Kedicilerin Değil Kedilerin Mekanı: Cihangir Kaktüs Kahve

Kedicilerin Değil Kedilerin Mekanı:

Cihangir Kaktüs Kahve

Kaktüs Kahve, İstanbul Cihangir’in kedili mekânı. Biz kediciler içinse tam bir cennet. Kapı, duvar ne varsa kedili. Kahve içtiğiniz fincandan masaya getirilen servislere, küllüklere, duvardaki tablolara kadar her şeyde ‘bir kedi görmek’ mümkün. Kedi Kaan’a bir kuşun peşinden ağaca tırmanırken yolda rastladık, Kaktüs’e geldiğimizdeyse sandalyelerde uyuklayan Nebahat ve Charlotte ile karşılaştık. Sonra sırasıyla diğerleriyle tanıştık: Hırılcan, Bilal ve Erol Taş Jr. Kaktüs kahvenin ortaklarından Gülsüm Hanım’la gerçekleştirdiğimiz röportajda, kendisi çok önemli noktalara değindi. İnsan olmanın, insan olabilmenin gereğiydi aslında tüm bunlar. Sevmeye, paylaşmaya, duyarlı olmaya davet vardı.Herkesin bu davete icabet etmesi dileğiyle…

Kaktüs Kahve’nin tarihçesinden bahseder misiniz bize?

İlk Kaktüs 1993’te Beyoğlu’nda açıldı. 2008’de de Cihangir Kaktüs açıldı. Kahvenin kendi aramızdaki
adı Kedi Kaktüs. Ama bir süre sonra kedili mekân demeye başladılar. Bu mekânda da diğerinde de kediler, dönem dönem kendisi yanaşan köpekler de oldu. Ortaklarımın hiçbiri bu konuya mesafeli değil, ama benim için bu konu daha özel. 5,5 yıl köpek barınağında gönüllü olarak çalıştım, hem evimde hem işyerinde hem de sokakta çok sayıda kedim var.

Diğer mekânda da kedi konseptini görmemiz mümkün mü?

Diğer mekânın dekorasyonunda kedi bu kadar ön planda değil. Buranın kendi aramızda Kedi Kaktüs olmasından kaynaklanan bir kedi figürü ağırlığı var. Orası daha küçük bir yer. Arka bahçesinde kediler var. Başlangıcından beri bizimle olan ve hâlâ hayatta olan Kaktüs var. Sokağın adını taşıyan, Adnan (diğer Kaktüs, Beyoğlu’nda İmam Adnan sokakta) isminde başka bir kedimiz var. Aynı zamanda sokağın da kedisi o. Bazen sokakta duruyor, bazen bize geliyor.

Mekândaki kedili objeler nereden, nasıl edinildi?

Duvardaki tabloların birçoğunu evden getirdim. Satılan kedili objeleri bizim için tasarlayan yetenekli bir arkadaşımız var. Hem ona bir katkı olsun, hem bizim konsepte uysun diye böyle birşey yaptık. İnsanlar alsın, evine götürsün, hediye etsinler diye sergiliyoruz.

Kendi evinizde kedileriniz var mı?

Evet, kendi evimde de çok sayıda kedim var. Gerçek sayısını kiracı olduğum için söylemeyeyim, ama çok fazla.

Ben de evinde kedisi olan biri olarak bunun ne kadar güzel birşey olduğunu biliyorum; fakat sayıca çok olmalarının dezavantajları neler?

Bu zamana kadar tüm seçimlerimi kendim yaptım ve bundan da sızlanmadım. Ama maliyetleri ve manevi bedelleri gittikçe önlenemez bir hal alıyor. Birilerinin bu konuda olsun, hem bizim konsepte uysun diye böyle birşey yaptık. İnsanlar alsın, evine götürsün, hediye etsinler diye sergiliyoruz.

Çocukluğunuzdan beri mi var bu kedi merakınız?

Çocukluğumdan beri, kendine göre ezilmişliği olan ya da kendini ifade edemeyen, ağır şartlar altında olduğunu düşündüğüm canlılara, canlı türlerine sempatim var. Anneannemin evinde de kediler görüyordum ama ilk elle temasım 20’li yaşlardan sonra oldu. Evime ilk kediyi de 88’de aldım. O günden beri de hiçbir şekilde çıkmadılar hayatımdan. Başkalarının almadıkları sorumlulukları üstlenmek durumunda kalmaktan ötürü, abartılı bir şekilde sayıları artar oldu. Tabii bu hem maddi hem manevi zorluklara neden olabiliyor.

Ben de evinde kedisi olan biri olarak bunun ne kadar güzel birşey olduğunu biliyorum; fakat sayıca çok olmalarının dezavantajları neler?

Bu zamana kadar tüm seçimlerimi kendim yaptım ve bundan da sızlanmadım. Ama maliyetleri ve manevi bedelleri gittikçe önlenemez bir hal alıyor. Birilerinin bu konuda

bir şeyler yapması gerekiyor. Bir de ben bakmayı yalnızca onlara yemek vermek olarak görmüyorum. Sağlıkları, beslenmeleri, aşıları da benim için önemli. Bu bir
dünya görüşü, ben yaşama hakkını savunuyorum. Bu, hak ihlaline uğrayan her şeyi, herkesi içine alıyor ve ben bu konuda üzerime düşen maddi ve manevi her şeyi yapmaya hazırım. Ama bir tür kötüye kullanım da oluyor, bunu benim nasıl olsa yapacağımı bilenler tarafından. Bir de kendi vicdanını benim üzerimden aklamaya çalışanlar oluyor ve beni de en rahatsız eden şey o. Benim için de kolay değil. Ben onlardan ne daha fazla zamana ne de daha fazla paraya sahibim, ama çözmeyi hedef olarak alırsan bir yerinden tutarsın. Dışarıya yemek artığı atılırken bunun yapılmamasını anlayamıyorum.

Özellikle sıcak yaz günlerinde insanlar kapılarının önlerine su bile koymuyorlar.

Özellikle su talebinde bulunuyoruz. İnanır mısınız su verilmediği gibi su kaplarını da atıyorlar. Bir yaşlı teyze, su kapları atılıyor diye kalın yün hırkalarını yıkar, sularını sıkmadan asardı, onların damlayan sularından hayvanlar su içsin diye. Yani onları susuzluğa bırakıyor olmak hiçbir vicdan ölçüsüyle açıklanamaz. Onların ölmelerini istiyorlar.

Çalışanların, müşterilerin kedilere olan yaklaşımı nasıl?

Herkes burayı kedileriyle tanıyor. Bu zamana kadar kimsenin fiziksel bir şiddet uyguladığını görmedim. Çalışanlar da kedileri seviyor,
evinde kedi sahibi olanlar da var. Zaten iş başvurularında da, eğer sevmiyorsanız yapamazsınız diye söylüyoruz. Sevmemeyi prensip olarak anlayamıyorum, ama sevmenin de öğrenilebilir bir şey olduğunu düşünüyorum. Fakat nefret etme duygusuyla başedemezsiniz. Nefret duygusu zaten bizim mekânımızda olmayan bir şey.

Peki, burada yaşayan insanların, belediyenin kedilere olan yaklaşımı nasıl?

Cihangir kedili mekân ya da kedili semt olarak bilinir ama gittikçe, insanların hayatları kendileri
ve kendi öncelikleriyle iyice çevrildiğinden, bencillik ön plana çıkıyor. Bu bir dünya görüşü artık. İnsanlar böyle bakıyor, birincil sevdikleri ve öncelikleri. Cihangir’e taşındığımdan bu yana kötüye gidiş var. Zaman zaman yemek artıklarıyla ilgili fikirler ortaya attık. Dışarıya atılan yemek artıklarının toplanıp değerlendirilmesiyle ilgili girişimlerde bulunduk ama bu çağrıya kimse sıcak bakmadı. Kötü davrananlar, öldürenler, toplayıp çöpe atanlar oluyor. Gazete manşetlerine yansıyan şiddet olaylarının çoğunlukla hayvanlar üzerine olduğunu görüyoruz. Aklınıza hayalinize gelmeyecek uygulamalar yapılıyor hayvanlar üzerinde. Belediyemizin hayvanlara çok fazla dokunmadığını biliyoruz. Zaten kedileri kolay kolay yakalayamazsınız, toplayamazsınız. Zaten biz burada bir yandan da sessiz bir koalisyon oluşturuyoruz, takip de ediyoruz. Ama özel dönemlerde, şehrin kimliğinin öne çıkarılmaya çalışıldığı zamanlarda böyle toplama gibi olaylar olabiliyor. Örneğin Habitat döneminde böyle bir olay olmuştu. Halbuki bu hayvanları iyileştirip, aşılatıp yerine bırakmak, eğer sorundan kurtulmak hedefleniyorsa bir çözümdür. Çünkü kısırlaştırmanın bedeli öldürmeden fazla değil. Ama olay sorunu çözmek değil, o anda şikâyet konusunu ortadan kaldırmak. Sadece göz önünde olmalarını engelliyorlar.

2010 İstanbul Kültür Başkenti projesi kapsamında yer alan
2010 İstanbul: Avrupa Kültür ve Kedi Başkenti fotoğraf sergisini duymuşsunuzdur. Bu konuyla ilgili neler düşünüyorsunuz?

İstanbul’un kedi başkenti olarak lanse edilmesi başka bir şey; ama bu onların kedilere nasıl davranacaklarını garanti altına alan bir şey değil. Dönem dönem kendi gözlerine hoş gelen kedilerin ortada olmasına itiraz etmezler. Ama aynı zamanda 2010 Kültür Başkenti kimliğiyle çeliştiklerini düşündükleri kuyruksuz, kör kedileri sokaklarda görmek de işlerine gelmez. Sokak çocuklarını görmek istemedikleri gibi.

Son olarak sizin eklemek istediğiniz neler var?

Kedi sevmeyenlere söyleyecek lafım yok ama az önce de söylediğim
gibi, sevmek öğrenilebilir bir şeydir. Biz bu mekânda insanların kedileri görmesine imkân sağlayarak bir tanışıklık, bir göz aşinalığı yaratmak istiyoruz. Görsünler, alışsınlar, birlikte nasıl yaşanır gözlesinler. Buradan yola çıkarak birlikte yaşamayı denemeye çalışsınlar; görecekler ki kediler, minnet ve şükran duygularını insanlardan çok daha kısa sürede ve çok daha rahat ifade ederler. Önce reddetmeden tanışsınlar. Sonra insanlar arasında artık kalmayan, vefa ve gözlerdeki sevgi alışverişini yaşayacaklar. Bunlara onların da ihtiyaçları var, ama farkında değiller. Kaçmak yalnızca kolaycılık, bu hiçbir şeyi çözmez. Dünya yalnızca bizden ibaret değil. Biz bu dünyayı paylaşıyoruz ve bunun koşullarını yerine getirmek lazım. Ayrıca denetimsiz kedi köpek ithali kesinlikle ve kesinlikle yasaklanmalı. Petshoplarda veteriner hekim de olmalı prensip olarak. Bildiğim kadarıyla yurt dışında böyle. Buralardaki hayvanları belli bir süre bekletip sonra uyutuyorlar. Çünkü para edebilecekleri sempatik dönemleri var. Hijyen şartları sağlanmıyor, aşıları önemsenmiyor.Dönem dönem bazı hayvanlar moda oluyor, insanlar da çocukları istedi diye alıp sonra sokağa bırakıyorlar. 5,5 yıl hayvan barınağında gönüllü olarak çalıştım ve oradaki hayvan çeşitliliği hiçbir yerde yok.İnsanın bir hayvana nasıl baktığıyla dünyaya nasıl baktığı arasında bir paralellik var. Siyah kedi sevmiyor olmakla, beyaz-siyahî, zenci ayrımı gibi. Siyah kedi niye uğursuz olsun ki? Ya da erkek kedi kısırlaştırılmaz; ki bu da, erkek, çapkındır dışarı çıksın zihniyetinin bir sonucudur. Ataerkil toplum yapısı…Ayrıca sadece cins hayvan seviyor olmak…Bütün bunlar insanın hayatta nasıl durduğuyla, dünya görüşüyle paralellik gösterir.

İlk yorum yapan siz olun

cevaplayın

Posta adresiniz yayınlanmayacak


*