Cahide Erel: Atölyemin Her Yerinde Pati İzi Var!

 

1985’in sonunda atölyemi kurdum. 15 yıldır hiç durmadan çalışıyorum. Hayatım boyunca gördüğüm bütün boş duvarlarda seramiği hayal ettim.

Cahide Erel: Atölyemin Her Yerinde Pati İzi Var

Yaptığım panoların hepsinde mutlaka bir pati izi olur. Çalışmalarımız genelde büyük panolar üzerine. Ankara’daki köprü altına yapılan çalışmanın boyutları da çok büyüktü. Burada neşeli kedileri konu aldık. Bütün Ankara kedilerinin dökümanlarını çıkarttık, yalın ve sade hale getirdik. Bu kedili panolar çok sevildi.

Bize biraz kendinizden bahseder misin, kimdir Cahide Erel? Aslında Kavala’lıyız, ailemiz mübadeleyle gelmiş, İzmir Şirince Selçuk’a yerleşmişler. Selçuk’ta aile büyüklerine ait çiftlik evi varmış, orada yaşarlardı. Bütün çoluk çocuk orada toplanırdık. Bağlar bahçeler, zeytinlikler, yağhaneler, değirmenlerin olduğu inanılmaz güzel bir hayat yaşanırdı. Selçuk’taki çiftlik evinde atlar, keçiler, inanılmaz av köpekleri ve aklınıza gelen her türlü hayvan vardı. Aile zaten avcı bir aileydi.

Kedileriniz var mıydı?

Hayatımızda kediler hep vardı. Evin kedileri, bahçenin kedileri, sokağın kedileri şeklinde çeşit çeşittiler. Abimle uzun süre kedilerimiz oldu. Sonra yaşlandılar, öldüler. Ölümlerinden sonra aranızdaki öyle bir bağlılık ve üzüntü beliriyor ki, yerine yenisini koyamıyorsun. Yeni bir kedi, eskisine ihanet gibi geliyor. Bu sefer eve kedi almıyorsunuz, dışarıdakileri besliyorsunuz.

Arabamızın arkası her zaman kuru mama doludur. Sokakta muhakkak belirli noktalara su ve mama konulur. Bizim mahallemizde kediler de köpekler de çok şanslıdır. Sokak köpeklerinin bile kulübeleri vardı. Siyah bir kedimiz vardı sürekli severdim. Bir gün eve geldim apartmanın kapısında bekliyor. Kapıyı açar açmaz içeri girdi, gittim arkasından bir baktım yavrulamış. Sonra onu orada beslemeye başladık, yavrularını diğer kedilerden koruduk. Bayağı bir süre onlarla uğraştık. Şimdi büyüdüler kocaman oldular.

 

 

 

 

 

 

Atölyede de oluyor mu kediler?

Safinaz diye bir kedim vardı. Bu sene siyah bir kedi hediye ettiler bana. Üç ay yavruluğunu evde geçirdi. Ben seyahatlere gidiyorum, sürekli işteyim, çok yalnız kalıyor evde. Kıyamadım atölyeye getirdim. Tabii  çevredeki bütün kedileri atölyeye  toplayacağını düşünemedim. Atölyenin her yerinde pati izi vardır. Çünkü inanılmaz bir kedi ordusu var atölyede. Bizde de öyle ki bazı işleri yaparız açıkta bırakırız. Ama kedilerimizden dolayı asla açıkta iş bırakamıyoruz. Kediler mahveder diye. Hep böyle bir krizimiz var. Fener’de bir atölyemiz daha  var. Bizim kedilerle olan sıcak temasımızı da biliyorlar. Bir gün kapıyı açtım bir kolinin içinde yeni doğmuş üç tane yavru kedi. İnanılmaz haldeler, ölecek durumdalar, annesini de bulamadık. O yavrular iki aylık oluncaya kadar annesini emmeliler. Veterinere gidip ana sütü yerine geçecek sütü bulduk biberonunu aldık. Ama hem sıcak tutacaksınız hem de iki saatte bir emzireceksiniz. Oradaki sahne çok değişik bir sahneydi. Bir kişi kedi sevebilir, bakabilir ama bu çok farklıydı. Atölyedeki herkes doğal olarak sıraya girdi. Yani cumartesi pazar, geceli gündüzlü, herkes sırayla besledi yavruları. Sonra ne yapacağız üç kediyle diye düşünmeye başladık.  Çok büyük bir sorumluluktu. Fener’de büyüttüğümüz bu kedileri sonra Mimar Sinan’ın bahçesine götürdük. Bir bütçe oluşturduk kedi maması falan alındı. Orada bakıldılar, büyüdüler. Sokak kedilerine bakarken, bir zaman sonra salacaksanız sokağa. Sokak yaşantısına alıştırana kadar onu hazırlamanız lazım yoksa sokakta sorun yaşayacaktır. “Atölyede kediye hayır” sloganım vardır ama hiç de kedisiz olmadı atölyemiz. Sürekli bir devridaim vardır. Birisi gider birisi gelir kedilerin. Hiç kedisiz kalmamışsınız diyebiliriz…

Ben derim ki, her insanın muhakkak bir kere de olsa bir kedisinin olması lazım. Kedilerden öğrenilecek çok şey var. Kedinin öyle bir duruş şekli var ki, ne zaman ben istersem, ne zaman ben keyiflenirsem, ne zaman yemek yemek istersem o zaman yerim der. Yani “önce ben” duruşu vardır. İlk önce o isteyecek. Zeliş adında bir kedimiz vardı. Bir kedi bir aşkı ancak bu kadar anlatabilir. Zeliş, Ankara kedisi ile Van kedisi kırmasıydı. Babamın göğsüne yatardı. Babam da kedi rahatsız olmasın diye saatlerce öyle yatardı, yanağını okşar gene yatmaya devam ederdi. Zeliş’in Prens diye bir erkek arkadaşı vardı sadece onunla çiftleşirdi. Kesinlikle tek eşliydi Zeliş. Çiftleşecekleri zaman evde yalnız bırakılırdı. Kimse rahatsız etmezdi. Çiftleşecekleri zaman çok stresli olurdu, çiftleştikten sonra prensi döverdi. Sonra müthiş yavruları oldu. Zeliş’in yavrularından olan sıpa tam bir su hayranıydı, benimle duşa girer yıkanırdı. Babamı kaybettikten sonra Zeliş  değişik huylar edindi. Zeliş babamı en son İzmir’e gittiği gün görmüştü. Daha sonra babam İzmir’den dönemedi. ilk zamanlar bunun farkına varamadı Zeliş. Daha sonra evdeki havadan olayın farkına vardı. O olaydan sonra ne zaman evde yalnız bıraksak bir yerlere gitsek, huzursuzlanıyor, agresifleşiyordu. Eve geldiğimizde eğer geç kalmışsak halıya tuvaletini yapıyordu ve daha önce hiç böyle bir davranışı yoktu. Sekiz yıldır bizimle Zeliş . Bir gün annemle kavga ettiler, hareketleri değişti, birden tuvalet düzeni bozuldu. Zeliş’in dışarıda dolaştığı bir bahçesi vardı ve çağırdığımızda eve gelirdi. Bir gün çıktı bir daha gelmedi. Çok aradık. Sonra bir veteriner artık aramayın çünkü kediler öleceğini hissettiği zaman, kendilerini sahiplerine göstermezler dedi.

Biraz işlerinizden bahseder misiniz, kedili işleriniz çok mudur?

Kedili panolar yapmıyorum ama yaptığım panoların hepsinde mutlaka bir pati izi olur. Çalışmalarımız genelde büyük panolar üzerine.

 

 

 

 

 

Ankara’daki işler ne zaman gündeme gelmişti?

Melih Gökçek bir sergimize gelmişti. Doğa konulu bir sergiydi, nilüfer çiçekleri ve devinimi anlatan bir panomuzu çok beğenmiş ve böyle bir teklif getirdi bize. Ankara’daki alt geçitlere panolar yapılmasını istedi. Gittik alt geçitleri dolaştık ve karar verdik. Bilkent köprüsünün altına  tavşan konulu çalışmamızı yaptık. Hacettepe köprüsünün altına keçili panolar yaptık. Hepsi çok güzeldi ama kedili panolar çok daha sevildi. Çok telefon aldık bunun üzerin. Boyutları çok büyüktü. Neşeli kedileri konu aldık. Bütün Ankara kedilerinin dökümanlarını çıkarttık, yalın ve sade hale getirdik. Burada ekip çalışması yapıyoruz. Tasarım bölümünde 6 kişi çalışır, imalatta 25 kişiden fazla çalışanımız vardır ama  herkes her yerde çalışır bir ekip çalışmasıdır bu. Panoyu çok kısa sürede yaptık ama otuz kişi yoğun bir şekilde çalıştı.

Atölyenizi ne zaman kurdunuz?

1985 yılında Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nden mezun oldum. 1986 master çıkışlıyım. Hayatımdaki en büyük hedef duvarlar ve panolardı. 1985’in sonunda atölyemi kurdum. 15 yıldır hiç durmadan çalışıyorum. Hayatım boyunca gördüğüm bütün boş duvarlarda seramiği hayal etmişimdir. Bu nasıl bir kodlamaysa beynimde artık. İlk atölyemi Kadıköy İbrahimağa’da açtım. Daha sonra sırasıyla  Pendik, Bayrampaşa oradan da TünelBeyoğlu’na taşıdım. Orası zaten bugüne kadar devam etti ama o varken Fener’de bir atölye daha açtım. Bir yandan da burayı (Topkapı) açtım. Fener atölyesi artık galeri haline gelecek. Burası zaten bize yeterli oluyor.

Ropörtaj:: Doğuş Yılmaz

İlk yorum yapan siz olun

cevaplayın

Posta adresiniz yayınlanmayacak


*