Kedilerde AIDS

Son yıllarda adından sıkça bahsettiren, özellikle sokak kedileri arasında yaygınlık gösteren Feline Immunodificiency Virus (FIV) kedigillerde AIDS’e neden olan bir virüstür. Retrovirus ailesinin bir üyesi olup, kedilerde bağışıklık sistemini etkileyerek çeşitli hastalıklara neden olan bu hastalık, ilk kez 1986’da tespit edilmiştir. Yapılan çalışmalarda sağlıklı görülen kedilerin % 7-10’unda FIV saptanmıştır. Çağımıza damga vuran HIV, kedilerdeki FIV ile yakın akrabadır. Virüsün insan formu olan HIV ile kedilerdeki formu olan FIV her ne kadar yapısal olarak birbirine yakınlık gösterse de, iki tür arasında etkileşim olmamaktadır. Virüs türe özgü olduğundan FIV insanlara, HIV de kedilere kesinlikle geçmemektedir.

Hazırlayan: Hidayet Ünal

FIV Nasıl Bulaşır?

FIV’in yalnızca kedigilleri etkilediğinden bahsetmiştik; bu etken dış ortamda fazla aktif olamadığından yalnızca canlı organizmaya ihtiyaç duymaktadır. Virüs bir kediden ötekine büyük oranda ısırık yoluyla geçmektedir. Virüsün anneden yavruya plasenta veya süt yoluyla geçebileceği, hatta çok düşük ihtimal olarak da çevresel faktörlerce kediden kediye geçebileceği de literatürde yer alır. Virüsün kediler arasında özellikle kavga anında ya da cinsel birleşme esnasında erkeğin dişiyi bazen aşırı güç kullanarak ensesinden ısırması yoluyla bulaşması söz konusudur. Sokak kedilerinde yaygın olmasının sebebi ise kediler arasında sıkça yaşanan kavgalardır.

Hastalığın Belirtileri Nelerdir?

Virüs organizma içinde yavaş fakat emin adımlarla ilerler. Vücuda girdikten sonra hedef seçtiği ilk yapı, lenf düğümleridir; en yakın lenf düğümüne giderek orada çoğalmaya başlar. Lenf düğümlerinin bu duruma verdiği tepki ise, hafiften aşırıya kadar büyümek olur. Kedimizin lenf düğümleri gözle görülür düzeyde büyümedikçe biz kediciler bu durumu anlayamayabilir, böylelikle hastalığın bu aşamasını gözden kaçırabiliriz. Haftalar sonra aşırı genişlemiş lenf düğümlerine, iştahsızlık, kilo kaybı, ishal ve yüksek ateş de eklenince; biz veteriner hekimlerin yapacağı kan testleri sonucunda, vücudun savunma sistemi için önem arz eden beyaz kan hücrelerinde ve lenfositlerde düşüş gözlenir. Bu durum, kedimizin, bağışıklık sistemini etkileyen bir etkenle karşı karşıya olduğunu gösterir.

Bağışıklık sisteminin görevini iyi yapamaması sonucunda, özellikle bakterilerin ve diğer etkenlerin vücuda ilk giriş yolu olan ağız-burun bölgesinde ve vücudun güvenlik duvarını oluşturan deride kronik lezyonlar başgösterir. Deride, uzun süreli tedaviye bile cevap vermeyen değişiklikler gözlenir, kulaklarda uyuz etkenine bağlı kaşıntı ve kirli görünüm kaçınılmazdır, kedimizin tüyleri göz alıcı parlaklığını da kaybetmiştir. Ağızda görülen lezyonlara diş ve diş etindeki değişiklikler de eşlik eder, devamında ise bütün sindirim sistemi etkilenir. Diş ve diş etindeki deformasyonlar sebebiyle mamasını yiyemeyen hasta kedimizde ciddi ağız kokusu problemi oluşur. Solunum sistemindeki değişiklikler ise burun akıntısı ve solunum güçlüğü ile karakterize olgular şeklinde görülür.

Bunlarla birlikte virüs tarafından etkilenen kedilerimizde zamanla sinirsel semptomlar da görülmeye başlanır; özellikle kedimizin karakterinin değişmesi sık rastlanan bir durumdur. Gözde, özellikle korneada görülen renk değişiklikleri, hastalığın seyri ile ilgili fikir sahibi olmamızı sağlar. Çoğu olguda kan tablosunda ortaya çıkan anemi (kansızlık) dikkat çekicidir. FIV’in hamile kedilerde düşüğe sebep olduğu ve etkilenen kedilerin kansere yatkınlığı bilimsel yayınlara geçmiştir. Kansere yatkınlık, vücudun kanser hücreleriyle savaşacak gücü kaybetmesi sonucu ortaya çıkar.

Kedimin AIDS Olduğunu Nasıl Anlayabilirim?

Kedilerde FIV ve FeLV birbirine yakın oldukları için, klinik belirtiler de birbirine çok yakındır. Dolayısıyla bu iki virüsün ayırıcı tanısını yapabilmek için farklı metotlardan yararlanılır. Veteriner hekim tarafından kedimizden alınacak az miktardaki kanın, kliniklerde var olan hazır test kitleri veya laboratuar testleriyle işlemden geçirilmesi yoluyla tanı konulabilir.

Yapılan Testler Tanı İçin Yeterli midir?

Eğer kedimiz henüz yavru ise annesinden aldığı antikorların seviyesi tam olarak düşmediği için, test hatalı biçimde pozitif çıkabilir, ya da sokaktan bulunmuş bir kedinin yaşı ve almış olduğu ısırık, yaraların şekli ve zamanı ile ilgili net fikir sahibi olamadığımızdan, yapılacak olan testin hatalı sonuç verebileceği unutulmamalıdır. Bu yüzden belirtilen klinik semptomları gösteren kedimize test yaptırmak istersek, 8. aydan sonraki dönem en uygun zamandır. Hastalık belirtisi göstermeyen kedimize test yaptırdığımızda ortaya çıkabilecek yanlış sonuç, bizleri gereksiz yere üzebilmektedir.

Hastalığın kedimize bulaşmaması için uygulanabilecek en doğru yöntem, kedimizin evden dışarı çıkmasını önlemektir; bunun yanısıra kedimizi kısırlaştırmak, dünyaya gelecek kediciklerin hayata dezavantajlı olarak başlamasına engel olacaktır. Bu hastalığın belirli bir tedavisi yoktur; AIDS’e yakalanan insanların kullandıkları ilaçlar kedilerde kullanılabilir, fakat gerek sonuçların başarısızlığı gerekse ilaçların pahalı olması sebebiyle her şeyden önce virüsün kedimize geçmesine engel olmamız gerekmektedir.

Bunun dışında, evimizde FIV’li kedimiz varsa bunu sağlıklı kedimizden ayırmamız gerekmektedir. Onu stresten uzak, temiz, sağlıklı ve sevgi dolu bir ortamda büyütmemiz, onu yüksek kaliteli gıdalarla beslememiz, hastalığın kedimizi bizden ayırmasına engel olacaktır. FIV’li bir kedi, sağlıklı bir kedi kadar yaşayabilir, ama bu konuda biz kedicilere büyük görevler düşmektedir. Başta veteriner ziyaretlerini aksatmayıp aşılarını zamanında yaptırmamız, belli dönemlerle kedimizi kontrole götürmemiz, onu diğer hastalıklardan korumamız, hayat kalitesini yüksek tutmamız, kedimizle birlikte geçireceğimiz uzun yıllar için birer başlangıç noktası olacaktır.

Sağlıklı günler dilerim…

İlk yorum yapan siz olun

cevaplayın

Posta adresiniz yayınlanmayacak


*