Edebiyatta Bir Anlatım Aracı Olarak Kedi (3. Bölüm)

“Kedi Sadece Miyav Demez”

Tokatlı Ebubekir Kani, şiirlerinde mizahi bir üslubu olan asrının mizahî mektupları ve manzumeleri ile tanınmış şairlerindendir. 120 civarında mektuptan meydana gelen münşeatı üslûp inceliği ve mizahî unsurları bakımından şiirlerinden daha başarılı görülmektedir. İki yüzlülüğü, dalkavukluğu sevmeyen, açık sözlü bir kişiliği olan Ebubekir Kani, bir kedinin ağzından sahibine yazılan Hirrenâme (Kedi mektubu) olarak bilinen mizahi mektubu oldukça meşhur olmuştur.

Eski Mısır’dan bu yana sanatçılara hep ilham kaynağı olan kediler, edebiyatta da bir anlatım aracı kılınarak gerek hiciv gerekse mizah ve nükte olarak edebî metinlerde kullanılagelmiştir. Namık Kemal, zamanının sadrazamını eleştirmek amacıyla kediyi bir hiciv aracı olarak kullanırken, kendisinden önce Tokatlı Ebubekir Kani tarafından da mizah üslubu olarak kullanılmıştır.

18.Yüzyıl divan şairlerimizden, özellikle nesir üstatlarından olan Ebubekir Kani, 1712 yılında Tokat’ta doğdu. Eğitimini memleketinde tamamladı. Kırk yaşına kadar intisap ettiği Tokat Mevlevihânesinde yaşamını sürdürdü. Şiirleri ile I. Mahmut döneminde Halep, Bosna, Trabzon valiliklerinden sonra beş yıl kadar sadrazamlık yapan Hekimoğlu Ali Paşa’nın Tokat’tan geçişi sırasında dikkatini çekti. Paşa, kendisine sunduğu bir kasideyi beğenmesi üzerine, Ebubekir Kaniyi Trabzon’a götürdü. Hekimoğlu Ali Paşa, 1754’de sadrazam olduğu zaman onu da İstanbula getirmiş ve Divan-ı Hümayun kalemine memur olarak yerleştirmiştir. Daha sonra Silistre’de de dîvan kâtipliği yapmış, bu esnada Bükreş’te de özel katiplik görevinde bulunmuştur. 1782 yılında tekrar İstanbul’a Ebubekir Kani, mizahi ve alaycı üslubunun başına iş açması sonucu Limni adasına sürgün edilmiştir. Ömrünün son yıllarına doğru affedilmiş 1792 yılında İstanbul’da ölmüştür.

Tokatlı Ebubekir Kani, şiirlerinde mizahi bir üslubu olan asrının mizahî mektupları ve manzumeleri ile tanınmış şairlerindendir. 120 civarında mektuptan meydana gelen münşeatı üslûp inceliği ve mizahî unsurları bakımından şiirlerinden daha başarılı görülmektedir. Yine I. Mahmut saltanatında bir yılı aşkın bir süre sadrazamlık yapan Yeğen Mehmet Paşa’ya yazmış olduğu mektupları da ilgi çekici münşeatları arasındadır. Türkçe, Arapça ve Farsça şiirler nazmeden Ebubekir Kani’nin divanı basılmıştır. Mektupları arasında bulunan ve bir kedinin ağzından sahibine yazılan Hirrenâme (Kedi mektubu) meşhurdur.

Bükreş’te katipliği esnasında Romanya’da aşık olduğu bir kız ile aşkı dillere destan olmuştur. Kızın evlenebilmeleri için Tokatlı Kani’nin Hıristiyan olması gerektiğini söylemesi üzerine de Kırk yıllık Kani, olur mu “Yani” sözüyle Türkçemizde bir özdeyiş haline gelmiştir. Söz konusu özdeyişin ortaya çıkış serüveni şu şekilde cereyan etmiştir. Tokatlı Ebubekir Kani, Silistre’deyken Voyvoda Alexsander’in yanında özle sekreter olarak da hizmet etmiş ve o ellili yaşlarda bulunduğu o sıralarda genç bir Rum dilberine gönlünü kaptırmış. Ne var ki kız, papaz sülalesinden gelmekte ve tutucu bir hayat yaşamaktadır. Kani, dillere destan olan aşkını mutlu sona erdirmek için kıza evlenme teklifi ederse de nafile, kızın ailesinden asla olamaz cevabını alırlar. Aşkları bu sefer acıya dönüşür. Sonunda kızın aklına bir çare gelir. Kani’nin Hıristiyan olması. Bu çare üzerine kızın babası evlenmelerine razı olur ve bir gün Voyvoda’yı ziyarete gittiğinde konu açılır. Kani Bey ‘i yanlarına çağırılar. Papaz efendi teklifi yapar.

– Kani Bey, bir şartla sana kızımı vereceğim, hemen şimdi dinin değiştirip Hıristiyan olursan!..

Kani Bey’in zihninde şimşekler çakar. O yörelerde sıkça kullanılan “Yani” adını hatırlayarak der ki:

-“Yapmayın papaz efendi, kırk yıllık Kani, hiç olur mu Yani?”

İki yüzlülüğü, dalkavukluğu sevmeyen, açık sözlü bir kişiliği olan Ebubekir Kani, bir kedinin ağzından yazılan hirrename olarak bilinen mizahi mektubu oldukça meşhur olmuştur. Muhittin Eliaçık tarafından ortaya konulan çalışmaların ışığında (1) Bu mektupta; dişi bir kedinin efendisinden izinsiz olarak bir başka kediden güzel konuşma öğrenip bu yeteneğiyle flört etmek sevdasına kapılması, bu maceraları esnasında, etraftaki evlerin kiremit ve bacalarını kırıp dökmesi, ve sonunda pişman olarak efendisinden af dilemesi anlatılmaktadır. Mektupda, dişi bir kedi, işlediği iffetsizlik yüzünden cariyelerin, yani kedilerin başı olan sarayın kızlar ağasından af dilemektedir. Mektup, bir arz tezkiresidir. Arz tezkiresi bir üst makama sunulur ve istekte bulunulur. Bu yönüyle mektup tam bir Osmanlı resmî belgesi mahiyetindedir. Mektup saray cariyelerinin başı olan sarayın kızlar ağasına hitaben yazılmıştır ve kısmen verdiğimiz şekliyle şu şekilde ağdalı bir üslupla kaleme alınmıştır;

“Devletlü inâyetli veliyy-i ni’met-i bî-minnetim sultanım hazretleri; Evzâ-ı şütür gurbe-i rûzgârdan masûn ve mânend-i Ebî Hureyre sâha-ı devlet-sarây-ı âlileri benât-ı cins-i lâzımü’l-ünsümüz ile meşhûn olmak… henüz mart hulûl etmeden ve benât-ı mahallemizden birisi perde-bîrunluk vadilerine gitmeden bu bu cariyeleri mu’azzamât-ı eczâ-yı kelimât ve eşhür-i müsta’melât-ı…âzâd ve rütbe-i âcizânemi reşk-fermâ-yı gürbe-i ziyâd buyurmaları bâbında emr ü fermân efendimindir. Min câriyetikümü’l-kadîme

Tekir binti Pamuk”

“Dünyanın karmakarışık işlerinden korunulması ve yüce makamlarının tıpkı Ebû Hureyre gibi (2), güzel kızlarımızla dolu olması isteği benzersiz yüce kapıya sunulduktan sonra; akıllara durgunluk veren ve hikayesi tuhaf bu kediciğin arzuhali şudur;

Mart girip mahallemiz kızlarından birisi hayasızlık yollarına gitmeden bu cariyeleri, dilimizin en meşhur ve büyük kelimelerinden olan harf-i vâvın mahrecini ve mav mav namesini Tekir adlı Vânî mahlaslı bir büyük kediden öğrenmek sevdasına düştü ve uygunsuz hareket ederek halkın bacalarını yıktı. Damdan dama sıçrayarak kiremitleri döküp birçok tiryakilerin keyfini bozdu. Nice dertlileri gece gece uygusundan mahrum etti. Özellikle de yabani kedi gibi, efendisinden izinsiz öğrenme ve güzel konuşma yoluyla flört ve üreme derdine düştü. Bütün bunlara karşılık birkaç kez aleme rüsva oldu. Yaratılışlarındaki güzel nakışlı ve kapları görünüşleri derisi vaşak kürkü gibi olma kötülüğüne düştü. Bütün bunların sonucunda masumiyetin ve nimetin değerini hissedip can ve gönülden alışıp kaynaşma arzu etmeye başladı.

Fakat, efendisinin, “kedi ne budu ne” diyerek, cismine göre büyük görünen suçunun affedilmesine alâmet olmak için arzuhalinin üstüne “hubbu’l-hirreti mine’l-iman = kedi sevgisi imandandır” unvanı yazması ve müptela olduğu trajik korkulardan kurtarması ve aciz rütbesini kıskanılan kedi durumuna getirmesi için dilekçesinin altına “Eski cariyelerinizden Pamuk kızı Tekir” adını yazarak efendisinden ricada bulunur.

Ebubekir Kani’nin hirrename (kedi mektubu) adlı mizahi üslup ile ele aldığı, mart ayı gelmeden önce cinsellik peşine düşen dişi bir kedinin teamüllerin dışına çıkması ve çevreyi rahatsız etmesinden sonra baş kediye özür mektubunun yazılış amacı evinin damında zamansız kızışmış bir kediyi nükteli eleştirme midir yoksa kedi üzerinden zamansız bir zamparalığa mizahi bir yaklaşım mıdır bilinmemektedir. Mizah ve nüktesini dile getirmek için kedi motifini ustaca kullanan 18. yüzyıl divan şairimiz Tokatlı Kani’nin divanında yer alan şu güzel gazeli ile konumuzu noktalıyorum.

Tabım ne mantık u ne bedî u beyân arar.
Bîr-harî u savt söyleyecek hem-zebân arar.

Her zerre kendi zâtına mânend-i afitâb.
Devri felekte şöhret-i nâm u nişan arar.

Feyz-i devam u baht-ı civan ister müdâm.
Rûmale hâk-i dergeh-i pîr-i mugan arar.

Kanlar dökerse ömr-i girân-mâye Kâniyâ,
Dil goncası küşayişi vakt-i hazân arar.

Bugünkü Türkçe ile;

Yeteneğim ne mantık, ne süslü söz ve anlatım arar,
O, harfsiz ve sözsüz konuşacak birini arar.

Her zerre kendine güneş gibi, dünyada.
Şanı şöhreti yüksek birini arar.

Yüz sürüp yalvaranlar coşkunluğun sürekli ve bahtın genç olmasını ister.
Yüzlerini sürmek için meyhanenin toprağını ararlar.

Ömür zalimi kanlar dökerse vaktidir. Bu anları öbür günler çok arar.
Değerli ömür baharı geçti ey Kânî. Gönül goncesi açılmayı sonbahar vaktinde arar.

Hazırlayan: İ. Ethem Polat


1 Muhittin Eliaçık, “Tokatlı Kani’nin Hirre- Nâme Adlı MektubuÜzerine”, Türk Dili, Sayı: 570, Ankara Haziran 1999.
2 Ebû Hureyre, Hz. Peygamber’in yakın ashabından olup bir kedi gibi sürekli peygamberin yanına sokulduğundan “kedicik babası” manasına bu lakabı almıştır.

İlk yorum yapan siz olun

cevaplayın

Posta adresiniz yayınlanmayacak


*