Kedi Halleri

Sevgili arkadaşlar; tanıştırayım:

1537 nolu karede, fok balığı gibi uyuyan güzelin adı Aysel. Namı diğer “hanım teyze”. En büyüğümüz. Kendini insan sanıyor. Haksız da sayılmaz. Tanıdığım bazı insanlardan daha akıllı ve duyarlı olduğuna dair kesin bir iddiam var. Onunla voleybol oynayabilir, mahallenin kedileri hakkında dedikodu yapabilir ve başınızı göbeğine yaslayıp ağlayabilirsiniz. Kapıda sizi o karşılar. Hem de öyle bir nümayişle karşılar ki günün yorgunluğunu unutup kendinizi, kucağınızda bir kediyle dans ederken buluverirsiniz. (Her akşamki seremoni)

1531’deki Can. Can’ı nasıl anlatsam… Ne kadar kabul etmek istemesem de ona zaafım büyük (hani insan bütün çocuklarını sever ama ille de biri, diğerlerinden daha özeldir ya). Duman gelene kadar evin tek erkeği ve en küçüğüydü Can. Aysel’in tersine o da evin insanlarını kedi sanıyor. Gözlerini kocaman açıp dakikalarca kıpırdamadan sizi seyreder ve dönüp ona baktığınızda yanağını uzatır öpmeniz için. Pembe burun pembe ağız bir kız güzeli gibi görünse de ağırbaşlı ve çapkındır. Sessiz ve vakur dolaşır. Benimle flört etmeye bayılır. Laf aramızda ben de ona bayılıyorum.

1530’da gördüğünüz Peluş, dünyanın en güzel kedilerinden biri bence. Fotoğrafta pek belli olmuyor ama tüyleri ve kuyruğu muhteşemdir. Kızımın arkadaşlarından biri onu ilk gördüğünde “evde bir aslan dolaşıyor” diye çığlık çığlığa bağırmıştı. Bana çok düşkündür. Sürekli peşimde dolaşıp “miv miv” sesleri çıkarır. Beni annesi sanıyor, ben de öyle davranıyorum. Dört aylıkken ortadan kaybolmuş, endişe ve yürek ağrısıyla geçirdiğim iki günden sonra, tüyleri zifte bulanmış bir halde dönüp gelmişti. O günden beri çok büyük bir özenle bakılıyor ve bahçeye benim nezaretimde çıkıyor.

1525’te, radyatorün üstünde uyuyan Kimyon, kızımın aşkıdır. Daha doğrusu kızımı kardeşi sanıyor. İkisi evde tek vücut ve yatay (yani yatar) vaziyette yaşıyorlar. Kimyon, çok hassas, duygulu, alıngan ve kırılgandır. Onunla konuşurken dikkatli olmanız gerekir. Örneğin Aysel’e yaptığınız şakaları ona yapamazsınız; hele patavatsızlıktan ve el şakasından hiç hoşlanmaz. Kimyon saraylıdır; yine de “halk kızı” Aysel’le iyi anlaşır.

1519’daki kaplan yavrusu profilli kızımızın adı Balım. Zarif, narin ve konuşkandır. Evde en çok onun sesi duyulur. Kendini evin kâhyası sanıyor. Kapalı kapılara dayanamaz, açtırana kadar miyavlar; gazete ve dergilerin yerini kendi istediği biçimde değiştirir.  Onu havaya atıp tutabilir, burnunuzu göbeğine gömüp gıdıklayabilirsiniz. Okşanarak uyumak gibi bir tutkusu vardır. Elinizi çektiğiniz an uyanır. Bu yüzden genellikle onu severken siz de uyuyakalırsınız. O da Can gibi henüz küçük. Büyüdüğünde iyi bir yönetici olacak gibi görünüyor.

Beşi de evde elime doğdu. Bir tek Duman (henüz fotoğrafı yok) dışarıdan geldi. Üç ay önce bir gece onu pencerenin önündeki mama tabağının (mahallenin kedileri orada besleniyor) içinde uyurken gördüm. Yavaşça pencereyi açtım; uyanıp yüzüme baktı ve içeri atladı. Sorgusuz sualsiz, çekincesiz korkusuz. Sanki askerden dönmüş; ya da seyahatten… Üç ya da dört aylıktı sanıyorum. Eve uyum süreci başlı başına bir öykü. Ama başardı. Üstelik Duman’ın farklı bir özelliği var: Bir tek o, kendini kedi, bizi insan sanıyor.

Biray Üstüner

İlk yorum yapan siz olun

cevaplayın

Posta adresiniz yayınlanmayacak


*