İstanbullu Hanımefendi Şiraz Hanım..

Şiraz Hanım; beş kardeşin en küçüğü. Biraz hüzünlü başlıyor hikayesi; inşaatın içinde ailesinden ayrı geçirdiği günleri hatırlayınca gözleri dolu dolu oluyor. O günlerden kalma açlığını bastırmak için hemen fıstık atıyor ağzına… Şiraz Hanım’ın hikayesini Didem Üner kaleme aldı.

Kendisi İstanbullu bir hanımefendi. Suadiye doğumlu. Bir dönem Bursa’da yaşadıktan sonra memlekete dönüş yapmış. Hafif etine dolgun. Sorulduğu zaman kendisini hiç de kilolu bulmuyor ve ikram edilen fıstıkları hiçbir zaman reddetmiyor. Aslında fıstığın içini değil de tuzlu kabuğunu sevdiğini itiraf ediyor.En sevdiği mevsim yağmurların başladığı sonbahar günleri. Zaten en sevdiği şey battaniyesiyle divanın üzerinde geçirdiği saatler. Zira bu havada hangi akıllı dışarı çıkmak ister… Şiraz Hanım; beş kardeşin en küçüğü. Biraz hüzünlü başlıyor hikayesi; inşaatın içinde ailesinden ayrı geçirdiği günleri hatırlayınca gözleri dolu dolu oluyor. O günlerden kalma açlığını bastırmak için hemen fıstık atıyor ağzına. Cici annesinin, kendisine ve kardeşlerine nasıl kol kanat gerdiğini, kaldıkları evdeki soba kokusunu ve kardeşiyle birlikte evlat edinildiği o günü anlatıyor. Pembe küçük ağzından yavaş yavaş çıkıyor sesler, hiç acele etmeden. Arada hafifçe kapanıyor gözleri, içi geçiyor yavaştan. Kolay değil, hergün yirmi iki saat uyuması gerekiyor.

Diğer kardeşinin aksine klasik müzikten hiç hoşlanmadığını itiraf ediyor, popüler müzik daha çok ilgisini çekiyor. Çiçeklerle de arası pek hoş değil. Eğer bir bitki yenmiyorsa çok da gerekli değil onun için. “Yalnız enginar çiçek sayılır mı, onu seviyorum işte” diye kıkırdıyor. Birgün içinde neler yaptığından bahsediyor. Genelde karnı acıktığı için sabahları çok erken kalkmak zorunda kalıyor. Kendisine kahvaltı hazırlaması için D. yi uyandırması bir hayli plan yapmasını gerektiriyor. “Aslında her sabah aynı tantana” diye devam ediyor.

İlk stratejisi komidinin kapağını açıp kapatarak becerebildiği kadar gürültü çıkarmak. Ancak nerede duracağını çok iyi hesaplaması gerekiyor zira her an kafasına yastık inme ihtimali var. Bu adımdan sonra perdeye geçiyor, hafif tırmalama sesi ile D. nin sinirlenip uyanmasını bekliyor. Bu da işe yaramıyorsa yorgan içinde ayak başparmağı bul ve gıdıkla metoduna geçiyor.  Bunların hiçbirinin işe yaramadığı durumda kullandığı strateji için “ay onu anlatmayayım, o da ben de saklı kalsın” diye göz kırpıyor.Bir şeyler atıştırdıktan sonra gün içindeki birkaç şekerlemesinden birisine başlıyor: hamakta, koltukta veya eğer girmeyi başarabilirse dolabın içinde…

Yavaş yavaş sosyal konulara geliyoruz. Sokaktaki yaşamın ne kadar zor olduğunu ikimiz de biliyoruz. Söz, sonunda Bolluca katliamına gelecek ama ikimizin de içi elvermiyor, kelimeler kifayetsiz kalıyor. Alınabilecek bu kadar basit tedbirler varken bu vahşetin nedenini anlamak gerçekten çok zor. En çok da evden bırakılan sahipli hayvanları anlamak zor diyor. Sokak hayvanlarını kısırlaştırmak için bir çaba göstermeyen insanlar, sahipli hayvanları ortalık yere salmasalar bari diye iç geçiriyor. Pet shoplardan hayvan satışının da kaldırılması gerektiğini hararetle savunuyor. Sorumluluğu alınan bir can en nihayetinde. Allanıp pullanıp oyuncak gibi satılan hayvanların kaçı sonunda sokakta buluyor kendisini. Üstelik de barınakta bakılmayı bekleyen onca gariban varken. Veterinerler aracılığı ile herkesi bilinçlendirerek her evin ihtiyacına karakterine uygun olarak hayvan edinilmesi gerektiğini ilave ediyor. Hayvan ile birlikte hayvan sahibi de eğitilmeli diye ekliyor. Kedi sahiplerini bu konuda daha şanslı buluyor çünkü her kedi zaten doğuştan bir eğitmen.

Gelecek için hedefleri çok büyük. Öncelikle konuştuğumuz konulara medyanın daha çok dikkatini çekmek istiyor. Son yıllarda çok güzel çabalar olduğunu görüyor ama genelde sivil toplum ile sınırlı kalıyor. Belki meclisin dikkatini daha çok çekmek gerekir diye belirtiyor.  Evet, hedeflerinden birisi Ankara’ya yürümek. Ancak öncelikle apartmanın içinde kaybolmadan dolaşabilmeyi öğrenmesi gerekiyor. Hemcinslerinin 250 km den evi bulabilme hikayelerini hayretler içinde dinliyor. Ayrıca çocuk eğitimine dikkat edilmesi gerektiğini savunuyor. Kendisinin amatörce başlattığı girişimleri mevcut, çocuklarla arası oldukça iyi, hatta kendisini kovalayanlara bile sabırla yaklaşıyor.  Ancak bu çabalar yeterli değil. Eğitimin, anaokulunda başlaması gerektiğini belirtiyor. Bir de çocuklar için eğitici hikaye kitabı projesinden bahsediyor. Bu arada ilk gurme kedi ünvanına da aday olmak istiyor. Özellikle yoğurt ve dondurma tadımı konusunda oldukça iddialı olduğunu belirtiyor.

Bütün bunları gerçekleştirecek zamanı ve kuvveti nereden bulacağını sorduğumda tatlı tatlı mırıldanıyor ve kestirmek üzere battaniyesinin üzerine kuruluyor.

Didem Üner

İlk yorum yapan siz olun

cevaplayın

Posta adresiniz yayınlanmayacak


*