Tiyatro Kedi

Kediler Güçlü Algılarıyla Dinamik ve Meraklı Özellikleriyle Tiyatro’ya Çok Uygundur.

Kedi seven, hayatlarını kedilere her zaman açık tutan insanlar yuvalarını bir kediyle paylaşmaya başladıkları aynı gün bir de Tiyatro Topluluğu kurma heyecanını yaşamışlarsa, kurdukları topluluğa ad koymayı hiç mi hiç uzun uzun düşünmezler, düşünmemişler de.

Kedi kendini yuvalarına, adını da tiyatroya getirmiş kondurmuş. Tiyatro Kedi demişler topluluklarına. Gün onlar için artık iki kere özel olmuş Tiyatro Kedi 2002 yılında İpek Kadılar Altıner ve Hakan Altıner’in birlikte hayata geçirdiği bir projedir. Hakan Altıner topluluğun Sanat Yönetmenliğini üstlenmektedir. Prodüksiyon, Reklam, Halkla ilişkiler, Tanıtım faaliyetleri İpek Kadılar Altıner üzerinden yürütülmektedir.


Hakan Altıner

Kedi ve tiyatroyu hangi noktalarda örtüştürebilirsiniz diye sorulduğunda; Kediler dinamiktir, meraklıdır, algıları güçlüdür bu özellikleri tiyatroya çok uygundur diyorlar. Bu, onların tiyatro anlayışlarının bir kopyası aslında ve bu anlayışlarını kedi ile imgelemişler.

Şu sıralar, Pazar günkü Cinayet, Çalıkuşu, Kibarlık Budalası, Figaro’nun Düğünü oyunlarını sahneliyorlar. Moliere’in Kibarlık Budalası oyunlarına rezervasyon yaptıracaktık, hayır dediler, davetli olarak oyunlarını izleme şansı sundular. Zengin ama görgüsüz ve parasıyla kendine kültür satın almaya, kültürün yanında bir de metres edinmeye çalışan bir adam ile onun bu zaafından yararlanan doyumsuz ve de çulsuz bir asilin hikâyesi anlatılır İpek Kadılar Altıner’ın uyarlamasında.


İpek Kadılar Altıner

Hizmetçi kız doğrucudur, hizmetçi adam da onun gibi doğrucudur, çünkü onu seviyordur, sevilmeyen uşak kirli ilişkilerin de sırdaşıdır, evin derinidir. Evin kızı sadece aşıktır, babadan zengin olmanın dışında başka da bir şey değildir. Evlenmek istediği adam asil değil ama varlıktı bir adamdır, asil olamadığı için asalete meraklı baba, kızı adama vermek istememektedir. Saf cahil zengini kandırmanın yolu bulunur. Bu arada çulsuz asil, zengin ev sahibinin de aşık olup metres tutmak istediği kendi kadınını hem korur hem de kendi yolunu bulur. Bu hikâye hiç de yabancı değildir bize. Ama Haldun Dormen’den, Tarık Papuççuoğlu’ndan izlediğinizde sosyal garipliklere ve abukluklara çok gülüp keyifli bir zaman geçiriyorsunuz.

Bu keyifli zamanın ardından İpek Hanım, Hakan Bey ve Tarık Bey ile tanışma fırsatımız oldu. Seyircilerinden memnun, izlenmekten ve beğenilmekten memnunlar. İzleyici kitlesi edinebilmenin ve hedeflerine ulaşabilmiş olmanın verdiği enerjiyi daha da yeni projelere aktarmak için sabırsızlar. Sorumlu gençlere fırsat tanımayı kendi sorumlulukları olarak görüyorlar. Seyirci iletişimi, tiyatroculuklarının ana ilkelerinden. Medya desteğini yetersiz bulup şikâyetçiler. Özellikle Hakan Bey ülkedeki sanat tanıtımlarının medyada gerektiği kadar yer almadığının ve her gün yayınlanan, sadece sanat haberlerinin olduğu bir gazeteye ihtiyaç olduğunun altını çiziyor.

Sanat tanıtım sorununu çözmenin tiyatrolara düştüğünü, ciddi mali tablolara katlanmak zorunda olduklarını, bunun da sıkıntı yarattığının üzerinde duruyor. Oyun yazarı eksikliğinden yakınıyorlar. Hem sayıları az hem de söyleyecek sözü olan yazar az tespitinde bulunmuşlar. Gerek oyunculuk alanında gerek ise yazarlık alanında ekonomik kaygıların ve popülarite önceliklerinin tiyatroyu daralttığı fikrindeler. Eleştiriye sonsuz açıklar. Sen de kimsin, nereden çıktın, bu işin insanı mısın ki demeden, kimden gelirse gelsin düzeyli olduğu sürece eleştirileri buyur eden bir tiyatroculuk anlayışı geliştirmişler.

Aslında buna geliştirmek de denmez; kendi bünyeleri bu davranış biçimini sergiliyor. Ziyarete gitmeden önce bir kedilerinin olduklarını, kedilerini hangi adla çağırdıklarını dahi öğrenmiştik. Kaç yıldır kediniz sizinle birlikte diye sorduğumda açıkçası bana vuruk yaşatan bir cevap aldım. Bir süre kendimi toparlayamadığımı çok rahat söyleyebilirim. İsim babaları Likör artık onlarla birlikte değildi. Şeker hastalığı yüzünden onu kaybettiklerini söyledi İpek Hanım ve Hakan Bey. Almışlar, gönüllerine gömmüşler Likör’ü. Ama kedisiz de kalmamışlar. Likör’den sonra; Evde Badem, ofiste Lokum, Omlet, Reçel… bu kediler gıda zinciri gibiler.

Ofislerinde de kedileri var, evlerinde de. Kısırlaştırılmaya kıyılamayan kediler, anneye ait köpeğin, yavrusu sandığı kedi yavruları, sahne tozuna bulanmış Pos Bıyıklı Kedi Hayrullah, İpek Hanım ve Hakan Bey’in dört bir tarafında sürekli bulunmuşlar. Paspas üzerinde görmüşler almışlar. Saksıda görmüşler toplamışlar. Bitmemiş, sahiplenme sorumluluğu, kedileri Badem’e de geçmiş.

Badem de saksıda bulunmuş Lokum’u yavrusu sanmış ya da sanılmasını istemiş, almış ona annelik yapmış. Üstüne kendi yavrularını da doğurup getirmiş oturtmuş İpek Hanım ve Hakan Bey’in de ortalarına. İpek Hanım’ın annesinin köpeği dahi zaman gelmiş Badem’in yavrularına anne olmuş. Tüm aileye hakim bir mütevazi sorumluluk hepsine huzur getirmiş. Bu adlar neden kedilerin adı olmuş diye merak ettim.

Likör evlerine ilk geldiğinde likör şişelerinin arasında yatıyormuş, renkleri kendilerine muz likörünü çağrıştırdığından adı likör konmuş.

Bebekken koca göbekli, tüylerinde kahve tonları fazla olan Badem’e Badem adı çok yakışmış.

Bir lokmalıktı, tam yemelikti dedikleri yavruları, Lokum olmuş. Şimdilerde peşinden koşuşturuyormuş ama doğduğunda yayılınca sepete, Omlet’e çıkmış adı.

Hareketli mi hareketli, kardeşlerinin tepesinden inmeyen tatlı yavruya Reçel denmiş.

Oluyor mu sizi hiç kızdırdıkları diye soruyorum. İpek Hanım küçük harflerle eşyaların üzerindeki tırmalama izlerini, Hakan Bey biraz daha büyük ama yine ufak harflerle, yatağa çıkmak için yaptıkları kavga gürültüden yakınıyorlar, ama sadece biraz yakınma. Şikâyet yok. Oyuncu seçimlerinde oyuncuların kedi sevgisinin seçimlere ve tercihlere bir yansıması olabilir miydi? “Bizim özellikle tercih etmemize hiç gerek yok, bu hassasiyetimizi bilerek geliyorlar” dedi Hakan Bey. Sadece Ebru Cündübeyoğlu’yla yaşanan talihsiz deneyimlerini anlatırken Tarık Papuççuoğlu da katılıyor söze.


Tarık Pabuççuoğlu

Tiyatro Kedi, Yıldız Sarayı Mabeyn Köşkü Bahçesi’nde Kibarlık Budalası’nı, Figaronun Düğünü’nü, Çalıkuşu’nu, bahçenin kuşlarının, böceklerinin, kedilerinin eşliğinde oynamış olmanın keyfini yaşamış. Bu keyif Pabuççuoğlu ve Cündübeyoğlu sahnedeyken bir kere kaçmış. Ailurofobisi (kedi korkusu) sorunu olan Cündübeyoğlu’nu, rol çalmak için sahneye çıkmış bir kediden korumak adına Pabuççuoğlu kediyi ayağıyla itip uzaklaştırır.

Bir köpek sahibi olan Papuççuoğlu kedilerle hiçbir sorunu olmadığını, olamayacağını, kedi korkusunu ciddi boyutlarda yaşayan Ebru Hanım’ın sahnede bir sağlık sorunu yaşamaması için kediyi bir refleks hareketiyle uzaklaştırmak zorunda kaldığını tekrar tekrar anlattı. Tekrar tekrar ve uzun uzun. Kendisinden korkulduğunu hissedip kedilere has inatçılığını ve muzırlığını ve biraz da küstahlığını sahnede Cündübeyoğlu üzerinde gösterme şansı bulan davetsiz kediden sahne arkadaşını korumak adına gösterilmiş bu ani refleks hareketi Papuççuoğlu’na bir yığın haksızlık olarak geri dönmüş. Bu hareketi neden yaptığını ya da yapmak zorunda olduğunu bilmeyen insanlardan aldıkları, hiç de hak etmedikleri tepkileri kabullenememişler.

Coşmuş insanlarımız yine bilmeden anlamadan. Binlerce mail atmışlar ve açıklamalar yapmışlar o insanlara durumu anlatabilmek için. O günün kahramanı kediyi yanımızda getirsek, ondan dahi özür dileyecek konumdaydı. Yaşananlardan ve aldığı tepkilerden gerçekten üzgün olduğunu hissetmemek mümkün değildi. Cündübeyoğlu’nun tedavi olduğunu söylüyorlar, ama bu talihsiz olay nedeniyle aldıkları tepkiler onları bayağı tedirgin etmiş, canlarını sıkmış.

Tiyatro Kedi kurucularıyla, kurucularının ve oyuncularının ve oyunlarının özgünlüğüyle ve tüm kaliteleriyle yurdun dört bir tarafında zevkle “Perde” demeye devam edecek. Şimdilerde oyuncu seçmelerine başladıkları Shakespeare’in Bir Yaz Gecesi Rüyası’nı, Yıldız Sarayı’nda sahnelemeye hazırlanıyorlar. Oyuna, kendi çağdaş ritmindeki rock müzikleriyle zenginlik katacaklar. Biz gölgeler, kusur işlediysek eğer, Şöyle düşünün ve bizi hoşgörün: Bu hayaller görünürken sahnemizde, Siz de biraz kestirdiniz yerinizde. Biz de Tiyatro Kedi’nin sahnesini terk etmek üzereyken, Tarık Papuççuoğlu’nun Bodrum gibi tatil yerlerinde insanların hoş görülemeyecek bir kusuruna dikkat çekmesiyle biraz duraladık.

İnsanların yaz aylarında bakıp, kendi tatillerini sonlandırdıklarında da terk ettikleri evcil hayvanların çaresizliğine ve zor yaşam koşullarına dikkat çekiyordu Papuççuoğlu. Katılmamanın mümkün olmadığı bu dikkate alınması gereken durumu sizlere hatırlatmak istiyoruz. Lütfen evcil hayvan dostlarınızı terk etmeyin. Onlar hayatlarınızın birer eğlence kaynağı değil, hayatlarınızın parçaları olmalıdır. Bu durumu böyle algılayamıyorsanız, lütfen kendi zevkiniz için hiçbir canlının hayatıyla oynamayın. Bakamıyorsanız, bakamayacaksanız onları evinize hiç kabul etmeyin. Çünkü onların da hafızaları var, onların da hatıraları var.

Hazırlayanlar: Mehmet Kadir, İpek Taşdan, Özden İnal

İlk yorum yapan siz olun

cevaplayın

Posta adresiniz yayınlanmayacak


*