Güney Afrika’nın büyüsü;Cape Town!

 

 

 

 

 

 

 

 

Siz  kediciler! En son ne zaman sokaklarda yürürken müziğin ritmine kapılıp dans ettiniz? Bilmediğiniz bir dilde, tanımadığınız insanların arasına karışıp ne zaman şarkılar söylediniz? Peki ya uçsuz bucaksız bir sahilde güneşlenirken yan komşunuz sevimli bir penguen oldu mu hiç? İki okyanusu aynı anda gördünüz mü? Soruların cevabı “hayır” ise Güney Afrika’nın büyülü şehri Cape Town tam size göre!

Yolculukların en çok evde hazırlanma kısmını seviyorum. Önce birkaç gün kitap karıştırma, eşe dosta soru sorma, turuncu saçlı kadının uzun saatler vakit geçirdiği küçük ekranda yazıp çizmeleri…. Sonra gidilecek yere göre çantalar, uzun kalınacaksa valizler hazırlanıyor. İşte o anlara bayılıyorum. Rengarenk giysiler, diş fırçası, ağrı kesici, kalem, defter, spor ayakkabı gibi işeme hiç te yaramayan ıvır zıvırdan önce ilk ben giriyorum fermuarı açılan seyahat çantalarının içine! Hele fotoğrafçı adamın çanta hazırlaması yok mu işte o anlarda değmeyin keyfime. Bu defa yolculuk planları benim için yapıldı, büyük kedilerle tanışmaya gidiyorum… Evet evet büyük kedilerle!

Bütün bir kış pencerenin ardından sokakları izledim. Eve gelen misafirlerden duyduğuma göre uzun yıllardır bu kadar kar kış olmamış. Benim için kış mevsimi eve kapanıp öylece uyuklamak, arada bir pencereden boş sokağa bakmak demek. Ne pencereye gelip bana oyun yapan yaramaz kuşlar ne de sabah erken saatlerde yemek arayan köpekler var…İşte böyle soğuk, karlı bir günde baktım evde bir hareket başladı. Turuncu saçlı kadın dolaptan yolculuk çantalarımızı çıkardı. En sevdiğim her tarafında cepleri olan labirent şeklindeki çantanın fermuarını açarken beni buyur etti ve “bu seyahat senin için, büyük kedilerle, uzaktaki akrabalarınla tanışma vakti…”dedi.

Ey uslanmaz gezgin kediler… Eve gelip giden misafir kedilerin, sokakta tanışıpmırlaştığımız Benekli, Sarıkız, Minnoş, yan mahalleden kavgaya gelen adlarını hatırlayamadığım alacalı tekir, kısa bacak sarman… Uzaklarda çok uzaklarda akrabalarımız olduğunu biliyor muydunuz?  Aslanlar nam-ı diğer büyük kediler. Bütün haşmetiyle kendisini ziyarete gelenleri şaşkına çeviren uzaktaki akrabalarımız. Onlarla tanışmak istemez misiniz?

Ve siz kediciler! En son ne zaman sokaklarda yürürken müziğin ritmine kapılıp dans ettiniz? Bilmediğiniz bir dilde, tanımadığınız insanların arasına karışıp ne zaman şarkılar söylediniz? Peki ya uçsuz bucaksız bir sahilde güneşlenirken yan komşunuz sevimli bir penguen oldumu hiç? İki okyanusu aynı anda gördünüz mü? Soruların cevabı “hayır” ise Güney Afrika’nın büyülü şehri Cape Town tam size göre!

Uzaklarda bir yerlerde…Afrika kıtasının en uzak ucunda bulunan Cape Town, Güney Afrika Cumhuriyeti’nin en büyük şehirlerinden biri. Hemen yakınında fotoğrafçı ve arkadaşlarının konuşmalarından öğrendiğim Ümit Burnu var.Uçsuz bucaksız kumsalları, birbirinden farklı yüzlerce kuş çeşidi, bağlardan kadehlere uzanan üzümlerin hikayesi, denize girerken konuklara eşlik eden penguenleri, sayısız bitki çeşidi, kıymetli madenleri,birbirinden lezzetli deniz ürünleri, müziği, dansıyla büyülü bir şehir adeta Cape Town… Evimizde karla kışla uğraşırken, gelen konukların “soğuk, üşüdüm, canım evden çıkmak istemiyor”… şeklindeki şikayetlerini dinlerken bir anda güneşin, masmavi suların, birbirinden değişik insanların, lezzetli yemeklerin ve en önemlisi bizim gibi birçok dört ayaklının arasında buldum kendimi…

Table (Masa) Dağı

Şehrin en yüksek yerinde Table Dağı var. Tepesi masa gibi dümdüz olduğu için bu adı alan, 1086 m. yüksekliğindeki Table Dağı’na teleferikle çıkılıyor. “Yok ben yürüyerek çıkmak istiyorum” derseniz o zaman uzun, zahmetli bir yürüyüşü göze almak gerekiyor. Tavsiyem oradan geçen birilerinin peşine takılıp yürüyerek çıkmanız…Tepedeki eşsiz manzara görülmeye değer. Şehrin panoramik görüntüsü için en doğru yer burası. Dağın tepesinin bembeyaz bulutlarla örtülü olduğu zamanlar görülmeye değer.

Victoria ve Alfred Limanları

Victoria ve Alfred Limanları Cape Town’un en hareketli yerleri… Bizimkiler burada dev iki akvaryum gezdiler. Ben o sırada sokaklarda dolaşıp  birbirinden nefis deniz ürünlerinin sergilendiği restoranları keşfettim. Hani karnımızı doyurduktan sonra böyle köşemize çekilip miskinlik yapmak için sabırsızlanırız ya, işte burada yemekten sonra miskinlik yapmak yok! Üç adımda bir karşınıza çıkan sokak müzisyenlerinin coşkusuna ortak olup siz de onlarla dans ediyorsunuz…

Robben Adası

Ertesi gün bir adaya gittiğimizde fotoğrafçı adam ve turuncu saçlı kadın konuşurlarken duydum: Burası Robben Adasıymış. Nelson Mandela’nın çok uzun yıllar hapis yattığı ada müze haline getirilmiş. Bu adada Güney Afrika’nın acı, gözyaşı, mücadele kokan yılları varmış. Ada, UNESCO diye benim bilmediğim birileri tarafından koruma altına alınmış.

Ümit Burnu

İşte evde o dev ekranda gördüğüm yer burasıydı. Yıl 1488… Portekizli denizci Bartolomeu Dias Hindistan yolunu keşfetmek için yola koyulur. Güney Afrika’nın en ucunda fırtınaya yakalanan ünlü denizci, uzunca bir süre gemisini batırmaya çalışan dev dalgalarla boğuşur. İleride dünyanın en ünlü yerlerinden biri olacak bu yere “Fırtına Burnu” adını verir. Dönüşünde, gemisini neredeyse batıracak olan o dev dalgalardan fırtınadan eser kalmamıştır… Masmavi gökyüzü, ona eşlik eden kuşlar ve dingin deniz. “Fırtına Burnu” koyduğu noktanın adını “Ümit Burnu” olarak değiştirir. Aradan yıllar geçer… Ümit Burnu’ndaki fener bugün, iki okyanusu; Hint ve Atlas Okyanuslarını birbirine bağlayan bir noktada, 19 milyonluk mum ışığıyla gelip geçen denizcilere rehberlik ediyor.

Boulders Plajı

Tam 18 dakika suyun içinde nefesini tutup kalıyorlar! Evet tam 18 dakika… Cape Town’un en ünlü kumsallarından olan Boulders Plajı’nda paytak paytak yürüyen, denizin içinde 18 dakika soluğunu tutup öylece kalabilen sevimli Afrika penguenleri ile tanıştım..Hepsi de çok komiklerdi. Ben patilerimi bile suya sokamazken onlar durmadan suya girip çıkıyorlar…

Büyük kedilerle tanışma zamanı

Alışveriş, eğlence, yemek, doğa… Tüm bunlar için bu şehirde inanılmaz seçenek var. Ama  benim bitmek bilmeyen merakım burada daha da arttı… Bekliyorum büyük kedilerle, aslanlarla tanışmak için sabırsızlanıyorum. Mutlaka “görülecek” diye not alınan yerler köşe bucak gezildi, eşe dosta etnik pazarlardan el yapımı ahşap objeler, cam kuşlar, boncuklu kolyeler, bilezikler alındı…Ve nihayet büyük karşılaşmaya sıra geldi. Akrabalarım doğal park, millipark denilen yerlerde yaşıyormuş, bu şehrin biraz uzağında… Oralara gitmek için sabahın erken saatlerinde gelip aldılar bizi. Bu yaptığımızın adı safariymiş. Üstü açık arabalarla o belgesellerde gördüğüm uçsuz bucaksız yerlere gittik. Herkesin elinde kamera, fotoğraf makinası… Bizim fotoğrafçı bu defa her zamankinden daha donanımlıydı. Fotoğraf makinasının önüne kocaman bir şey taktı. Şaşkın bakışlarımı görünce “senin büyük arkadaşlarına yaklaşmamıza imkan yok, ancak böyle onları görüntüleyeceğiz” dedi. Dere tepe dolaştık… İnanılmazdı. Dediklerine göre her safariye çıkan aslanları göremiyormuş. Akrabalarım buralarda özgürce dolaşırken ancak rast gelirseniz görebiliyormuşsunuz. Ben onları gördüm, uzaktan da olsa tanıştım.  Sadece aslanlarla değil, fillerle, zürafalarla, zebralarla da tanıştım bu seyahatte. Ama uzaktan, uzaktan seslenerek, pati sallayarak…Eve döndük… Hala hava soğuk, lapa lapa kar yağıyor. Fotoğrafçı adam evin en sevdiğim köşesine büyük kedilerden birinin kocaman bir fotoğrafını astı. Büyük kediler… Uzaktaki akrabalarım!

* Akraba ziyaretim için Cape Town’a gittiğimizde bizleri ağırlayan Ayşe Yenge, Ferhat Dayı ve Kuki’ye çok teşekkür ederim… Mauuu

Yazı: Yeşim Özcan

yesimcim@yahoo.com

Fotoğraflar: Murat Solakoğlu

msolaks@yahoo.com

İlk yorum yapan siz olun

cevaplayın

Posta adresiniz yayınlanmayacak


*