Murat Kürüz: Anarşisttir Kedi

 

 

Murat Kürüz: Anarşisttir Kedi

Mitolojik olarak ve Uzakdoğu felsefesiyle baktığımız zaman şöyle bir şeyle karşılaşıyoruz: Reenkarnasyona inanıyorsanız, insanın vücut bulduğu en yakın cins kediler. Mesela İslam’da da insana en yakın hayvan kedi olarak işaret edilmiştir. Bunları çeşitli yerlerde yakalayabilirsiniz, doğuranı, çoğalanı anlatır kedi. İnsan hayatıyla çok iç içedir.Yasemin Art Galerisi’nde gezdiğim kişisel sergisinde Kedi imgesini tablolarına taşımış olduğunu yakından gördüğüm değerli çizer Murat Kürüz; Güzel Sanatlar Akademisi Seramik ve Heykel bölümünde eğitiminitamamladıktan sonra karikatür sanatına profesyonel anlamda Gırgır ve Fırt dergilerinde başlıyor ve kazandığı deneyimi Leman dergisini kurarak değerlendiriyor. Sabah gazetesinde de ayrıca politik içerikli karikatürlerle okuyucusuyla buluşuyor.Murat Kürüz, sohbetimizde “Neden Kedi?” sorusunu cevaplamanınyanısıra, karikatür dünyasını da değerlendirdi. Murat Kürüz’ün kedilerle birleştirdiği reenkarnasyon konusunu ileriki söyleşilerimizde sanat tarihçileri ve teologlarla işlemeye ve derinleştirmeye devam edeceğiz.

Murat Bey, kediniz var mı?

Benim kedilerim vardı, köpeklerim vardı, kuşlarım vardı. Bizim ailemizde ve küçük yaştan beri bende, doğaya her zaman ilgi olmuştur. Van kedim vardı, İtalyan kedim vardı. Şu anda ne kedim var ne de köpeğim var.

Yaptığım resimlerde, çalışmalarda bir hikâye anlatıyorum. Bu hikâyeyi anlatırken belli simgeler kullanıyorum. En çok yararlandığım simge de kedi oldu. Kedilerle insanları aslında birleştirdim. Mitolojik olarak ve Uzakdoğu felsefesiyle baktığımız zaman şöyle bir şeyle karşılaşıyoruz: Reenkarnasyona inanıyorsanız, insanın vücut bulduğu en yakın cins kediler. Din adına da özdeşti.

Kadın figürünü de çok kullandım, kadın figürünü kediyle birleştirmek çok hoş oldu. Aslında bunlar tamamen simgesel anlatımlar. Çok karşılaştığım bir şey de, “kedinin mizah hayatımızda böyle de resmedileceğini düşünmemiştik” şeklindeki güzel eleştiriler. Dediğim gibi, anlattığım hikâyelerde insan suratları kullansaydım derdimi bu kadar anlatamayacaktım, çünkü kedi sonuçta bir sembol.

 

Reenkarnasyon ve kadın… Benim aklıma Hz. Havva geliyor.

Aslında içgüdüsel bir durum. Sanatta ne kadar bilinçli hareket ederseniz edin içgüdüsel bir yaklaşım vardır, bu içgüdüsel yaklaşımla buraya oturursunuz. Mesela İslam’da da insana en yakın hayvan kedi olarak işaret edilmiştir. Bunları çeşitli yerlerde yakalayabilirsiniz, doğuranı, çoğalanı anlatır kedi. İnsan hayatıyla çok iç içedir. Beni çok ilgilendiren birşey daha var: Bütün sirklerde, her yerde çeşitli hayvanların eğitildiklerini görebiliyoruz, ama ben kedinin eğitildiğini görmedim.

Çok yaygın değil, ama örnekleri var.

Çok minimum düzeyde. Mesela bir file yaptırdıklarını yaptıramazlar veya maymuna yaptırdıklarını yaptıramazlar, köpeklere yaptırdığınızı kediye yaptıramazsınız. Kedinin kendine göre bir özgürlüğü vardır. İtaatkârsızlığı vardır. Anarşisttir kedi.

Evet, anarşisttir kedi.

İşte bunların hepsi resimlerimde buluşuyor. O simge tesadüf değil. Çok şeyi anlatabilmenin bir yolu. Arada başka hayvanlar falan da kullandım. Nuhun Gemisi diye bir resim var. Buradaki anlatım başkaydı, ama genelde kedi benim resimlerimde hâkimdir.

Geçen gün sahaflardan eski gırgırlardan satın aldım. Çok da vardı. Bir liraya satıyorlar. Çok keyifli dergiydi.

O dönemler kapandı. Gırgır’da yetiştim ben. Oğuz Aral ile Tekin Aral’ın öğrencisiyim. Altan Erbulak’ın öğrencisiyim. Gırgır’ın Gırgır olduğu dönemde, 78’de başladım ben profesyonel olarak çizmeye. 84’e kadar Gırgır’daydım, Fırt’taydım. Oradan ayrıldım, Leman dergisini ve Limon dergisini kurdum. Sonra Oğuz Aral ve Tekin Aral ile yollarımız tekrar birleşti. Avni dergisi, Dıgıl dergisi, Fırfır dergisi. Oğuz Aral da Tekin Aral da aramızdan ayrılana kadar hep yanlarındaydım. Onlar bana bir bayrağı teslim ettiler. Bu arada Gırgır ile ilgili tek kitap vardır, onu yazdım. Orada da derdimi anlatmaya çalıştım.

 

Sizinkisi gibi derinlemesine felsefi yaklaşımlar var mı şimdi çizen insanların çizimlerinde? Çok şey mi bekliyoruz yoksa?

Şimdi tabii dergiye girdiği zaman başka bir şey var. Burada çok bireyselsiniz, dergilerde çizen arkadaşların da çok felsefi çalışabilecek, çok güzel şeyler yapabilecek arkadaşlar olabileceğine inanıyorum, ama resim çizmiyorlar; ki, onların çoğu resim kökenlidir. Sonuçta, kendini nasıl hissedersen oraya doğru kayarsın. Ben resimle daha iyi anlatıyorum, ama benim asıl eğitimim seramik ve heykel üzerine, üç boyutlu çalışmalar. Bu durum arkadaşlarımın tercihi ama ben isterim onların resim yapmalarını; o eski günlerin insanıyla, o eski günlerin çizeriyle şu an geldiğimiz nokta maalesef farklı. Mesela çok acı bir şey, benim akademiden o arkadaşlarım, sanatçı arkadaşlarım benim sergime defalarca geldiler gezdiler, karikatürist arkadaşlarımdan geleni görmedim. İnsan merak eder, ama işte merak unsurunu da yitiriyorlar. Bir karmaşanın içine giriyorlar, bir girdabın içine giriyorlar, o girdaptan çıkamıyorsun.“Edebiyatçılar edebiyatçıları merak ediyor mu?” sorusunu Cezmi Ersöz’e de sordum, o da sizin yakınmanıza yaklaştı.

Etmiyor işte, bugün uyduruk bir vapur iskelesinde gördüm, seramik heykel sergisi diye yazıyor, baktım seramik heykel diye kandırmışlar, seramik heykel falan değil onlar. İnsanda bir merak unsuru vardır, çünkü başka türlü gelişemezsin. İşte açık söyleyeyim, Limon dergisini kurduk, onun üzerine daha çivi çakan adam çıkmadı. Ne dergi yapabiliyorlar, ne karikatür yapabiliyorlar. Araştırmazsan, görmezsen, uğraşmazsan… bizim çok usta İlban Ertem’imiz var, Bodrum’da, kapanmış kendi başına birşey yapıyor, onu değerlendirmiyorlar, Nuri Kurtcebe’yi değerlendirmiyorlar. Bunlar benim de ustam, onların da ustası. Bülent Arabacıoğlu aynı şekilde. Yani biz kendi değerlerimizi maalesef değerlendiremiyoruz.

Neden diye hiç düşündünüz mü?

Aa tabi. Neden? Altyapınız yoksa, genel kültürünüz yoksa, akademik bir eğitimden gelmiyorsanız…

İşte az önce buna gelmek istedim felsefi derinliğin eksikliğini işaret ettiğimde…

Günümüzde şöyle bir şey var. Yarış atı gibi. Kapatırlar ya yarış atlarının gözlerini… Önüne doğru koşuyorsun, bu arada sağında solunda ne oluyor görmüyorsun, arkaya da dönüp bakmıyorsun. Arkaya dönüp bakmak kötü bir şey değil, sağa sola dönüp bakmak kötü bir şey değil, tek önüne doğru baktığın zaman kötü; geldiğin yerin neresi olduğunu da şaşırıyorsun. Donanımınız olmadan bir yere gelmek çok zor bir şey. Bu dergileri belli

bir yere oturtmuş arkadaşlarımıza bakıyorum, hepsinin akademik eğitimleri, altyapıları var, ama bir yerlerde eksik var, eksik şuradan kaynaklanıyor: Günümüzün tüketen insanı içine girdi bizim dergicilerimiz. Problemimiz burada. Kafelerde,

bar köşelerinde, underground bir yaşamın içindeyseniz siz kendinizi nereye kadar taşırsınız ki? En büyük hastalık budur. Aziz Nesin’in elli kere söylediği, tüm mizahçılar için en büyük tehlikedir: Sırça köşke çıkarsanız bu işten koparsınız. Kendinizi eğitmezseniz koparsınız. İşte örnek: Mehmet Barlas’a bayılırlar, ne kadar entelektüel derler; biliyorlar mı Mehmet Barlas her gün beş saat kitap okuyor. Okumazsanız, araştırmazsanız, gezmezseniz olmuyor, ben haftada dört tane beş tane galeriye giderim. Bakarım, ne yapıyorlar, ne ediyorlar diye. Bunu takip etmek zorundasınız.

Kedi çizmek devam edecek mi?

Kedi tabii devam edecek, kediyi ben bıraksam kedi beni bırakmıyor, öyle bir noktaya geldik. Yabancılardan çok ilgi görüyorum, yurtdışında sergilerde de oldum. Aslında evrensel olmayı amaçlamıştım, onu zaten yakaladım. Birşey yaparken evrensel olmaktan vazgeçmemek lazım. Bizim dergilerde problem bu, çok yereliz biz, çok içeriye dönük çalışıyoruz. Bunlar tabii ki dezavantaj. Evrensel olmak kolay bir iş değil ama yapılır, yapılmaz birşey değil. Evrensel olunca sanatta ayrı bir keyif var oluyor. İçeriye dönük kaldığınızda suya yazı yazıyorsunuz. Ben sekiz sene Sabah gazetesinde siyasi karikatürler çizdim, her gün. Ne oldu? Suya yazı yazıyorsunuz işte. Sizi tatmin etmiyor ki bir noktadan sonra, dergiler çıkardım tatmin etmedi, gazeteye çizdim tatmin etmedi, öyküler yazdım. Anlatmak istediğim bazı şeyler vardı, anlatma fırsatını buldum Sabah gazetesinde. Bir hikâyenin boşa gitmemesi lazım. Kitap bu anlamda kalıcı; seramik, resim, heykel bunların hepsi kalıcı.

Ben serginize Özlem Saraç’ın internet sitesinde rastladım.

O benim en çok sevdiğim arkadaşlarımdandır. Benim asistanımdı, artık asistanım değil, yetiştirdi kendini. Çok da güzel bir yazı yazmış sitesinde sergimle ilgili, torpil yaptı bana.

Çok güzel yapmış ve ama iyi ki de yapmış. Çok teşekkür ediyoruz Murat Bey bize zaman ayırdığınız için.

Ben çok teşekkür ediyorum, ayağınıza sağlık.

Ropörtaj: Mehmet Kadir

İlk yorum yapan siz olun

cevaplayın

Posta adresiniz yayınlanmayacak


*