Röportaj: Selin Işın Maldonado

Selin Işın Maldonado: “Kedinin ruhu başka dünyalara dönüktür”

Hazırlayan: A. Necati Koçak

Kedilere olan ilginizin kaynağı nedir?

Çocukluğum büyük, bahçeli bir evde geçti. Ağaç tepelerinde ve kuytu köşelerde gördüğü her kedinin peşinde koşuşturan bir çocuktum. Altımda bez, bahçedeki kedileri kucaklamaya çalışıyordum. Rahmetli ananem beni uyutmak için kedili tekerlemeler söylerdi. Eski kaset buldum, babam kaydetmiş. Tekerlemenin ortasında ben miyavlıyorum. İlk kelimem miyav mıydı bilemiyorum ama bayağı ilginç bir keşif oldu benim için.

Yaşım ilerledikçe kucağımda taşıyabildiğim kadar kedi yavrusunu eve getirip, rahmetli anneciğime evde kalabilmeleri için yalvarırdım. Hayvan dostu bir aile olduğumuz için de çoğu kez gelen bu minik misafirler kalıcı olarak ailenin bir parçası olurlardı.

 

Neden sadece kedi resimleri yapıyorsunuz?

Çocukluktan başlayarak, bilincin bir şekilde oluşmaya başladığı süreçten itibaren insan hayatına giren olaylar ve objeler belli bir zaman sonra yaşamında önemli bir yer kazanır.

Ben ve kedilerim… Bir bakıma yaşamımdaki tek tutkum. Neden kediler? Çoğu kez kendime de sordum bu soruyu. Cevabı kimi zaman biraz karmaşık ve anlaşılmaz oluyor kelimelere dökmeye çalıştığımda. Öylesine yoğun bir duygu ki, tutkunun da ötesinde. Benim bir parçam olmuş artık kediler. Onlar gibi olmuşum… Bir paylaşım; tüm coşkuları, acıları, hayalleri…

Kedinin ruhu başka dünyalara dönüktür. Kedilerin sosyal kurallarla belirlenmiş karmaşık ama örgütlü bir toplu yaşam kavramı var. Bunun yanısıra tek başlarına hareket etme özgürlükleri fazlasıyla belirgin. İşte bu kendine özgülük, kedinin beni büyüleyen özelliklerinden sadece biri. Kedinin dinamizmi ve vücut yapısının mükemmel estetiği; yaptığı her harekette vücut kıvrımlarında oluşan en ufak değişim öylesine etkileyici ki.

Kedi ilginç bir yaratık, birbirine bütünüyle karşıt iki yaşam şeklini birlikte sürdürüyor. Evde sahibinin yüzüne çocuk gözüyle bakan kedi, kapı açılır açılmaz kendi kendine yeten bir yaratığa dönüşerek dışarı fırlıyor. Evcil hayvandan vahşi hayvana geçiş hayranlık verici. Bu, birçoğumuzun içinde gizli kalan, bastırılmış duyguların dışavurumu gibi, kendi içimde yaşadığım çelişkiyi, olmak zorunda kaldığım ‘ben’ ve gerçekte ‘kim’ olduğum arasında gidip gelen süreci, iki karşıt kişiliğin birlikteliğinin en ‘gerçek’ ifadesi olarak, ‘kedinin’ bunu aktarmak için en uygun sembol olduğuna karar verdim.

Bütün yaşamımı aksettirdiğim resimlerimde de hep kediler var. Her bir kedi; bir yaşanmışlık, bir insan, bir duygu… Yaşamı ve sonsuzluğusimgeleyen mavi, gizemin karanlığı ve aşkın ya da özlemlerin kırmızısı kedilerimle bir araya geldiğinde resimlerim ortaya çıkıyor. Çoğu zaman bir mesaj kaygısı taşımıyorum resimlerimde ama her birinin içinde dikkatlice bakıldığında anlaşılabilen kısa göndermeler var yaşama dair. Çok fazla anlatımcı olmak istemiyorum ama kimi zaman da tek bir renk her şeyi anlatmaya yetiyor. Belli belirsiz bir çelişki var resimlerimde. Yaşam da öyle değil mi? Bir çelişkiler dünyası… Kediler birer anahtar belki de benim için, bana ait…

Belki artık bir fetiş olmaktan da çıktı kediler benim için, bir ad koyamıyorum onlarla aramdaki bağa. Anlatamadığım için de sürekli çiziyorum onları, onlardan başka birşeye yer yok sanırım resimlerimde. Onlarda kendimi buluyorum belki de anlatmak istediğim sadece budur…

Çalışmalarınızdaki insani kedi figürlerinin anlamı nedir?

Bir tekir kedinin haylazlığı, kara kedinin asilliği, sarman kedinin sevecenliği yaşamımdaki insanlarla örtüşüyor. Birer kedi karakteri yüklüyorum onlara, böylelikle anlamak daha kolay oluyor benim için. Kimi zaman bir kedinin gözünden bakıyorum dünyaya, ne bileyim sanki daha bir mutlu oluyorum.

İlk yorum yapan siz olun

cevaplayın

Posta adresiniz yayınlanmayacak


*