XVIII. yüzyıla ait bir kedi hikâyesi: Ahmed Mürşidî’nin Kedisi

Bu satırlarda, bir kedinin hayali ya da halüsinasyon olarak bir demircinin gözüne görünmesi vesilesiyle gündeme getirilen konu, insan olarak bizlerin bir yönünü ortaya koymaktadır.Anadolu folklorunda hayvanlar ile hayali konuşmaların tarihî geri planı eski Asya- Türk geleneklerinde olduğu gibi aynı zamanda Doğu uygarlığının önemli kaynaklarından olan Beydaba’nın Kelile ve Dimne ile Feriduddin Attar’ın Mantık’üt Tayr adlı eserleriyle de hemen akla gelmektedir. Aslında hayvanların bir özelliğinden hareket edilse de asıl kurmaca yine insanın kendinden hareket ederek kendini konu edinmesidir. Amaç bu kurmaca içinde gündelik hayatın asıl gerçeğini kendi dokusunda vermek ve nasihat etmektir. Bu nedenle bu tür eserler Farsça deyimle pendnâmedir; yani nasihat kitabıdır. Bu konular mesnevi tarzında yazılmış diğer edebi türlerde de gündeme geldiği gibi, en çağcıl görünümünü Jean de La Fontaine fabl türünde vermiştir.  Yunan filozofu Tales “Nasihat etmeyin” dese de insanlık kendini hem nasihat almaktan hem de nasihat vermekten alamamıştır. Bugün için de nasihat her yönü ile yine devam etmekte, belki geleneksel anlayışın yerini yeni edebi ve medyatik türler almakta, ortaya başka ifade üslup ve teknikleri çıkmaktadır.

Bu satırlarda, bir kedinin hayali ya da halüsinasyon olarak bir demircinin gözüne görünmesi vesilesiyle gündeme getirilen konu, insan olarak bizlerin bir yönünü ortaya koymaktadır. Konu kolayca zengin olmak isteyen, servete meyilli, ama başka kimseye ya da canlıya kendi payından vermeyen tamahkâr bir demircinin durumunu anlatmaktadır.  Hikâyenin anlatılma nedeni Gazneli Mahmut’un tebdil-i kıyafet ederek halk arasında dolaşması sırasında gördüğü manzaralardır veya öyle kurgulanmıştır.Eserin dili eski Türkçe dediğimiz erken Anadolu Türkçesinin halk arasında kullanılan şeklidir. Bu anlatıyı Yunus Emre’nin sesi gibi, onun dil özellikleri gibi düşünmekte bir sakınca yoktur.  Çünkü yazılı metin haline getirilen bu hikâyeler halk arasında okuryazarlar tarafından akşam sohbetlerinde, sohbet meclislerinde okunmaktadır. Kendine has nazım özellikleri; poetikası vardır. İnsanı sıkmayan bir vezin ölçüsü ve çok ağdalı olmayan biraz da bilgi ve hikmet çağrıştıran dili kendini okuyucuya hissettirmektedir.

XVIII. Yüzyılın ilk yarısında kaleme alınmış İslâmî Türk Edebiyatının özgün eserlerinden biri olan ve daha çok halk kitabı olarak şöhret bulmuş 10 bin beyitlik Kitab-ı Mürşid-i Pend-i Ahmediye adlı kitaptan bir kedi hikâyesi aşağıya çıkarılmıştır. Yazar hakkındaki bilgilerimiz, Nihat Sami Banarlı’nın Resimli Türk Edebiyatı adlı eserinden özetlediğimiz şekliyle şöyledir: Diyarbekirli Ahmed Mürşidi (1688–1760) Diyarbakır’da doğmuş bir tarikat müntesibidir ve Birecikli Şeyh Ebubekir’in müridi olmuştur. Kendisine eziyet veren kedi yüzünden “Alipınarı” köyüne göçmüş ve Birecik’te vefat etmiştir.Bazı çevrelerde ve yayınlarda eserin, Yazıcızâde Ahmet Bican Efendi’ye isnadı hatta Ahmed Mürşidi’ye eziyet veren kediye Ahmed Mürşid Kedisi yerine Ahmet Bican Kedisi denilmesi doğru değildir…

Kedi hikâyesi

Bir hikâyet dinle ağah ol oğul

Olma haris tamaaı elden kor gıl

Padişah-ı Gaznavî Mahmud’u er

Ol ayazu’l has veziriyle meğer

Gezdiler tebdil-i câme olup bile

Ta ki nâs ahvaline vakıf ola

Varup anlar bir diyâra gittiler

Bir demürci dükkanına yettiler

Gördüler dükkan içinde bir adem

Kar u kisbi yok çabalar dem be dem

Örs önüne varıcak mahzun olur

Körük ardına varır memnun olur

Eylemiş âdet bu işi kendine

Kimse bilmez ol kişinin fendine

Ha gider gelür gelüp ağlar müdâm

Böyle kılmış fiilini her subh u şam

Şah eder ol dem ayaze Ya vezir!

Bu erin ahvaline sen ol habir

Bizlere lazım bu âlem haline

Vakıf olub soralım ahvaline

,,,,,

Ol demürcü âdemin ahvali ne?

Şerh idem sultanıma efali ne?

Ol meyer uymuş buğazı nefsine

İhtiyar etmiş gamu kendüsüne

İki tavuk alıp eve gönderir

Pişürün bunları deyu bildürür

Birini evde yesünler söylemiş

Birini bana getürsünler demiş

Bu gice dükkan içinde kaluram

İşimin noksanu kalmuş  kıluram

İrdi akşamı kapar dükkânını

Kor önüne tavuk olan nanını

Bir siyeh kedi gelür karşusuna

Örse yakunca bakar kendüsüne

Eylemez şevkat ol âdem kediye

Virmez olur yediğinden kediye

Ani yer kalur kanadı ile budu

Emr-i hak ile dile gelir kedi

Söyler âna ol kanadı vir bana

Bin kızıl altun vereyüm ben sana

Boğazı kaydına uymuş anlamaz

Yer kanadı ol kediyi dinlemez

Ol kedi kalkar yerinden ol zaman

Bir define zâhire çıkar âyan

Ol kedi der ki budu virsen bana

Bu define malı vireyim sana

Ol kişi görür define şâd olur

Fakr elinden yani kim azad olur

Virmez ol hayvana bir lokumla tamam

Tavuğuyla nanı yer cümle tamam

Ol kedi cinli imiş gaib olur

Ol define gördü yerinde durur

Ol kişi varır defineye heman

Yanına varır göze olur nihan

Her kaçan varsa gözükür ardına

Ol define görünürmüş kendine

Yanına varır yine gaib olur

Körüğe varır yine anı görür

Böyle imiş anın işi subh u şam

Kar u kisbi yok gelir gider müdam

Ol tamaa birle gidermiş rahatı

İhtiyar etmiş vücuda zahmeti

Tazeler uysa boğazı nefsine

Enrişür noksan iş anın ırzına

Etem Coşkun – Dr. Dursun Ayan

İlk yorum yapan siz olun

cevaplayın

Posta adresiniz yayınlanmayacak


*