Ne faydası var?

Bildiğiniz gibi havalar soğudu, yağmuru, karı, rüzgarı… E bu durumda bir kedici ne yapar? Evindeki malzemelerle küçük barınaklar yapar. Ben de aynen böyle yaptım. Asi Kedicimiz iş başında…

Nedendir bilmem, hep beni buluyor antikediciler!

İşte başıma gelen bir sinir bozucu olay daha:

Çoğu kedicinin olduğu gibi, benim de sokakta baktığım kediler var. Şanslıyım ki, apartmanımızın ufakta olsa bir bahçesi var. Bir o kadar da şansızım ki, apartmanımın insan demeye bin şahit isteyen sakinleri var. Kendilerini bu şekilde adlandırıyorum çünkü, bahçenin bir köşesine koyduğum mama ve su kaplarını ertesi gün kesinlikle yerinde bulamıyorum. Ben her gün yeni kap koymaktan bıkmadım, işin kötüsü onlar da atmaktan bıkmadılar. Bu arada belirtmeden geçemeyeceğim, bahçemizde bir kümes var. Yani benden başka dışarıda hayvan bakan birileri daha var. Bütün bunlara bünyem alıştı. Artık sinirlenmiyordum ki; en son olay beni benlikten çıkardı.

Bildiğiniz gibi havalar soğudu, yağmuru, karı, rüzgarı… E bu durumda bir kedici ne yapar? Evindeki malzemelerle küçük barınaklar yapar. Ben de aynen böyle yaptım. İçine rahatlıkla beş-altı kedinin sığabileceği bir kulübeyi bahçeye indirdim. Ve ertesi gün: kulübe çöp konteynırının yanında!  Bu da bardağı taşıran son damla oldu. Kendini apartmanın yöneticisi olarak ilan eden adamın dairesinin kapısına gittim. Ve olan oldu. Neden böyle yaptığını sordum. Aldığım cevaba ağlayayım mı, güleyim mi karar veremedim. İşte beyefendinin savunması: “pire torbalarını bahçemde istemiyorum” Şimdi gel anlat abiye, kedi pirelerinin insana bulaşmayacağını. Ama denedim. Vücut ısısı olarak uygun olmadığımızı, insan üzerinde yaşayamadıkları için, bizlere bulaşmayacağını anlatmaya çalıştım. Anladı mı? Tabii ki hayır. Ben de hiçbir günahı olmayan tavukları kullanmak zorunda kaldım… Onların da hastalık taşıyabileceği, o zaman kümesin de kaldırılması gerektiğini söyledim. Aynen aldığım cevabı aktarıyorum : “hanımefendi, onların bir faydası var, yumurtalarını yiyoruz, sizin kedilerinizin ne faydası var?”

O an yaşadığım şaşkınlık ve üzüntüyü, kelimelerle anlatamam. Bir kez daha anladım ki; eğer etinden, sütünden, yününden faydalanamıyorlarsa, hayvan bakmanın anlamı olmadığını düşünen çok büyük bir kesim var. Ve en acısı da, müslüman bir ülkede yaşamaları… Ben de buradan yola çıkarak, eve döndüğümde bir kağıt hazırlayıp apartman panosuna astım. Şöyle yazıyordu: “Allah der ki; hayvanlar benim sessiz kullarımdır, mahşer günü konuşacaklardır.” Belki anlarlar…

Nurşah Şentürk

İlk yorum yapan siz olun

cevaplayın

Posta adresiniz yayınlanmayacak


*