlaşılmaz olduğuna katılmıyor. Ama miyavlamalar görsel uyarılarla birleşince daha anlamlı oluyor.

Bir başka deneyde insanlardan kedilerin seslerini “kulağa hoş gelen” ve “itici gelen” sesler olmak üzere iki kategoriye ayırmaları istenmiş. Bunun sonucunda kedinin çağrısı ne kadar aceleci ve ısrarcıysa insanlara o kadar itici geldiği ortaya çıkmış. Kalın perdeli ve daha uzun süreli sesler insanlara itici geliyor.

Bu iki çalışma birlikte ele alındığında kedi miyavlamalarının kelimeler gibi kesin anlamları olduğunu söylemek zor. Ama kedilerin sesin perdesinde (frekansında) yaptığı değişiklikler insanlar üzerinde ekili oluyor. Çünkü insanlar sesin perdesindeki değişimlere çok duyarlı. Kedilerse sesin perdesindeki değişimleri o kadar iyi ayırt edemiyor. Yani kediler birbirleriyle iletişim için değil, sanki insanlarla iletişim için ses perdesini bu kadar etkin biçimde ayarlayabiliyor.

Bir olası açıklama, insanlar çağrıya karşılık vermedikçe kedilerin sonunda bir yanıt alana kadar seslerinin tonuyla oynadığı şekilde. Kedilerin kendi aralarındaki iletişimde bu kadar çeşitli sesler kullanmayışı onların insanlarla birlikte yaşamaya uyum sağlayacak şekilde evrimleştiğini düşündürüyor.

Uzmanlar, kedilerin dilinden daha iyi anlayabilmek için davranışlarını ve gereksinimlerini de gözlemlemek gerektiğini vurguluyor. Çünkü kediler tüm dertlerini birkaç kelimeyle bize anlatmaya çalışıyor. Yine uzmanlar kedilerin hangi durumlarda kendilerine karşılık verildiğini öğrendiklerini belirtiyor. Bazı uzmanlarsa insanlar hangi durumlarda kedilere karşılık verecekleri konusunda kararlı olurlarsa onların istenmeyen zamanlarda miyavlamalarının önlenebileceğini belirtiyorlar. Ama biz kediciler biliyoruz ki kediler insanlara bir şeyleri öğretme konusunda her zaman daha sabırlı ve kararlıdır.

Alp Akoğlu

İlk yorum yapan siz olun

cevaplayın

Posta adresiniz yayınlanmayacak


*